Filibe Tımraştan Konya Tımraşa-1-

Bulgaristan Pomaklarından bahsetmişken Rodop Pomakları içinde yer alan Tımraş Pomaklarından söz etmemek olmaz. Tımraş’la ilgili bizim kaynaklarımızdan derlediğimiz bilgilerden başka Pomak araştırmacı Cemal Recebov Çuralski’nin anlatımından Tımraş’ı tanıyalım. Tımraş Filibe’nin güneybatısında, şehre 36 km. mesafede, Rodoplar’ın yaklaşık 2000 m. yükseğindedir. Tımraş’a bağlı Lulkova, Çüren, Brezovisa ve Osukova adlı yerleşimler olduğundan bahseder. Burada yerleşen Pomakların mitolojik kaynaklarda Trakya kavmi olan “Besi”lerin torunları (yanlış tercümeden olabilir. Aslı Bessalar olmalıdır. Buradaki diğer bir yanlışta Yunanlılar da bu kavmin adının “Agaryanlar” olduğundan bahseder. Konumuz içinde Balkanlarda ve Makedonya’da yaşayan Arnavut, Boşnak ve Pomakların Yunan, Bulgar, Makedon ve Türk kaynaklarında -bizden- yarışması var olduğundan bahsetmiştik. Bizim önemsediğimiz, doğru olan Pomakların Bulgarlardan önce bölgede var olduğu, bölgenin asli halkı olduğunu anlatmaktır.) Çuralski’nin anlattığı, mitolojik kaynaklarda “Güzel Yaşam Alanı” olarak adlandırılan bu bölge iki kardeşin egemenliğinde imiş. Bu kardeşlerden “Temnyu” Tımrış’ı kurarak başına geçmiş, diğer kardeş “Peryu” ise “Peruştısa” yerleşimini kurmuş. Bu ara mitolojik kaynaklar bölgenin “Ölümsüzler Ülkesi” veya “Ölmek İstemeyen Halk” diyarı olarak adlandırıldığını da bazı kaynaklar kaydeder.
Prof. Vasil Mikov Tımraş’ın ismini bölgeden aldığını anlatır. Mikov, hatta Tımras’ın “Şarap Tanrısı=Dionysos” un oğlu olduğunu iddia eder. Bulgar coğrafyacıları da çok yüksek tepelerin ve yamaçların bulunması nedeniyle bu ismi aldığını iddia ederlermiş. Rus kaynaklarında ise Tımraş’ın ismi Termiş, Temriş, Tomreş, Demraş v.s. olarak geçermiş.
Araştırmacı Çuralski, Bölgeye V. yüzyılda Slavların geldiğini, fakat egemenlik kuramadığını 650 yıllarında gelen Proto-Bulgar kavimlerinin bölgeyi istila ettiğini, beraberinde İslâm kültürünü Balkanlara ve Rodoplara getirerek 681 yılında ilk Bulgar devletini kurduğunu anlatır. Bölgenin daha sonraları Bizans kültüründen etki aldığını, “Tımraş bölgesinde bu dönemde başlamış uzun bir Hıristiyanlaştırma, dini asimilasyon ama Rodoplarda tam isabet sağlanamamıştır. Proto-Bulgar devletinin kurulmasından sonra İslâm kültürünün bölgede canlanmıştır. (Bunun nedeni ilk Bulgar devletini kuran İsperik (Asparuk Türkleri olmalıdır.) Resmi Hıristiyanlaşma 864 yılında Bulgar Çarı Boris zamanında başlamışsa da pek yayılmamış” olduğundan araştırmacı bahseder.
Çuralski, Bulgar kayıtlarında “1576 senesinde yerleşimin ismi Tımraş olarak yazılmıştır. Evlerin sayımı ilk kez registerlerde 1633-34 senesinde göstermiş, 20 ev artı 5 yeni ev gösterilmiştir. 1872 senesinde Tımraş’ın ev sayısı 300 olmuştur. 1880 senesinde resmi duyuruya göre Tımraş 1200 ev, 1440 aileyle nüfusu 7320 kişiye yükselmiştir. 1912 senesine doğru kaynaklara göre ev sayısı 3500 yükselmiş fakat nüfus 2500 kişiye düşmüştür. (Bunun sebebi 1878, yani 93 Harbi göçleridir. Göçenlerin evlerine ise dokunulmamış olmalıdır.) 1968 senesinde harabe ev sayımında 450 ev sayılmış. Gina Gurkova Lilkova köyünden tanıklık ediyor ki, Tımraş yerleşimi çok büyük bir yerleşimdi. İki katlı, çardaklı (cumbalı olmalı) evler mavi ve sarıya boyalıdır. Yerleşimin merkezinde “Orta Cami” bulunmaktaydı. Muhteşem dış görünümlü, gelişmiş İslam mühendislik kültürü gösteriyordu. Üç tane de minaresi bulunuyordu. Üstinov Köyünden Hatice Daulova ise yerleşimin 8 mahalleden oluştuğunu, her bir mahallede küçük birer cami bulunduğu bilgisini” araştırmacıya vermişlerdir.
Bulgar kaynakları, 1872-1878 yılları arasında komşu Hıristiyan köylüleri tarafından Pomak köylerinde yangınlar çıkarıldığı, bazı kaynaklarda bu yangınları Rus ordusu içinde bulunan Kazak askerlerinin çıkardığını yazarlar. Bu tarihte Osmanlı Balkan ordusunun güneye çekilmesi üzerine boşluğu Pomak milislerinin doldurduğu anlatılır. Çuralski, olaydan şöyle bahseder: “Pomak milislerinin bölgeyi ele geçirmesi üzerine 1877-78 yıllarında bütün evler ateşe verilmiş, hiçbir şey kalmasın diye.” Bölge Pomakları da olayı şöyle anlatıyor. “Rodoplar’da hiçbir Pomak kalmasın, evlerinden o zaman ne çalacaktı? Ne yakacaktı? Kimi rehin alacaktı, o korkunç 1912 sonbaharında, kimin ismini değiştirecekti?” Pomak araştırmacı Çuralski’nin anlatımıyla Tımraş Cumhuriyetini dönemini onun kaleminden anlatalım. “1877-78 Osmanlı- Rus Harbi ve çözülemeyen sınır sorunları, tüm olarak çizilemeyen sınır çizgileri, sınır korumasının yerleştirilmemesi (yarı okur yazar çoban Zahari Stoyanovun Doğu Rumeli Hükümeti tarafından) sonucu Osmanlı kuvvetlerinin başarısına zemin hazırlamış, Rojen Dospat çizgisine ulaşarak Viça nehri boyuna yerleşmişlerdir. Ancak Tımrış düzlükleri, şimdiki Bulgar-Yunan sınırına kadar, Ketsen köyü arazilerinin sağ yanı ayırıcı hat, Çüren, Sitova, Lilkova, Zabirdo, Şirokalika, Zmei, Dospat, Fatenivo ve Ravnogar arazilerinin alçak bölgeleridir. 20 büyük ve iki daha küçük yerleşim yerleri Rus savaşından hemen sonra 1877-78 bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu bölge tarihi kayıtlara göre ne Türk, ne Rus, ne de Bulgarlara aittir.
Bu ……?…… nahiyesinin merkezi Tımrıştır. (savaşa kadar) Tımrış 1832 yılından 1878 yılına kadar nahiye merkezi olarak kalmıştır. Bölgenin bağımsızlığı ve devlet olarak ilanından 1885 yılına kadar Tımrış resmi olarak Cumhuriyetin başkentidir. Bazen başkentlik Tımrış’tan (Trigrad=üç şehir) Muğla ve Nastan yerleşimlerine geçmiştir.
Gelişen olumsuz olaylara rağmen 1886-1912 yılları arasında Tımrış Cumhuriyeti bağımsızlığını korumuş ve gelişme göstermiştir.
Bu Cumhuriyetin yöneticisi Tımraşlı Ahmet Ağadır. Tımraşlı Ahmet Ağa, Hasan Ağanın en büyük oğludur. Laskovulu bir Pomak, anne ise Çepelareden Pomak kızıydı. Dedesi Cafer Dervişev’dir
Kör Hocanın iki oğlu vardır, Cafer ile Süleyman’ın babası Kör Hoca lakabıyla anılır, Cafer, Ahmet Ağanın annesinin babasıdır. Süleyman ise tanınmış Salih Ağanın babasıdır. Hasan Ağanın oğlu İsmail’den Celal doğmuştur. Smolen’de Celal’leri tanıyan tanıklar hala vardır. Evleri bu bilgileri veren kişiye çok yakındır.
Tımrış’lı Ahmet Ağa çok dürüst, adil, disiplinli bir yöneticidir. O, çok ünlü bir içişleri diplomatıdır. Aynı zamanda komşu ülkelerle de devlet sınırları ile ilgili ilişkileri iyidir. Bunu anlatıyorum çünkü o dönemde belirli sınır çizgileri yoktu. Bunun nedeni ise tarlaların birleşik olması ve sınır bölgelerinde ki insanların huzur içinde çalışmasıdır.
Yönetimi sırasında Ahmet Ağa çok disiplinli idi, kimseye taviz vermiyordu. Herkese eşit davranıyordu. Müslümanlara ve Hıristiyanlara karşı çok adil davranırdı. Bu yüzden onu herkes takdir eder ve tercih ederdi. Önemli meselelerde her zaman ona başvurulurdu.
Bulgaristan’daki devlet meseleleri üzerinde Tımrış Cumhuriyetinin çok önemli rolü vardı. Tımrış henüz Bulgarlara verilmediği için ona bağlı köyler “teslim olmayanlar” olarak adlandırılmıştı. Daha doğrusu bu bölge Bulgar yönetiminin gözünde diken olmuştu.
O dönemde genç burjuva çok ciddi şekilde iç pazara ve ucuz işçiye ihtiyaç duyardı. Tımrış Cumhuriyetini ele geçirmek için stratejik düşünceler oluşturuluyordu.  Kaptan Petko Voyvoda bu bölgeyi ele geçirmek için girişimde bulunuyor, fakat halk ona gününü gösteriyor. O güne kadar Petko Voyvodo hiç kimseye yenilmemişti.
Berlin kongresine göre 1878 Bulgaristan 3’e bölünmüştü. 1-) Knajestvo Bulgaristan 2-) Doğu Rumeli 3-) Türklerin Toprakları (Güney bölgesi Rojen Dospat)
Bulgaristan’da belirli gruplar Knajestvo Bulgaristan ile Doğu Rumeli’nin birleşeceğini düşünürdü. Türklerin hâkimiyetinde olan topraklara el sürmekten kaçınılırdı. Hep daha sonraya ertelenirdi. Bu olay ancak 1912 sonbaharında gerçekleşmiştir.
Stratejik açıdan bu birleşmede önemli rol düşmanındır. “Düşman” olarak Tımrış Cumhuriyetindeki Türkler kastedilmektedir. Bulgar-Türk sınırına askeri birlik yığılmıştır. Tımrış Cumhuriyetinde olaylar diplomasi yoluyla çözülmektedir. Kendini beğenmiş siyasetçi-çoban Zahari Stoyanov Tımrış’a gidip Ahmet Ağa görüşmek zorunda bırakılıyor. Bu görüşme yalnız ikisi arasında gerçekleşiyor, şahitsiz ve kapalı kapılar ardında. Neler konuşulmuş, nasıl konuşulmuş bu güne kadar bir sır olarak kalmıştır. Bir şey açığa çıkıyor ki Ahmet Ağa, silahlı kuvvetlere ve diplomatlara direnmeyeceğine söz veriyor. Fakat şiddetle Tımrış Cumhuriyetini yeni birleşmiş Bulgaristan’a teslim etmeyeceğini söylüyor.
Genç Bulgar devletinde hayat bu şekilde yönetilmemektedir. Bu yüzden psikolojik savaşın çeşitli denemeleri olmuştur. Böyle bir taktik de 1912 yılında bu bölgede Balkan Harbini alevlendirmiştir.”
Araştırmacı Curalki’ye göre İzmirli arkeolog ve tarihçi Sayın Ercan Çokbankir’e göre Tımrış Cumhuriyeti, Osmanlı-Rus harbinden (1877-1878) sonra kurulmuş olan  Pomak Cumhuriyetidir.
Sayın Ercan Çokbankir’e göre yerli halk burasını ”Türkiye Cumhuriyeti” sanmaktadır. İşte budur büyük darbe. Budur Bulgar Hükümetinin büyük darbesi. Bu olayın 1912 yılında Viça ırmağın kıyısında yaşayan halkın trajedisiyle hiçbir ilgisi yoktur. Açıkçası Bulgar yönetiminin o dönem kendisine düşman edilmekte interesesi varmış.
Aslında Bulgarlar kendileri etmiş kendileri bulmuştur. Viça Irmağı kıyısındaki köyleri satmışlardır. (Tophane sözleşmesinde) Bunun karşılığında Bulgar Kralı Batemberg’i almışlardır.
Ekim 1912 yılında aynen şu oyun oynanıyor. -Al sana kuklanı, ver bana bezlerimi-
1912 yılından önceki stratejik çalışmalarında Bulgar askeri uzmanları Pomak nüfusunu Türk egemenliği altında bulunan topraklarda Türk nüfusu olarak göstermişlerdir. 1912 yılındaki savaş -Türk esareti altındaki kardeşlerimizi kurtaralım- sloganıyla yapılmıştır. Ancak esir kardeşler için söz edilmesi mümkün değildi. Tımrış Cumhuriyetinde yaşayan Hıristiyanlar Pomaklara göre sayılabilecek kadar az idi. Onlar kurtarılma ihtiyacı bile duymuyorlardı, diğerleri gibi, çünkü hepsinin yaşayışı aynı idi. İddia edildiği gibi savaş esnasında yerli halka Türk gibi davranılmışsa, onlara düşman gözüyle bakılmışsa, onlar amansızca kesilmişse, kovulmuşsa, evleri yağmalanıp yakılmışsa v.s. O halde kimi kurtaracak, hangi kardeşler ve kimler kurtarılmış?
1912 yılında ilk başarılı askeri operasyon Tımrış’ta olduğu söylenir. Bulgar askeri stratejisinin temel hedefi Viça nehri boyundaki Tımrış Cumhuriyetini ele geçirmektir.
Tımrış savunması püskürtüldükten sonra, ele geçirilmiş, evler ve dükkânlar yağma edilmiş, daha sonra bütün evler yakılmıştır. Tımrış halkının bir kısmı çevre köylere kaçarak Hıristiyanların yanına dahi sığınmışlardır ve korunmuşlardır. Kaçanların büyük bir kısmı güneye, Yunanistan’a, oradan da Türk topraklarına gitmişlerdir. Birçok kişi kaçamamış, feci şekilde öldürülmüşlerdir. Bir kısmı da esir alınmıştır. Hasıl olurda kurtarılmak için gelenler, geldiklerinde bu halkı kurtarmak yerine esir alınıyor, öldürülüyor, evleri yakılıyor. Esirlerin çok azı sağ kalmış, hepsi işkence ve aşağılanmışlardır. Esirlere Hıristiyanlığı kabul etmesine karşılık canını vaat etmişlerdir. Onlarca genç kız ve gelinler askerlerin ve çetecilerin tecavüzüne uğramışlardır. (Çuralski’nin annesinin yazılı hatıraları) Askeri savaş kuralları hiçe sayılarak, sivil hedeflere acımasızca vurmuşlardır. Sivil halk öldürülmüştür. Savunmasız kadın çocuk ve ihtiyarlar vurulmuştur.
Zulümden kaçan Tımrış halkı Yunanistan’dan Türkiye topraklarına geçmiş oradan Anadolu’ya yerleştirilmişlerdir. Önce Kıbrıs Adası karşısında Mersin yakınlarında kalmışlar, sonrada Konya’nın Çumra bölgesine yerleşmişlerdir. Burada kurdukları köyün adını Tımrış koymuşlardır.
Detvar köyünden Abdullah Eminov İdrizov’un söylediklerine göre yeni Tımrış köyünde 170 civarında ev varmış. Büyük çoğunluğu da göç eden Tımrışlılardır.
Tımrışların bir bölümü İzmir’in dolaylarına ve İzmir’in içine yerleşiyorlar. Tımrışlıların 3 bölümü ise Odrin etraflarında kalıyor. İsmail Çakmakov’un araştırmalarına göre bugün hala Glegöl köyünde yaşamlarını sürdürüyorlar.
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 9.0/10 (10 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: +5 (from 5 votes)
Filibe Tımraştan Konya Tımraşa-1-, 9.0 out of 10 based on 10 ratings