Asimilasyonun tutmadığı Pomak köyü: ‘Ne(hayır)’ diyor.

EDİRNE – Keşan’ın Orhaniye köyünde yaşayan ve “93 Harbi muhacirleri” olarak da tarihe geçen Pomak halkı, asimilasyona karşı dil ve kültürlerini yaşatma mücadelesi veriyor. Abdi Kırdemir, köydeki potansiyelin Pomakça “Hayır” anlamına gelen “Ne” dediğini belirterek, “Hayır denilmesi için pek çok neden var. İnsanları karşıtlaştırdılar, sen-ben oldu” dedi.

Bulgarca’ya yakın bir dil olan Pomakça’yı konuşan ve İslamiyet’i kabul eden Pomaklar, 1877-1878 Türk-Rus harbinden sonra Balkanlar’dan Trakya bölgesine ve Anadolu’ya göç etmek zorunda kalan bir halk. “93 Harbi muhaciri” olarak da tarihe geçen Pomaklar, Edirne’den Kırklareli’ne, Samsun’dan Eskişehir’e, Eskişehir’den İzmir’e kadar geniş bir bölgede asimilasyon politikalarına rağmen gelenek ve göreneklerini bugüne kadar taşıyabilen bir halk aynı zamanda.

Edirne’nin Keşan ilçesine bağlı Orhaniye köyünde yaşayan Pomaklar da bunlardan bazıları. Pomakça adı “Tuduruç” olan Orhaniye köyünde ikamet eden Pomaklar, aradan geçen yıllara rağmen unutmadıkları dil ve kültürlerini yaşatma mücadelesi veriyor.

BİR OKUL, CAMİ VE SÜT KOOPERATİFİ BULUNUYOR

11 köyün çocuklarının taşımalı sistem ile okumak için geldiği Orhaniye köyü, 150 haneden oluşuyor. Geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan köyde, ayrıca köylülerin sağdıkları sütleri satmak amacıyla kurulan süt kooperatifi de bulunuyor. Köyde, ayrıca halkının ibadet ettiği bir de cami bulunuyor. Edirne’de nüfusları oldukça fazla olan, beyaz tenli ve sonradan öğrendikleri Türkçeleri ile rahatlıkla fark edilen Pomakların, yaşadıkları sıkıntılarla ilgili bilgi almak için köye misafir olduk.

‘KÖYLÜLER BANKALARA BORÇLANDI’

Köy halkı ile sohbet etmeye köy meydanında bulunan kahveden başlıyoruz. İçeri girer girmez kim olduğumuzu sormadan bizleri selamlayan ve hemen ardından ikramda bulunan köy kahvecisi Abdi Kırdemir (29) ile sohbet ettikçe yaşadıkları sıkıntılar daha açık kendini gösteriyor. Tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan köy sakinlerinin yaşanan ekonomik krizden fazlasıyla etkilendiğini söyleyen Kırdemir, yapılan zamlarla birlikte alım gücü düşen köylünün bankalara borçlandığına anlattı. Pomakça’yı yaşlılardan öğrendiklerini ve kültürlerini yaşatmaya çalıştıklarını vurgulayan Kırdemir, köylü hakkında ise şu bilgileri paylaştı: “Köyün geneli misafirperver. Kim gelirse gelsin geri çevrilmez. Bir eşyanızı emanet ettiğinizde günlerce, haftalarca kalabilir; kimse elini sürmez.”

‘SİYASET İŞLERİ KARIŞTIRDI’

Pek çok yerde olduğu gibi kendi köylerinin de sadece seçim zamanlarında hatırlanıp ziyaret edildiğini ifade eden Kırdemir, önümüzdeki referandum sürecine dair fikirlerini, “Zamanı geldiğinde oyumuzu kullanacağız. Ama Trakya bölgesinin yüzde 80’i ‘Hayır’cı. Köydeki potansiyel zaten ‘Hayır’ diyor. ‘Hayır’ denilmesinin pek çok nedeni var. İnsanları karşıtlaştırdılar, sen- ben oldu. Siyaset işleri karıştırdı” sözleriyle açıkladı.

KAHVE ÖNÜNDE SONU GELMEYEN SOHBET

Ardından güneşli havayı fırsat bilip kahve önünde kimi Türkçe kimi Pomakça koyu bir sohbete giren yaşlıların yanına gidiyoruz. Köyün en yaşlılarından olan Mustafa Kırdemir, büyüklerinden bildikleri ve duydukları kadarıyla Bulgar göçmeni olduklarını ifade ederek, “1893 muhacir göçmenleriyiz. Buraların yerlisi sayılıyoruz. Büyüklerimiz vardı onlar hep vefat etti. Biz dünyaya geldiğimizde anne babalarımız hep Pomakça konuşurdu. Okullar açıldıkça zamanla bu yeni nesil haliyle Türkçe’yi öğrendi. Bizim buradaki insanlarımız çiftçilik ve hayvancılık yapıyor. Sadece çiftçilikle olmuyor, yanında hayvancılık da yapılıyor. Hayat çok pahalı o yüzden iki iş yapmak gerekiyor. Biz burada birbirimize yardımcı oluyoruz. Bir cenaze olduğunda hep birlikte katılırız. Bu şekilde birbirimizi gidip geliriz” şeklinde konuştu.

‘KAZANAN MECLİS’E GİDİYOR’

Yetiştirdikleri ürünlerin ucuza alındığını ve bir çuval yemin 55-60 TL olduğunu söyleyen Kırdemir, hayvancılık işinin fazlasıyla masraflı olduğunu da sözlerine ekledi. Kırdemir de, seçim zamanlarında hatırlanmaktan şikayetçi ve referandumda belli olan tercihini kameraya söylememeyi tercih ederek, “Vekiller, seçimden seçime geliyorlar. Kazanan Meclis’e gidiyor, bir daha arayan soran yok. Kimse gelmiyor buraya, o koltuk onları salmıyor. Benim seçimim gizli, açık açık söyleyemem. Herkesin gönlünde bir şey var” dedi.

YORULMAK BİLMEYEN KADINLAR

Güneşin kendisini yavaş yavaş hissettirmeye başladığı bir günde ziyaret ettiğimiz köyde, ilk dikkati çeken ilerleyen yaşlarına rağmen durmadan çalışan kadınlar. Ahırda hayvan sağan, odun kıran ve çalı çırpı toplayan bu kadınlar, aynı zamanda köyün en sevilenleri. Selanik göçmeni olan Fatma Bulut (65) da bunlardan biri. Renkli gözleri ve beyaz tenleri tanınan Pomakların bu özelliği Bulut için de geçerli. İlerleyen yaşına rağmen hayvan ve toprakla uğraşan Bulut, köyde zamanının nasıl geçtiğini anlatırken, kırdığı badem ve cevizleri de ikram etmeyi ihmal etmiyor.

GELECEK NESİLE YEMEK KÜLTÜRÜ AŞILANIYOR

Sabahın erken saatlerinden itibaren kalkıp çalışmaya başlayan kadınların erkeklerden daha fazla iş yaptıklarını da görmek mümkün. Her köyde olduğu gibi en rahat ettikleri şalvarlarıyla bizi karşılayan bu kadınlar, yörelerine özgü yemek kültürlerini gelecek nesillere aktarmaktan da geri durmuyor. Yöresel bir Pomak yemeği olan “Sütlü mama kaşa” da bu yöresel tatlardan biri. Süt, şeker, un ve tereyağı kullanılarak muhallebi kıvamına geldikten sonra tereyağı servis edilerek yapılan bu yemek, köy halkının en sevilen lezzetlerinden biri.

Yasemin Bulut (26) ise, vaktini hayvanlara bakarak geçiren köyün kadınlarından. Akşam saatlerinde hayvanlara yem verip, odun kırarken karşılaştığımız Bulut, bir yandan sohbet ediyor bir yandan da süt sağıyor. Bulut, “Kışın daha kolay, sadece hayvanlarla uğraşıp duruyoruz. Yaz gelince tarlaya gidiyoruz, dışarıdayız daha çok. Ayçiçeği ekiyoruz; buğday, domates, biber, patlıcan ekiyoruz” diye konuştu. Köyün bir diğer emektar kadınlarından Emine Kırdemir (60) ise, bizi Pomakça “Hoş geldiniz” anlamına gelen “Dobre Doshal” diyerek karşılıyor. Bulgaristan’dan göç ettiğini dile getiren Kırdemir, her ne kadar kültürlerini yaşatmaya çalışsalar da kültürlerinin kaybolmaya başladığından üzülerek şikayet edenlerden.

‘İŞLERİMİZ İYİ DEĞİL AMA YAŞAMAYA ÇALIŞIYORUZ’

Daha sonra ahırda büyükbaş hayvanlarını sağarken denk geldiğimiz köy sakinlerinden Mustafa Güngördü’nün (58) eşiyle Pomakça konuşarak tatlı atışmasına şahit oluyoruz. Köy yaşantısına dair bilgi veren Güngördü, hayvanlarını göstererek, şunları aktardı: “Sabah akşam bunların bakımları ile uğraşıyorum. Sulamalarını yapıyoruz. Sütlerini sağıyoruz. Aşağı yukarı her günümüz böyle devam ediyor. Geçimimizi hayvancılıkla sağlıyoruz, başka bir şey yok. Tarım az olduğu için hayvancılık yapıyoruz. Buğday ile ay çiçek ekiyoruz. İşlerimiz o kadar iyi değil ancak yaşamaya çalışıyoruz.”

Referandumda kararının ne olacağını sorduğumuz Güngördü, kararsız olanlardan.

‘YÜKÜN ALTINDAN KALKAMIYORUZ’

Köy gezintisinin ilerleyen saatlerinde ise hayvanlarını sağan köy halkı, sütlerini satmak için süt kooperatifine getiriyor. Sütleri taşımak için özel el arabaları bulunan köylülerin ilk işi getirdikleri sütü tartmak oluyor. Kooperatife bakmakla görevli olan Süleyman Akam (57), kooperatifin işleyişini anlatarak, gittikçe alım güçleri düştüğünden şu sözlerle dert yakındı: “Köylüler, sütleri makine ile sağıp buraya getiriyorlar. Buraya tüm köylülerin sütleri geliyor. Paralarını aydan aya alıyorlar. Sütlerimiz buraya toplanır. Köylünün durumu kötü, gelenler pahalı, sattığımız ürünler ucuz. Kırsal bölgelere destek veriyorlar. Ama bu verilen destekler doğru destekleme değil. Biz burada kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz. Geçmiş yıllarda işlerimiz iyiydi. Şimdi ise gübre olsun, mazot olsun, gıda olsun aşırı derecede pahalı. Biz bu yükün altından çiftçi olarak kalkamıyoruz.”

Yaşanan göçlerden dert yanan Ali Kırdemir (66), “Bugün insanların ne olacağı belli değil. Bu köylerde insanlar kalmayacak. Neden kalmayacak? İşsizlik, fakirlik var. Ben kazanamazsam neden yapayım bu işi? Kendim Trakya’lı olarak Keşan’da, İpsala’da, keza Enez’de fabrikalar olsa bu insan göçünün önlenebileceğini düşünüyorum. İşsiz adam ne yapacak burada?” diye sordu.

Misafir olduğumuz köyden, aynı sıcaklıkla Pomakça hoşçakal anlamına gelen “Udidisdrave” denilerek uğurlanıyoruz.

Necla Demir / Uğur Atabay – dihaber