YAŞAM ALANLARIMIZI SAVUNUYORUZ.

Köylerden Kasabalardan yola çıkıyoruz, yola çıkmalarımız haberleşerek sürüyor. Kazdağıları yaşam alanı içine giren köyler kasabalar şehirler sabahın erken saatlerinden Etili Köyüne doğru yola çıkmak için toparlanıyoruz.
Farkediyoruzki; Ced raporlarına karşı çıkmak için yola çıktığımız azlık günlerden daha kalabalığız, sesimiz daha uzaktaki seslere karışmış.
Otobüsümüz Kazdağılarına arasına boğazı alarak bakan yerleşim yerlerinden kalkıyor. Kafamızı her kaldırdığımızda kıvrılarak akan bir nehir gibi duran boğazın arka planını kaplayan İDA ya da KAZDAGLARI nı görmeye alışkanlığımızla, aldığımız her nefesin bu dağların büyük nefesi olduğunu bilmemizin bilinciyle doluşuyoruz otobüslerimize.
Yol boyunca Otobüsümüzde CED (Çevre Etkileri Değerlendirme raporu) raporlarına karşı düzenlenen eylemlilikler konuşuluyor kâh gülünüyor kâh kızılıyor. Yeni katılımcılar ne kadar heyecanla dinliyorsa Bir önceki CED direnişçilerine katılanların anlatımları tecrübe ve erdemlilik kokuyor. Eski katılımcılar kalabalıklaşmanın coşkusunu yaşarken, yeni katılımcılar katılamayanların duyarsızlığına serzenişte bulunuyorlar.
Haziran ayının ilk sıcağı Boğazı geçerken yaşadığımız esintilerin etkisiyle olsa gerek denize girme günleri gelmişte geçiyor yorumlarına neden olurken, Çanakkale boğazına kurulması istenen köprünün gerekli ya da gereksizliği üzerine hafif tartışmalar sürüyor. İstanbullun İstanbulluların deneyimleri paylaşılıyor, örnekleme haline geliyor. Görünen o ki Çanakkale Boğazına oturtulması düşünülen köprü epey tartışmaya ve karşı duruşlara sebebiyet verecek.
Gurup Köprüden yola çıkarak Çanakkale nin duyarlı kesimlerinin İstanbul –Çanakkale Hattında çalışmak üzere deniz otobüsü talebi olduğunu öğreniyor bazılarımız. Gelibolu yarımadasında bu deniz ulaşımına Gelibolu İlce sininde dâhil olmasının gerekliliğinden ve kampanyaya katılmaları gerektiğinden hararetle bahsediyorlar.
Gemimiz Lâpseki İskelesinde yanaşmamızla beraber konular meyve bahçelerinin Siyanürle bozulacak ve yok olacak meyve bahçelerine kayıyor. Yolumuzun sağı solu meyve bahçeleri. Dolu karışık yağmurdan kurtulabilmiş kirazlar ara sıra gözümüze çarpıyor. Yer yer erik ve kaysı ağaçlarınınım meyvelerini görme hazzıyla yola devam edip Çanakkale merkeze girmeden CAN ilçesinin yoluna giriyoruz.
Meyve bahçelerini içinde Kaybolmuş gibi duran ilk köyde mola veriyoruz. İdareci arkadaşlarımız Çanakkale’den gelen bir gurup otobüsle buluşup beraber Etili Köyüne gireceğimizi söylüyorlar. Beklenilen konvoy gelince onlara dâhil oluyoruz ve İDA dağlarına tırmanmaya başlıyoruz.
İlk Düzlükteki Konakladığımız köy Atik hisar barajının ovasında kurulu olduğundan ilk tırmanışımızla birlikte Çanakkale’nin içme ve çevre köylerin sulama ihtiyacına karşılık veren barajla yüz yüze geliyoruz. Son yağışlarla birlikte doluluk oranı epey artmış barajın. Etrafını dolaşarak tırmanışa devam ettiğimiz barajın Siyanürle Altın Aramasıyla birlikte suyunun bozulacağı ve kullanılamaz hale geleceğini bunun için siyanürcü şirketlerin bu barajın suyunda gözü olduklarını bunun için gerekli girişimlerde bulundukları konuşuluyor.
İrtifamız arttıkça barajı arkamızda bırakıyoruz. Zirvelerde yer yer rastladığımız “Saclı bir başın tepesinde var olmuş bir kellik” gibi duran Altıncı şirketin sondaj merkezlerini tecrübeli eylemciler yeni eylemcilere anlatıyorlar heyecanla. Sondajları kimisi su aramak için ve su bulunmuş sondaj yerleri. Kimileri Topraktaki altın miktarını tespit edilmeye yönelik sondajlar. Daha henüz siyanürle altın aranmaya başlanmamış ama yer yer görünen kel tepeler ağaçlardan arındırılmış çoraklaştırılmış yerler bile gereken ürküntüyü yaratıyor.
Etili Köyüne kadar olan köylerin bazen yanından bazen içinden gerek tırmanmaya devam ediyoruz. Mayıs ayı sonları ve haziran ayı başları bu yörelerde “hayır” günleri olarak biliniyor. Şöyle diyorlar buralarda. “Cebine kaşığını alıp yola çıkarsan bir ay boyunca aç kalmadan dolaşıp durursun” Burada her köy bir hayır günü belirliyor. O gün itibarıyla o köyde Pilav ya da keşkek pişiriliyor. Köyün zenginliğine fakirliğine göre bol etli az etli ya da etsiz olarak pilavlar keşkekler pişiriliyor yine ekonomik duruma göre ayranın bolluğu azlığı belirlenebiliyor.
Siyanürcü şirket Bu geleneği Kendi çıkarına kullanmakta gecikmiyor zaten. Bu hayırlara para akıtıyor Bu hayırların niteliklerine bile müdahale dip geceleri türkücü, şarkıcı sanatçıları getirip konserler veriyor. Bir önceki akşam mitinge gittiğimiz Etili köyünün hayrını yaptırmış ya da destekleyici olmuş altıncı filo. Tüm altıncılar Etili köyüne Yüklenip “Hayır” yapmışlar “Hayır” eylemişler. Birkaç sanatçı getirmişler köylünün “hayrını” almak için.
Köye vardığımızda Miting Platformu kurulmuş anonslar yapılır hale gelmiş olduğunu gördük. Sloganlar atarak girdiğimiz miting alanında Eski yeni dostlarla karşılaştık. Meğerse ne çok dostumuz, arkadaşımız, yoldaşımız varmış.
Miting süresince Miting komitesinin belirlediği kurallar çerçevesinde coşkuyla sürüp gitti. Siyanürcü şirkete, hükümete mesajlar verildi. Kazdağıların, İtanın bir yaşam alanı olduğu terkedilmeyeceği karalılığı gösterildi.
Kazdağıları yaşam alanından gelen tüm köyler ve kasabaların yanıta daha uzaklardan gelen Nükleer karşıtı dayanışmacılarla tanıştık, ahbap olduk. Karadeniz isyandadır diyerek HES lere duvar örmeye çalışanlarla birlikte olduk. Anadolu’yu vermeyeceğiz diyenlerle sohbet ettik.
Ve biraz daha anladık ki yaşadığımız bu topraklarda birbirimizin haberi olmasa da bir yandan başımız belada. Birileri başka başka yerlerden de olsa durmadan başımıza çuval örüyor. Birileri bu insanların bu topraklarda insanca yaşamasından rahatsız oluyor.
Karadeniz HES lerle boğulmak isteniyor.Trakya ERGENE ZEHİRLENEREK kurutulmaya çalışılıyor. Kazdaglarını yüce ida dağlarını un ufak ederek SİYANÜRE BULANILMASI isteniyor.MUNZUR AKMASIN isteniyor. Sinop’a NÜKLEER belasını sarıp Akdeniz’den Egeden nükleerlerle Yeşili doğayı Turizmi yok edecek NÜKLEER ZİNCİRİ oluşturmayı hedefliyorlar. Bunlar yetmediyse Termik santralı Çanakkale boğazının girişine, en güzel ve verimli ovaları kurup tüm insanların yaşam alanlarını kurutmayı, yok etmeyi amaçlıyorlar.

Bütün bunları yaşayarak ögreniyoruzda bu işten bunca yüce çıkarı olanın ne olduğunu bir türlü kavrayamıyoruz. Umarım avradımızda torunlarımıza devredecek bir dünyamız kalmış olur.

Şaban Korkmaz / Pomaknews Çanakkale