Yablanitsa Katliamı / 13 Şubat 1913

Aşağıdaki ve takip edecek olan bölümler Fatme Mukhtar-May’ın “Kuşatma altındaki Kimlik, Milliyetçilik ve Kültür Mirası- Pomak Kültür Mirasından Beş Anlatım” başlıklı akademik formattaki Kitabından seçilmiş bölümlerdir. Çevirmen, fazla yorucu olmaması için bölümleri 600-1000 kelime sınırlarında tutmaya gayret edecektir.

Yablanitsa’daki katliam.

İbrahim İmam ve Senem Konedarova, köylerinin özlü tarihi hakkında yazılan Asırlar boyunca Yablanitsa isimli derlemelerinde Yablanitsa cıvarında yer alan olaylar hakkında az rastlanan bir bakış sunmaktadır. Varlığını hala sürdürmekte olan görgü şahidi ifadelerine dayanan ve yaşanan olaylardan hayatta kalanların devamı olan kuşaklardan derlenen bu anlatımlar Şubat 1912’de ve daha sonra 1913’te olanları ayrıntılı olarak kapsamaktadır. “Strume Vadisinin etnik temizliğini takiben Luki ve Teşovo köylerinin arasından Ali Botuş dağ geçidini geçtikten sonra” şeklinde başlayan anlatımlarına devamla yazarlar devam etmektedir; “(Gerçek ismi bilinmeyen) Munyo Voyvoda’nın çetesi Ilinden’e ulaştı ve Singartiye’da (Şimdiki ismi Hancidimivo) ve çevre Hıristiyan köylerden çetenin kadrolarına eleman topladı, yola devam ederek 12 Şubat 1912 öğleden sonra 4-5 cıvarında Yablanitsa’ya ulaştı. Köyün Müslüman olduğunu önceden bildikleri için çete köyü kuşattı. 13 Şubat akşamı Munyo Voyvoda çetesi çoğunluğu köyün ileri gelenlerinden oluşan kırkaltı kişiyi topladı, birbirlerine bağlayarak Singartiya yönüne doğru sürmeye başladı. Ele geçirilenler arasında varlıklı ve toplumun çok saygın bir üyesi olan Haciyata da bulunmakta idi. Yablanitsa’dan çıkış yolundaki çetnikler (Komitacı, Çete) ganimet düşüncesi ile Haciyata’ya hayatına karşılık fidye olarak derhal eve koşmasını ve bulduğu değerli şeyleri getirmesini söylediler. Bunu yapmayı reddetmesi üzerine diğerlerine bir ders vermek üzere Haciyata’yı yollarının üzerindeki bir ahlat ağacında çarmıha gerdiler. Yazarlara göre Balkan Savaşlarında verilen ilk kurban Yablanitsa’dan bu kişi idi. Tutsak alınanlar arasında olup daha sonra kurtulabilenlerden biri olan Mehmet Konadov, Haciyata’nin ahlat ağacına çivilenmesi sırasında canlı olduğunu ve bu nedenle öldüğünü belirttti. Şahit olduklarından dehşete düşen Müslüman erkekler bundan böyle ellerinden gelen her türlü yaratıcılığı kaçabilmek için kullanmaya yöneldiler.
İmam ve Konedareva devamla Mehmet Konadov’un çoğunlukla yün kuşağının arasında taşımaya alışkın olduğu çakısını hatırladığını, karanlıktan yararlanarak önündeki Yusuf Şamov’u bağlayan ipi kestiğini, buna karşılık Yusuf’un da Mehmet’in ipini keserek özgürleştirdiğini, ardından da çakıyı önünde bağlı olan Lapantov kardeşlere pas ettiğini anlatmaktadırlar. Karanlık ve etraflarındaki fundalıklara gizleneen bazıları böylelikle kaçmayı başarabildiler. İpin en sonunda oldukları için onların yokluğu çetnik’ler tarafından bir süre farkedilmedi. Mesta nehrini geçmek için kuyruğa bağladıklarını gözden geçirdiklerinde sırada çetenin adamları ellerindeki kişilerin sayısının azaldığını farkettiler. Olayı farkeden çetynik’ler en arkadaki kişiye vurmaya yönelirken bu kişi nehre atlayan bu tutsak beraberinde bazı çetecileri de sürükleyerek nehre atladı. Çıkan kargaşadan yararlanan iki Pomak daha nehre atladı ve canlarını kurtardı. Bunun üzerine kalan tutsaklar daha dikkatlice denetlendi. Singartiya’ya gelindiğinde köyün eteklerinde tutsaklar kesildi ve cesetleri su değirmeninin yanında bulunan açık lağıma atıldı. İbrahim Havalyov ve İbrahim Kambin ise mucizevi bir şekilde hayatta kalıp başlarından geçen felaketi anlatabildiler. Edindikleri korkunç yaralara rağmen güçlükle çukurdan dışarı sürüklenerek çıktıktan sonra sürüne sürüne yakındaki yola ulaşan mağdurlar kurtarılma umudu ile beklemeye koyuldular. Yazarlara göre bu, Balkan Savaşlarında Hıristiyan çetelerinin ilk, ama sonuncu olmayan saldırısı idi.
İmam ve Konedareva’ya göre Mikhail Markov’un yönetimindeki çetnikler tarafından köye yapılan ikinci saldırı ilkinden hemen birkaç gün sonra oldu. Markov’un gurubu Gurmen ve etrafındaki [Hıristiyan] köylerinden oluşan sivil gönüllüleri içermekteydi. Bu “devrimciler” kasıtlı bir biçimde Müslüman köylerinden geçen bir hattı takip ederek yollarının üzerindeki köyleri yağmalamakta, yakmakta ve insanları öldürmekte idi. Kribul ve Vulkossel’i yakıp yıktıktan sonraMarkov’un komitacıları Yablanitsaya 13 Şubat 1913’te ulaştı. Vulkossel yönünden (doğudan) gelip köye girdiklerinde köyün tüm giriş çıkışlarına nöbetçi dikerek Yablanitsa’ya giriş çıkışı engellediler. Köy halkı saf bir şekilde eğer çetnikleri dostça karşılarlarsa en kötü muameleden kurtulabileceklerine inanmakla birlikte durum öyle değildi. Pek te tekin olmayan durumlarını anladıklarında artık çok geç idi. Artık kimse kuşatma altındaki köyden çıkamıyordu. Preoda tarafından kuşatmayı atlatmaya ve kaçmaya çalışan İbrahim Bektaş vurularak öldürüldü. Yablanitsa’ya giren çetnikler ev ev dolaşarak bütün erkekleri camiye kilitlediler. Bunun ardından Markov, Yablanitsa ve çevre toplulukların hafızasına kızgın damga ile kazılan korkunç teklifini yaptı: “Haç’ı mı topun önüne konmayı mı seçeceksiniz (Ya din değiştirin ya da ölümü seçin). Köyün yaşlıları çaresizlik içinde liderleri ile pazarlık etmeye çalışırken, çetnikler evleri yağmalamakta ve halkı terörize etmekte idi. Erkekler din değiştirmeyi reddedince komitacılar Pomakların en genç ve güçlü kuvvetli Pomaklardan otuzbeşini seçip onları serbest bırakacaklarını söylediler. Bu gençleri iple birbirine bağladıktan sonra onları alıp köyün dışında bulunan ve toprak kaymalarından dolayı derin, su dolu çukurlar olan Ravno Livada [Düz Ova] yönünde yola koyuldular. Hepsini öldürüp bu çukurlara doldurdular.
Camide kilitli olan elliye yakın, çoğu yaşlı ve zayıf olan adamları ertesi sabah (Yablanitsa yakınlarındaki Hıristiyan köy olan] Gurmen’e götürdüler. İmam ve Konedareva’ya göre diğerleirne ayak uyduramayan Hüseyin Mustafa Hasanov ve Mustafa İbrahim Hassanov’u öldürdüler. Daha sonra akrabaları cenazeleri bir çukurda bulup bulundukları yerde defnettiler. Diğer erkekler bir müddet daha yürütüldükten sonra (Gurmen’e bitişik olan eski Debren köyüne götürüldükten sonra bir çatakta kesilerek öldürüldüler ve terkedildiler. Daha sonra cıvardaki Pomak köyleri olan Debren, Kruşevo, Oreşe’den halk ölenleri toparlayarak bir toplu mezara defnetti ve bu eyre Yablanitsa Çatağı ismini verdi.

(Devam Edecek)

İngilizce aslında  çeviren

Hikmet Pala / 04-04-2018/ Pomaknews London.