Batak Katliamı, Aynanın iki defa öteki yüzü !

Çevirmen’in önsözü: Yukarıdaki başlıktan kastedilen, sadece Hıristiyan Bulgarların katledilmesi değil-aynanın birinci öte yüzü- ama aynı zamanda ileri sürülen katliamların doğruluk derecesi ve öne sürülen sayılardır -ikinci öte yüzü- . Örneğin bu çevirinin konusu olan 1876 Batak katliamı hakkında ‘sınır gökyüzü’ dercesine birkaç düzine’den onbeş bine kadar, hatta daha da fazla ölü sayısı verilmektedir. Buradaki derleme tartışmaya başka bir boyut sunmayı amaçlamaktadır.
Aşağıdaki ve takip edecek olan bölümler Fatme Mukhtar-May’ın “Kuşatma altındaki Kimlik, Milliyetçilik ve Kültür Mirası- Pomak Kültür Mirasından Beş Anlatım” başlıklı akademik formattaki Kitanıbdan seçilmiş bölümlerdir. Çevirmen, fazla yorucu olmaması için bölümleri 600-1000 kelime sınırlarında tutmaya gayret edecektir.

Batak, Rodop dağlarını büyük bir yerleşim merkezi olan Plovdiv ile birleştiren ana bağlantı güzergahında olan bir Hıristiyan köyüdür. Pomak sözlü tarihine göre 1870 ‘lerde (ve belki de öncesinde) Pomakların yoğun yerleşim alanına giderken bu köyden geçen Müslümanlar sıklıkla arkalarında bir iz bırakmadan kaybolmakta idi. Bunlar çoğunlukla daha ileri düzeyde eğitim görmek için Plovdiv ve Tatarpazarcık (şimdiki ismi Pazarcık)’a gitmekte olan öğrenciler idi -ve düzenli olarak ya yalnız ya da küçük guruplar halinde, yaya, at sırtında seyahat etmekte idiler. İzledikleri güzergahta ya Batı Rodoplardaki kendi köylerinden yola koyulur ya da gerisin geri köylerine dönerken Batak köyü içinden geçmeleri gerekmekteydi. Bulgaristan tarihinin gaddarca işlenmiş Batak Katliamı konusunda sorumlu tuttuğu Barutin’li Ahmet Ağa’nın Plovdiv’de okumakta olan iki oğlu vardı. Bir gün onlar Batı Rodoplardaki Barutin’e doğru yola çıktılar ve bir daha onları kimse görmedi. Oğullarının gelmemesi üzerine Ahmet Ağa onların kayboluşunu soruşturmaya başladı. Nihayetinde kısa bir süre önce iki adam ile seyahat ederken yolu Batak’tan geçen bir kişinin olduğunu tespit etti. Yöresel anlatıma göre öğrendiği şeyler şunlar idi: Üç genç adam Barutin’den (ya da cıvarından) yaya olarak yola çıkmışlar ve Batak’tan geçmektedirler. Gece mola vermeye ve sabah yola devam etmeye karar verirler. Bazı yerli Hıristiyanlar onlara oda kiralamayı teklif ederler. Onlar da teklifi kabul ederler ve kendilerine sunulan penceresiz ve başka çıkışı olmayan bir odaya girerler. Onlar odaya girdiklerinde ev sahibi aniden kapıyı dışarıdan kilitler. Pomak adamlar derhal bir tuzağa düştüklerini anlarlar. Ölümcül bir tehlike ile yüz yüze kaldıklarına inanan bu kişiler derhal duvardaki kerpiç ve harçları gevşetmeye, taşları sökmeye çabalarlar. Şanslarına bu duvar evin dış duvarıdır ve kısa sürede içinden geçebilecekleri kadar genişçe bir delik açmayı başarırlar ancak görünüşe bakılırsa aslında komitacı “devrimci” olan evsahibi geri gelmiştir. İçeride kalan iki genç öldürülür ama üçüncüsü kaçmayı başarır. Daha sonra bu kişi olayı yörenin en önemli yetkilisi olan Ahmet Ağa’ya bildirir. Böylelikle Ahmet Ağa’da oğullarının da muhtemelen aynı şekilde öldürülmüş olabileceği sonucuna varır. Batak’tan hiç kimse onun bilgi isteğine cevap vermeyince bu isyankar köyü kuşatma altına alır ve alabildiği kadar can alır. Bunun da ötesinde yörenin yöneticisi1 (ağası) olması nedeni ile kendisine özellikle Batak’ta çok güçlü olan 1876 Hıristiyan ayaklanmasını bastırması emri verilmiştir. Ne yazık ki Ahmet Ağa Batak’a sıra geldiğinde görev ile öc alma duygularını birbirine karıştırır. O sırada Batak, küçük bir köy olduğundan köydeki herkesin öldürülmüş olacağı varsayılsa bile öldürülen kişilerin sayısı en fazla birkaç yüz kişiden ibarettir. Daha sonraları Bulgar tarihciler tarihsel olarak ileri sürülebilmesi imkansız bir şekilde binlerle ifade etmeye başladılar. Daha da ötesinde bir yandan Ahmet Ağa’yı ve buradan yola çıkarak tüm Müslümanları şeytanileştirirken Batak katliamını da Bulgar şehadeti ve Türk barbarlığına dönüştürmeye çalıştılar. Öte yandan 1877-78 Osmanlı Rus savaşında ve sonrasında sürüler halinde katledilen Müslümanlardan ise hiç bahseden olmadı. (Mehmed Shehov, söyleşi, Mehmet Myuhtar, yazar’ın yaptığı söyleşi, Vulkossel, Haziran 2007)
-o-o-o-
Bir de yürekleri ısıtan bir hikaye:
Yukarıda anlatılan Batak olayları [Batak katliamı]’nın hemen ardında olan bir olayı anlatmak için sözü Mustafa Mehmedali Barutev’e getirmemiz gerekiyor. Önceden de açıklandığı üzere Batak, bir yanda Tuna üzerinden gelen ve öte yandan da Ege sahillerinden yukarı uzanan ulusal ve Uluslar arası ticaret yollarının kesişme noktasındaki bir yerleşim yeridir. Aynı zamanda da Trakya’dan Plovdiv’e uzanan vadinin de içindedir. Mustafa Barut[ev] o sırada 19-20 yaşlarında bir gençtir. İmam [Hoca] olmak için Kuran eğitimi gördüğü medresenin olduğu Tatarpazarcık’tan ve Batak üzerinden’a memleketi Yablanitsa’ya doğru yola çıkar. O çalkantılı yıllarda beladan uzak durmak için Batak’ın etrafından dolaşmaya karar verir ve çevresindeki ormanlıktan geçer. Ormanda iken 4-5 yaşlarında bir kız çocuğuna rastlar. Çocuk korkmuş, yalnız ve ağlamaktadır ve etrafta hiç bir yetişkin görünmemektedir. Mustafa [yerinde bir şekilde] kızın Batak’tan olabileceğini varsayar. Ancak ne köye girip [Hıristiyan] anne-babasını arayacak haldedir ne de kızı ormanda vahşi hayvanların insafına bırakıp gidebilir. Bu nedenle Mustafa küçük kızı beraberinde Yablanitsa’ya götürür ve genç karısı da bu canlı hediyeyi görünce mutluluktan havalara uçar, adını Fatme koyarlar.
Kız ergenlik çağına gelince Mustafa, Fatme’ye onu nasıl bulduğunu anlatır ve onlarla mı kalacağı ya da Batak’ta köklerini mi aramak mı istediğine karar vermeyi kendisine bırakır. Kız, ailesini bulmayı dilediğini ve hatırladığı tek şeyin ise soyadları -Tikvarev- olduğunu söyler. Fatme’nin arzusuna saygı duyan Mustafa Barutev, aileyi bulmakta kararlıdır. Ertesi sabah kızın eşyalarını bir katıra yükleyen Mustafa Batak’a yola koyulur. Soruşturduğunda gerçekten Tikvarev diye bir aile olduğunu öğrenir ve evlerine yönelir. Yaşlıca bir kadın onları karşılar ve sorulunca evet onbeş yıl kadar önce bir kızlarının kaybolduğunu ve onun artık ölmüş olabileceğini düşündüklerini söyler. Mustafa da kızı kendisinin bulduğunu, yapabileceği başka bir şey olmadığından yanına aldığını anlatır. Gözleri şükran yaşları dolu anne müjdeyi konu komşu akrabaya yayar. Ardından Mustafa Barutev’ı geceyi güven içinde geçirmesi için eve davet ederler. Dinsel düşmanlıkların ayyuka çıktığı o gergin zamanlarda Hıristiyan komşuların Müslüman misafire zarar vermemesi için de gece nöbet tutarlar. Sabah alelacele Mustafa’yı Batak dışına çıkarır yolcu ederler. Batak’tan Tikvarev ve Yablanitsa’dan Barutev aileleri uzun yıllar boyu dost kalırlar.


1Sivil Milislerin [Başıbozuklar] komutanıdır.

İngilizce aslından çeviren

Hikmet Pala / 5-04-2018 / Pomaknews London

2+