İstanbul’un Müzikal Keşfi.

Bir zamanlar İstanbul hayatına damgasını vuran müzikler Genç Klasikçiler Festivali “İstanbul’un Müzikal Keşfi” gezisinde toplandı. Gezi, İstanbul’un müzik haritasını çıkarırken, tarihine de mercek tutuyor.

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre bedel… Yahya Kemal’in bu sözlerle seslendiği İstanbul üzerine yazılan yüzlerce şarkı var… Genç Klasikçiler Festivali kapsamında gerçekleştirilen “İstanbul’un Müzikal Keşfi” unutulan şarkıları semtlerle buluşturuyor.
İki ayrı güzergahı olan tur, Beyoğlu, Kurtuluş, Eyüp, Samatya, Balat, Fener, Hasköy, Direklerarası, Kağıthane, Sulukule, Yenikapı, Karaköy, Beşiktaş, Yıldız, Emirgan, Beylerbeyi, Kanlıca gibi geniş bir rotayı kapsıyor. Geziler Hüseyin Irmak’ın mihmandarlığında gerçekleştiriliyor.
Gezi sırasında bazen bildiğiniz şeyleri hatırlıyor, bazen hiç bilmediğiniz şeyleri öğreniyorsunuz. Arkalarında Rejans ve Ayazpaşa Lokantası dışında bir şey bırakmayan Beyaz Ruslar mesela. Bolşevik Devrimi’nin ardından Osmanlı İmparatorluğu’na gelen Beyaz Ruslar, beraberlerinde müziklerini de getirmiş, Balalayka o günlerde İstanbul’un müzik arşivine giriyor.
Şimdilerde hatırlanmasa da, Kurtuluş da bir vakitler Tatavla Şenliği’yle anılırmış. Paskalya Yortusu’nun hemen ardından başlayan karnaval İstanbullu Rumların ‘Apokria’ adını verdiği günler boyu sürermiş. 1941 yılında biten Tatavla Şenliği Sirko/ Zeybekiko müziğinin en güzel örneklerinin sergilendiği yer aynı zamanda. Festivale aylar kala müzisyenler çalışmalarını hızlandırıp, festival dönemi boyunca geçen maskeli alaylarla birlikte şarkılarını seslendirirmiş. Karvanal birkaç yıldır yeniden canlandırıldı, müzikleri yeniden gün ışığına çıkıyor. 

Beylerbeyi’nin Acemleri
Eski İstanbul’dan kalan bir başka gelenek Acem Konvoyları. Her yıl Muharrem’in 10’unda Karacaahmet Mezarlığı’nın aşağısında kalan Seyit Ahmet Deresi’ndeki Acem Camisi’nde buluşan Acemler bir konvoy oluştururmuş. Önünde tamamen siyahlara bürünmüş iki çocuğun çektiği siyah bir at bulunan konvoya katılan matemciler, Karacaahmet, Nuhkuyu ve Toptaşı güzergahında ilerleyip Beylerbeyi’ne kadar gelir, bizim Sabahat Kiraz’ın yorumuyla dinlediğimiz “Hüseyin Düştü Atından Sahrayi Kerbela’da” mersiyesini söylermiş. Yas konvoyu mersiyeye “Alim Men Ölem” sözüyle eşlik edermiş. 

Fatih’te Sudanlıların ayinleri
Bir dönem “Bacı Kalfa” ismiyle anılan Sudanlı köleler de kendilerine özgü bir müzik kültürü yaratanlardan. Müslümanlığı seçmiş görünmekle birlikte uzun yıllar kendi inançlarına bağlı kalan Sudanlı’lar, Fatih’te buldukları geniş bodrumlarda dini ritüellerini yerine getirmiş. Sudanlı kölelerin İstanbul müziklerine bir diğer katkısı, Köpek Bayramı. Kağıthane Mesire’sinde gerçekleştirdikleri bayram uzun yıllar İstanbulluların merakla seyrettikleri bir etkinlik olmuş.
Çeşme Meydanı ve Perşembe Pazarı, âşıkların kendilerini gösterme yeri. Bazen sabahlara kadar süren Ramazan gecelerinde Anadolu’nun dört yanından gelen âşıklar saz çalar, atışır, marifetlerini sunarmış. 

Boğaz’da Mehtabiye geceleri
Deniz Kızı Eftalya bir efsane gibi gelse de kulağımıza, Atatürk’ün karşısında da şarkı söylemiş bir sanatçı. Eftalya’yı meşhur edense, “Mehtabiye eğlenceleri.” Mehtap zamanlarında Boğaziçi’nin koylarına açılan sandallar, ikiye ayrılırmış: Hanendeler ve Sazendeler. Eğlencelere, çevre köylerin halkı da sandallarıyla katılır, sazlı sözlü eğlence denizde sürermiş. Deniz Kızı Eftalya bu eğlencelerde tanınan şarkıcılardan. “Biz her gece Heybeli’de mehtaba çıkardık” şarkısı da o günlerden.
Bir efsane de kantodan, Şamran Hanım. Direklerarası’nda “çaycı, berber, tiyatro” sıralamasıyla dizilen mesireliklerden Güllü Agop’un sahnesinde meşhur olmuş Şamran Hanım. Öldüğünde evinden dört sandık nota çıkmış… Kantoları Kalan Arşivleri sayesinde dinliyoruz, “Ah Ölüyorum Efendim”i biliyoruz, neyse ki…
Kağıthane eğlenceleri zaten meşhur. Bir de Kağıthane eğlencesine gitmek için sandala parası yetmeyenler var. Onlar da ellerinde çekirdekleri, Balat kıyılarında oturup Kağıthane’den gelenleri dinler, öyle eğlenirmiş. İsimleri, “Bitli Kağıthaneliler”.
Bir de İncili Köşk var. Yenikapı’da Kumluca Ayazması’nın üzerine yapılan köşk, uzun yıllar İstanbullu Rumların uğrak yeri olmuş. Buraya gelen Rumlar her Ağustos’un 6.sında eğlence düzenlermiş. Köşk tren yolu yapılırken Sultan Abdülaziz’in kararıyla yıktırılmış, eğlence bitmiş.
Dede Efendi’yi, Tatyos Efendi’yi, Gomidas’ı unutmak mümkün mü? Bir zamanlar Eyüp’te Müzisyenler Kahvesi olan bir şehir İstanbul. Tur bu yıl nihayete erdi. Gelecek yıl, yeni sürprizlerle başka bir tur düzenleyeceklerinin müjdesini veriyor Genç Klasikçiler Festivali Koordinatörü Şafak Taner. Gelecek yıla kadar o vakit, “Bekle bizi İstanbul.”

 [superbutton link=”http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1050942&Date=29.05.2011&CategoryID=41″ title=”” image=”” class=”sprbtn_darkgray” target=”_blank” rel=””]K A Y N A K[/superbutton]