Pomak Timraş Cumhuriyeti-3-

Balkanlarda Osmanlıya Karşı Direniş;

Osmanlı  her ne kadar Balkanlar’ın hakimiyetini eline geçirdiyse de, yarımadanın içinde ve kuzey sınırlarında mukavemet merkezleri ortaya çıkmaya devam etti. Çünki , Balkanlar  Osmanlının egemenlik kurmasına nasıl o dönemde uygun şartlara sahip idiyse,aradan geçen yüzyıllar sonunda şartlar tam tersine değişmeye başlamıştı.

Balkanlarda Osmanlıya karşı bu mukavemet merkezleri son derece karmaşık bir mahiyette olmaları nedeniyle burada bu faaliyetlerin ancak bir kısmından kısaca söz edilecektir:
Arnavutluk isyanı II. Murad (1421–1451) döneminde Arnavutluk’ta başlatıldı. Harekete, bir Osmanlı vasalının oğlu olan Gjergj Kastrioti liderlik etti. Bir tutsak olarak çocuk yaşta istanbul’a getirilen Kastrioti burada ihtida etmiş ve İskender ismini almıştı. Osmanlı hizmetinde gösterdiği liyakat dolayısıyla askeri bir rütbe olan bey rütbesini elde etmişti ki, genelde iskender Bey ismiyle bilinir.İskender Bey, resmi bir görevli olarak doğum yerine gönderilmesinin üzerinden çok geçmeden Osmanlıya karşı isyan hazırlıklarını yapmaya başlamıştı.Bu amaçla hem Venedik hem de Macaristan ile destek için müzakerelerde bulunduktan sonra 1443 yılında isyan etti. 1444 Mart’ında Arnavut halkının ileri gelenlerini toplayarak  Arnavut Birliği tesis etmeyi başardı.Günümüzde Arnavut halkının ulusal kahramanı olan İskender Bey 1468 yılında öldüyse de mukavemet devam etti. Merkezini Arnavutluk’un yüksek bölgelerinin oluşturduğu bu direnişe İtalyan devleti ve papalık yardım etmekteydi.Söz konusu bölgede Osmanlılar ancak bir sonraki yüzyılda tam hâkimiyet elde edebildi.
Osmanlı,Rumen prenslikleri olan Eflak ve Boğdan’da da bir dizi direniş hareketleriyle yüz yüze kaldı. Osmanlı hükümranlığı 14. yüzyılın sonunda Eflâk’ta, 15. yüzyılın sonunda ise Boğdan’da tesis edildiği halde, bu hükümranlık sık sık meydan okumalarla karşılaştı.Rumenlerin Ortaçağ’daki en önde gelen prensleri olan Boğdanlı Büyük Stefan (1457–1504) ve Eflaklı Cesur Mihai (1593-1601) dır.Bu prenslerin Rumen topraklarını birleştirmek için gösterdikleri çabalar, daha sonraları ulusçu yazarlar ve siyasi liderler için bir esin kaynağı oldu.Bu bölgelerdeki durumun istikrarsızlığına karşın Osmanlı imparatorluğu, Eflak, Boğdan ve Erdel’i doğrudan doğruya imparatorluğa katma teşebbüsünde bulunmadı.Bu üç prenslik, teoride yerel asiller tarafından seçilen prensleriyle Osmanlı’ya tabi haraç güzar prenslikler olarak kaldı.
Balkanların neredeyse tamamında bir hâkimiyet tesis edilmiş olmasına karşın, Osmanlı’nın varlığı her yerde aynı ölçüde hissedilmiyordu. Bazı bölgeler öylesine uzak ve öylesine fakirdi ki, buralardan elde edilecek gelirin buraları yönetmek için yapılacak masrafı karşılaması söz konusu değildi. Bunlardan en belirgin örnek Karadağ olmaktadır. Bölgeye yapılan Osmanlı istilası sırasında bu bölgenin sakinleri dağlık bölgelere geri çekildiler ve Çetine’yi yeni başkentleri yaptılar.Bu şehrin manastırının piskoposları da 1516 yılında yönetimi devraldı. Osmanlı askerleri her ne kadar bu bölgeye nüfuz etmiş ve vergiye bağlamışsa da, bu bölgedekilerin hareketlerini kontrol etmede sürekli sorunlar yaşadı.

Herşeye rahmen Osmanlının balkanlardaki egemenliği Kanunî Sultan Süleyman devrinde zirveye ulaşmış olmasına rahmen, 16. asır sonlarında gerilemeye başlamış ve 17. y.y.’da “Köprülülerin” idaresinde son  kalkınma hamlesini yaptıktan sonra, 1682 yılında başlayan harpte Avusturya ve müttefiklerine yenilerek, Karlofça Barış Anlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı (24 Recep 110 Hicri takvim / 26 Ocak 1699 Miladi takvim). Böylece Osmanlı askerî gücünün Avrupa devletleri karşısında zayıfladığı ortaya çıkmış oldu.Osmanlı Devletinin zayıflamasından istifade etmek isteyen Rusya, Çar I.Petro’dan itibaren sıcak denizlere inmek amacıyla Balkanlarda askeri harekâta başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin zayıflamasından yararlanan Rusya, Çar 1.Petro devrinden itibaren Balkanlarda askerî harekâta başlamış, 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması’yla Osmanlı Devleti’ndeki Ortodoksların himayesini ele alarak Karadeniz’den Ege’ye kadar olan bölgelerde etkisini arttırmıştı. Bu  tarihten itibaren 18. yüzyıl sonuna kadar meydana gelen gelişmeler, Rusya’nın Osmanlı Devleti karşısındaki tehdit ve baskısının daha da artmasına sebep olmuştur.
 
Osmanlılar, 19. yüzyıl boyunca Balkanlarda devlet egemenliği içinde yaşayan farklı etnik grupların bağımsızlık savaşlarıyla uğraşmıştır.Rusya’nın Balkanlardaki faaliyetleri ve özellikle de Boğazları ele geçirmeye yönelik faaliyetine Büyük güçler içinde İngiltere karşı koyarken Panislavizm fikrinin yayılması politikasına ise Avusturya karşı çıkıyordu[3].
 
Aslında burada eklenmesi gereken şey Rusyanın tek hedefi sanıldığı gibi Panislavizm sevdası değildir.Öyle olsa idi slav olmayan her kesime karşıda savaşlarda, aynı düşmanlık ve vahşilikle saldırması gerekmekteydi.Oysa Rusya Panislavizm akımını ,kendi Rus ortodoks kilisesini güçlendirmek için ve islama karşı ,islamı yok etmek amacıyla savaşmak için kullandığı bir araç olmaktan öteye gidememiştir.Bundan dolayıdırki Rusyanın balkanları işgali sırasında slav kökenli, ama müslüman dininden olan Pomak halkına adını kimsenin koyamıyacağı büyüklükte ve korkunçlukta katliamları reva görmüşlerdir.Bu durum bize aslında  Rusylarla bir din savaşı yapıldığını göstermektedir.Fakat bu güne kadar tarihçiler işin kolayına kaçarak, hemen Osmanlı-Rus savaşlarının baş temelinin Rusyanın Panislavizm sevdasına düşmüş olduğunu belirtme kolaycılığıyla aktarmışlardır.Fakat yazımızda anlam karmaşası oluşmaması için bende aynı tabiri kullanacağım.
 
Milliyetçilik düşüncesinin Osmanlıya etkileri ;

Osmanlı Devleti, tebaası arasında eşitliği sağlayabilmek amacıyla 1839 yılında Tanzimat, 1854 yılında da Islahat Fermanı’nı ilan etmişti. 1856 yılından itibaren Avrupalı devletler Osmanlı reayasının haklarını savunma bahanesi ile sürekli olarak Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmaya çalışıyorlardı
 
Kıta Avrupasında 1789 Fransız ihtilali ile güçlenen milliyetçilik fikirlerinin Osmanlı Devleti’nde yayılmasıyla çıkan Sırp (1804–1817) ve Yunan (1815–1830) isyanları, 1814’te Etniki Eterya Derneği’nin kurulmasıyla başlayan Yunan  bağımsızlık hareketi, Osmanlı’nın, bölge siyaseti içindeki zayıflama sürecini hızlandırmıştı. Rusya, Panislavizmi Balkanlarda yaymak amacıyla harekete geçmişti. Yunanlıların 1821–1829 yılları arasında Osmanlı Devletine karşı giriştikleri mücadelede Rusya, Yunanlıları desteklemiş, Fransa ve ingiltere de Rusya’nın Yunanistan üzerinde tek başına hak sahibi olmasını engellemek için  yine Yunanistan’ın yanında yer almışlardır.
 
Rusya’nın, 1806–1812 yılları arasında yürüttüğü savaş sonucunda imzalanan Bükreş Anlaşmasıyla Eflak-Boğdan ve Besarabya’yı işgalinden sonra, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan 1828–29 savaşı neticesinde imzalanan Edirne Antlaşmasıyla (14 Eylül 1829) Sırbistan ve Eflak-Boğdan’a geniş ölçüde muhtariyet verilmişti. Aynı yıl içinde daha önce, ngiltere, Fransa ve Rusya arasında Londra’da imzalanan bir protokolle Yunanistan’ın bağımsızlığı öngörülmüş, bu karar yine Edirne Antlaşmasıyla Osmanlı Devletine kabul ettirilmişti. Müslüman düşmanlığını milli bir siyaset haline getiren Ruslar, Balkan milletlerini tahrikle Osmanlı Devleti’nin başına çeşitli gaileler çıkarmaktan geri kalmadılar. Bu hareketler sebebiyle 1853 yılında çıkan Kırım Harbi’nde İngiliz ve Fransızlar da Osmanlı’nın yanında yer almalarıyla Ruslar feci bir mağlubiyete uğramışlar ve 1856’da imzalanan Paris Muahedenamesi ile iki tarafın da Karadeniz’de tersane kurması ve donanma bulundurması yasaklanmıştı.

Bu gelişmeler yanında Rumeli’de çıkan isyanlar, Rusya ve Avrupa devletlerinin müdahaleleri ve bölge halklarının Osmanlı idaresine bağlılıklarının azalmasına ve Balkanlarda Osmanlı varlığının gerilemeye başlamasında bir dönüm noktası olarak kabul edilebilecek  olan 1877–78 Osmanlı-Rus savaşını hazırlayan unsurlar olmuştur.Osmanlı -Rus savaşıda Rodop Timraş Cumhuriyetinin kurulmasını tetikleyecek en önemli gelişme olarak karşımıza çıkacaktır.

Devam edecek……

 
İbrahim Kenar / Stockholm
——————————————-
[3]–Hüner Tuncer, 19. Yüzyılda Osmanlı Avrupa lişkileri (1814–1914), Ankara: Ümit Yayıncılık,
2000, s. 69.
[*]–Mehmet Solak-Osmanlı İdaresi Altında Balkanlar -2007
[*]–Eylem Tekemen-Belin Kongresi ve Osmanlı Devleti-2006