Pomak Timraş Cumhuriyeti-4-

1877 -1878 Osmanlı – Rus Savaşını Hazırlayan Faktörler
Rusya, geleneksel politikası haline gelen güneye inme ve bunu gerçekleştirmenin bir yolu olan Balkanları ele geçirme düşüncesine 1853–1856 Kırım Savaşı’nda yenilmesi sonucu geçici bir süre ara vermek zorunda kalmıştı. Özellikle Karadeniz’in tarafsızlığının Rusya’ya kabul ettirilmesi Rusya’nın Balkanlar’da aktif bir siyaset takip etmesini engellemiştir. Avrupa devletlerinin dayattığı bu durumu ve Balkanlardan uzaklaştırılmayı kabullenmeyen Rusya bu durumu değiştirmek ve yeniden Balkanlarda etkili olabilmek için Avrupa nezdinde yoğun bir diplomasi takip etmeye başlamıştır. Rusya 1870 yılında Paris Antlaşmasını imzalayan devletlere bir nota vererek, bu tarihten itibaren söz konusu antlaşmanın Karadeniz ile ilgili maddelerini tanımadığını bildirmiştir [4].
Avrupa devletlerinin Londra Protokolü (1871) ile Rusya’nın bu isteğini kabul etmeleri [5] ile Rusya yeniden Karadeniz’de ve dolayısı ile Balkanlar’a yönelik aktif bir politika izleme imkânina kavuşmuştur. Bunun sonucunda yeniden Balkanlara yönelen Rusya Panslavizm akımının da etkisi ile Balkan Slavlarıyla(Hıristiyan ve ortodoks olanları ile) daha yakından ilgilenmeye başlamıştır. Rusya’nın Londra Protokolü’nü kabul ettirmesinden kısa bir süre  sonra Balkanlar’daki Slavlar arasında kıpırdanmalar yaşanmaya başlamıştır. Bu dönemde çıkan 1875 Hersek İsyanları ve 1876 Bulgar İsyanı Rusya’nın Balkanlarda yeniden aktif olduğunu gösteren gelişmelerdir. Rusya bu isyanlardan da yaralanmasını bilmiş özellikle Bulgar isyanından sonra yaptığı propaganda ile Avrupa kamuoyunda Osmanlı ve İslam  karşıtı bir hava estirmeyi başarmıştır. Rusya’yı Balkanlara yönelten diğer bir gelişme Avusturya’nın Balkan politikasında yaşadığı değişiklik olmuştur. Alman ve İtalyan millî devletlerinin kurulmasına engel olamayan Avusturya’nın genişleme bölgesi olarak seçebileceği en kolay yol olarak zayıf Osmanlı Devleti’nin kontrolünde bulunan Balkanlar kalmıştır.
Avusturya Bosna-Hersek’i ele geçirerek Selanik yolu ile Akdeniz’e çıkma politikası takip etmeye başlamıştır. Bu durum doğal olarak Balkanlar’ı kendi nüfuz alanı olarak gören Rusya’yı rahatsız etmiştir.Rusya bir yandan da Balkanlardaki durumu lehine çevirmek amacıyla fırsat beklemeye başlamıştır. Tamda bu sırada(tabiki Rusyanın destekleriyle) Sırbistan ve Karadağ’ın bağımsızlık hedefi ile Osmanlı Devleti’ne  savaş açmaları Rusya’ya Balkanlara müdahale etmek için beklediği fırsatı vermiştir. Sırplar yenilince Rusya’yı yardıma çağırmışlardır. Ancak Avrupa devletlerinin özellikle İngiltere’nin karşı çıkması ile Rusya bir müdahalede bulunamamıştır.
İngiltere Balkanlar’da yaşanan Hersek İsyanı, Bulgar İsyanı ve Osmanlı-Sırp Savaşı’nın yaratığı gelişmelerin bir konferansta bir çözüme kavuşturulmasını önermiştir [6]. Osmanlı Devleti’nin itirazlarına rağmen Rusya’nın tutumu ve  İngiltere’nin baskıları ile Osmanlı Devleti 18 Kasım 1876’da bu konferans teklifini kabul etmek zorunda kalmıştır . Osmanlı tarihine İstanbul Konferansı olarak geçen bu konferans 24 Aralık 1876’da Divanhane adı verilen Bahriye Dairesinin üst katında Hariciye Nazırı Safvet Paşan’ın başkanlığında toplanmıştır[7].
Sözkonusu Konferansa Osmanlı Devleti’nin yanı sıra Almanya, Avusturya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya katılmıştır. Osmanlı Devleti son bir manevra yapmak niyetiyle konferans başlamadan önce Kanunuesaşî’yi ilan ederek bu konferansı işlevsiz hâle getirmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştır.
Rusya’yı temsilen konferansa katılan Ignatiev konferansta Rus isteklerini belirten bir lahiya[*] sunmuştur.
Buna göre;
a) Bulgaristan Balkan Dağları sınır kabul edilerek iki eyalete bölünecek,
b) Bosna ve Hersek birleştirilerek, bir eyalet haline getirilecek ve buraya muhtariyet verilecek,
c) Sırbistan ve Karadağ’a toprak verilecek,
d) Her vilayete Osmanlı Devleti tarafından ve konferansa katılan  altı devletin onayı alınarak, birer genel vali tayin edilecek. Bulgaristan için tayin edilen vali Hristiyan olacak,
e) Asayişin sağlanması için bu eyaletlerde yabancı kuvvetler bulunacaktır [8].
 
Rusya bu lahiya yı konferansa sunarak hem İmparatorluğu köşeye sıkıştırmak istemiş ,hemde en ufak bir şansla başarılı olma durumunda Osmanlının böyle maddeleri kabul etmesi dağılması anlamı taşıyacağından, Osmanlıyı daha da zayıflatmak istemiştir.Bu manevranın farkına varan Osmanlı tabiki bunların hiçbirisini kabul etmiyerek İstanbul Konferansının 12 Ocak 1877 de, hiçbir sonuca ulaşmadan dağılmasını sağlamıştır.
Fakat tamda bu noktada Rusya ,batılı devletlerin gözetiminde olan bu konferansa, Osmanlı tarafından kabul edilemiyecek istekler listesiyle gelmesinin altında yatan amacına ulaşmış oluyordu.Çünki batılı devletler nezdindede kendisini haklı duruma çıkartacak sebepleri yaratmaya başlamış ve konferansın sonuçsuz dahilmasi bir anlamda Rusya ya savaş fırsatını vermiştir.Burada Rusyanın ikili amacı söz konusu olmuştur.Rusya bir yandan çok önceden verdiği savaş kararının batılı devletlercede meşru görülmesi için türlü türlü dıplamatik manevralar yaparken,diğer taraftan bu manevralarla geçiştirdiği süreyi sürekli ordusunu savaşa hazırlama işiyle yoğunlaşmış ve Rusya orüdüsünü, Osmanlıya karşı çok ciddi şekilde hazırlama fırsatını kendisine yaratmıştı.
Tüm bu diplomatik manevralar sonucunda ilk olarak Rusya,Avusturya ile 1877 Ocak ayında Peşte Antlaşması’nı imzalayarak Balkanları Avusturya ile paylaşmıştır.
Rusya ordusunun savaş hazırlıklarını tamamladıktan sonra,Ignatiev başkanlığında bir heyet ile Avrupa çıkarması yapmış ve ilerde Osmanlıya karşı başlatacağı savaşta Avrupa devletlerinin en azından tarafsız kalmalarını sağlamak niyetiyle görüşmelerine başlamıştır.Rusyanın bu hamlesi sonucu Avrupa devletleri Londra’da İstanbul Konferansı’ndaki maddeleri esas alan bir protokol imzalayarak Osmanlı devleti’ne tebliğ etmişlerdir.
Osmanlı Devleti Heyeti Vükela’sı 3 Nisan 1877’de uzun tartışmalardan sonra kendisine tebliğ edilen bu protokolü devletin bağımsızlığına zeval getireceği gerekçesi ile reddetmiştir[9] .
Böylece Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmek için aradığı fırsatı bulmuş ve 12 Nisan 1877’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiştir.
İşte Osmanlı ve Balkan tarihinin  ve özellikle sonuçları itibariyle Pomak tarihi açısından geri dönüşü olamayacak tahribatlara sebep olacak olan  1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı (93 Harbi) böylece başlamış oluyordu.
 
Devam edecek……
 
İbrahim Kenar / Stockholm
————————————————–
 
[4]-ARMAOĞLU, Fahir, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789 – 1914), Ankara, TTK, 1997-s. 329.
[5]-Armaoğlu, a.g.e, s. 332
[6]-ARTUÇ, Nevzat, Osmanlı Devleti’nde Bulgar İsyanları ve Bulgar Meselesi (1878 – 1886)- s.57
[7]-Artuç, a.g.e, s.59
[8]-Armaoğlu, a.g.e, s. 511
[9]-Armaoğlu, a.g.e, s. 516.
[*]-Herhangi bir konuda bir görüş ve düşünce bildiren yazıdır. Tasarı anlamında da kullanılır.(Uludağ Sözlük)