Belgelenen Pomak Katliamları – II

Çevirmenin notu: Yayınlanan ilk bölümün devamı olan bu kısımda daha önce sadece ağızdan ağıza söylenegeldiği ileri sürülen katliamların aslında Uluslararası kurumlarca belgelenmiş olması konumuz olacak.

Aşağıdaki ve takip edecek olan bölümler Fatme Mukhtar-May’ın “Kuşatma altındaki Kimlik, Milliyetçilik ve Kültür Mirası- Pomak Kültür Mirasından Beş Anlatım” başlıklı akademik formattaki Kitanıbdan seçilmiş bölümlerdir. Çevirmen, fazla yorucu olmaması için bölümleri 600-1000 kelime sınırlarında tutmaya gayret edecektir.

Carnegie Komisyonu, “Kukuş’taki Yüksek Misyon’dan” Katolik papaz Gustave Michel’in ‘Le Temps’ muhabirine anlatımında Kukuş ve cıvarında yer alan dehşet verici olayları anlatımını da çalışmasında kayda geçirmektedir. Anlatım şunları içermektedir:

Donçev liderliğindeki bir çete, buradaki tüm erkekleri bir camiye kapattı. Yapacakları gösteriye şahit olmaları için de tüm kadınları da topladı. Bundan sonra da komitacılar (çetnik) camiye üç bomba attılar ama bunlar infilak etmedi. Bunun üzerine camiyi kundakladılar ve içeriye hapsedilmiş olan 700 cıvarındaki erkek diri diri yanarak öldü. Kaçmaya çalışanlar cami etrafına yerleştirilmiş komitacılar tarafından vurularak öldürüldü. Pere [peder] Michel sokaklarda yarı yanmış insan başları, kolları ve bacakları buldu. Planitsa’da Dolçev çetesi yine ilk önce erkekleri camiye toplayıp yaktı ve ondan sonra da kadınları halk meydanına toplayıp yaktı. Rayonovo’da bir dizi kadın ve erkek katledildi. Bulgarlar bir kuyuyu cesetlerle doldurdu. Kukuş’ta Pomak Müslümanlar kasabanın Bulgar nüfusu tarafından katledildi ve camileri yok edildi. Silahsız olarak kaçan tüm Osmanlı askerler de geldikleri Selanik’te katledildiler.

Komisyon üyelerinin önünde Balkan savaşları sırasında Müslümanlara yönelik kıyımlar hakkında ifade verenler sadece Müslümanlar ve arada sırada ortaya çıkan yabancı gözlemciler değildi. Olanlardan dolayı zaman zaman utançtan yerin dibine geçen Hıristiyanlar, Bulgarlar da kendi anlatımlarını sundular. Üsküp’ten bir Bulgar Hıristiyanlık öğretmeni olan Vassil Smilev, Carnegie Komisyonu önünde verdiği ifadesinde köye girdiğinde Sırp ordusunun “Bulgar öğretmenleri Türk çetelerini kovalamak için çetelere katılmaya ikna etme girişiminde bulunduklarını” anlattı. “Yirmi otuz gün kadar” çete ile birlikte gittikten sonra Smilev çeteden ayrıldığını, çünkü çetecilerin “sürekli olarak yakmak, işkence etmek ve öldürmekte” olduklarını anlatmaktadır. Kendisi kasabanın Çayır mahallesindeki bir Bulgar okuluna toplanan onsekiz Türk (Müslüman)’ın katledilişine şahit olmuştur. Açık alanda öldürüldükten sonra cesetleri tuğla ocağının yanındaki bir kuyuya atılmıştır. Kendisi öldürülenlerden dördünün ismini de vermiştir. Smilev, Üsküp’teki katliam ve Butel köyünün yağmalanmasının sorumlusu olarak Sırp polis şefi Lazar İlits’i göstermektedir. Bulgar öğretmen bir defasında Butel yakınlarında çetelerden kaçmakta olan Arnavut köylülerine rastladıklarını, bir Sırp binbaşının peçesini çözdüğü bir kızı öptüğünü, bunun üzerine [kızın] babasının onu hemen orada öldürdüğünü ve bunun üzerine Sırp çetenin de kaçmakta olan altmış kadar kişiyi katlettiğini de anlatmaktadır. Bu katliama şahit olup ardından Rus konsolosluğuna da olayı bildirdikten sonra Smilev Sırp çete ile her türlü irtibatı reddettiğini söyler. Bunun ardından da diğer Bulgar öğretmenlerle birlikte Üsküp’ten kovulur.

Balkan savaşları sırasında Müslümanların (Sırpların ve Yunanlıların yanısıra) Bulgar çeteleri ve askerleri tarafından katledilmelerinin ardından Hıristiyanlaştırma dalgasının geldiği şüphe götürmemektedir. Ancak ayaklanma halindeki Hıristiyan çetelerin Müslüman komşularını böylesine fanatik bir saldırganlıkla hedefledikleri önemli ama cevap verilmesi pek te kolay olmayan bir sorudur. Nedenin bir kısmı otuz beş yıl öncesinde (1876-1878) Bulgar Hıristiyan nüfusun Osmanlı yönetimine karşı bağımsızlık için örgütlü bir ayaklanmaya kalkışmalarına bağlanabilir. Ayaklanma bastırıldığında Rodoplardakiler dahil olmak üzere sürüler halinde Hıristiyan öldürülmüştü. Aralarında Pomakların da olduğu birçok Müslüman “Ana Vatan” savunması için Hıristiyan “İsyancılara” karşı bu şiddet eylemlerine katıldı. Sonuç olarak Bulgar (Hıristiyanlar) Müslümanlara karşı eşit düzeyde ve hatta daha da kötü katliamlar işlediklerinde resmi tarihçiler bunları Bulgar-Hıristiyan kahramanlığı, faziletinin ve öte yanda ise Müslüman-Türk barbarlığının ve zulmünün kanıtı olarak yorumlamakta idiler. Şurası şüphe götürmez ki suçun tümünü bütünsel olarak Müslümanlara yıkmak başkaldıran çetelerin kendilerini meşru hissetmelerine, beş yüz yıl süren -ve geleneksel olarak Osmanlı Boyunduruğu denen- vahşi Osmanlı baskılarına cevap olarak Müslümanları cezalandırmanın yerinde olduğunu hissetmelerine yol açmakta idi.

–o-o-o–

Bu Minvalde İnsanlık ve Hayatta Kalma çabası

Katliamlar ve Hıristiyanlaştırma kampanyaları anlatımları hikayenin öbür yüzü anlatılmazsa yarım kalır; Bu yön ise sadece zulüm ve cinayet değil ama insani duyarlılık ve şevkate de tanıklık etmektedir. Bilgi kaynağım Mehmed Şehov bana övgü ile hatırlanan ve bir Bulgar subayı olan İvan Tikvarev’i konu alan yöresel bir öyküyü anlatmaktadır. Bu subay Vukosel’in epey güneyinde şimdi Kuzey Yunanistanda olan Serez ve Kavala cıvarında konuşlanmıştır. Bu kişi Batı Rodoplarda bulunan Pomak köylerini mutlak bir yıkımdan kurtarabilmek ve yöredeki çeteleri durdurabilmek için tam zamanında gelmiştir. Bu da belli bir nedenden dolayıdır. İvan Tikvarev Maria isimli bir Hıristiyan kadının kocası (ya da oğludur). 1876’da Bulgarların Osmanlıya karşı ayaklanması ve Müslümanların buna tepki göstermesi sonucu Batak ve cıvarında çok sayıda Hıristiyanın öldürüldüğü sıralarda Maria, Elena ve ismi tespit edilemeyen biri dahil üç küçük kız kaybolmuş ve ormanlarda yaşamaktadır. O cıvardan geçmekte olan Pomaklar bu yetimleri koruyucu kanatları altına almış ve büyütmüşlerdir.

[Öykünün bu kısmı için 2- Aynanın iki defa iki yüzü bölümündeki Bir de yürekleri ısıtan bir hikaye kısmına bakınız. Maria, kendisine iyi bakan ve büyüten Barutev’lere şükran borcu olan Maria, Ivan’dan Yablanitsa cıvarından geçerse onlara dostça yaklaşması için söz alır. Çevirmenin Notu]

Mehmed Şehov’un anlatımına göre Tikvarev, başıbozuk’ların [Vukosel, Yablanitsa, Satovça ve diğer çevre köylerden] çekilmeleri emrini veren subaydır. Kendisi şimdi Yunanistanda olan bir yörede konuşlanmıştır. Jijevo ve Vukosel’in yakılıp yıkıldığı, insanların katledildiği haberini alınca atına atlar ve nefes aldırmadan sürer. At [eski ismi Singartiya olan] Hacıdimovo yakınlarında bitkinlikten can verir ve Tikvarev başka bir ata atlayıp can havliyle Yablanitsa’ya varır. Tepeden tırnağa silahlı olarak camiye girer ve “İsmen Barutev kimdir?” diye sorar. Halk İsmen’i gösterir ve zavallı, bu dişi tırnağına kadar silahlı bu Bulgarı görünce ölümüne korkar. Nihayetinde Tikvarev halka yaklaşmakta olan çeteleri bildiri ve köyü boşaltmalarını, bu sayede bir süre dahi olsa öldürülmeyi savuşturmalarını sağlar.

İngilizce aslından çeviren

Hikmet Pala / 20-04-2018 Pomaknews London