Ben kimim?

Ben olarak algıladığım kişi ne kadar ben.Ben diye bildiğim kişi Tofaş’ın ürettiği Şahin modelinin Doğan görünümlü haline ne kadar

dönüşmüş. Dönüştürülmüş. Hem gönüllü hem de gönülsüzce dönüştürülmüşüz izbe mahallelerin arka sokaklarında ki kaportacılarda. Şahin iken Doğan görünümü almış Benimiz. Ustalar bu dönüşümde her zaman çok ince göstermemişler.Dışardan bakınca Doğan ama içine doğru bakınca “Şahin ya bu dedirtiyor. Güldürüyor

Ben derken yüzde ki ya da vücutta ki noktalardan bahsetmediğimi belirtme gereği duymamalıydım ama ne yazık ki kullandığımız dilin
böyle garip halleri var. Ben yani bedenimizle beraberce yaşadığımız biri. Kararlar alıyor. Uyguluyor. Beğeniyor. Beğenmiyor. Mutsuz oluyor. Mutlu oluyor. Karmaşaya düşüyor. Yiyiyor içiyor. Kısaca düşünüyor.Evet düşünüyor bu ben dediğimiz şey. Düşünürken bunu o kadar otomatik olarak yapıyor ki çoğu zaman yaptıklarına ve ettiklerine kendiside bir anlam veremiyor. Bunu ben mi yaptım diyor.Bunu ben mi istedim diye sormak zorunda kalıyor. Sanki benden öte bir başka ben daha var gibi hatta benler var gibi. Durumlara ve şartlara göre değişen benler. Sormaya ve yoklamaya başlıyor insan.Acaba bu benlerden hangisi tam olarak ben. Yani doğduğu gün dünyaya gözlerini açtığındaki ben bunların içinde hangisi. Bulmak çok zor. Çok uzun soluklu bir yolculuk. Ama zevklide bir yolculuk. En güzel kesif hatta buluştur kendinize ait olan beni. Aynen bir arkeolog gibi araştırır.Milim milim kazarsınız toprağı ve küçücük bir parça sizi alır ve daha da derinlere götürür.Orada da yeni parçalara ulaşırsınız. Bütün bu parçalardan oluşan bütünde en büyük keşfinize ulaşırsınız. Yani kendinize ait olan beni bulursunuz.

Ben bir Pomağım. Ben bir Pomağım. Bunu defalarca söylemek istiyorum ben bir Pomağım. Onu ilk elime aldığımda yani onu toprağın çok derinliklerinde öylece yatıyorken bulduğumda önce şaşırmıştım. Anlam verememiştim. Hatta onu yerine koyup üzerini örtmüştüm.Diğer tüm benlerimle beraberce onu iyice örtmüş. Hep birlikte birbirimize bakmış ve “yök canım bu bize ait olamaz demiştik” ve devam etmiştik yaşama kaldığımız yerden. Aklım ve ruhum gömdüğüm o beni düşünerek uzaklaşmıştık. Uzaklaştığımızı sanarak. Bir kez o benlik ortaya çıkmış ve yüzünü göstermişti. Doğan çocuğunuzu elinize alıp bir kez onu kokladıktan sonra terk edemeyeceğiniz gibi bir kez daha doğduğunuzu hissetmenize neden olan beninizi de terk edemiyorsunuz. Olmuyor. Diğer benlerinize sığınıyorsunuz.Olmuyor. Onlar ile sürekli durmaksızın konuşuyorsunuz olmuyor. İçiyorsunuz,içiyorsunuz aklınızı yitirene kadar içiyorsunuz olmuyor.Ayıldığınızda aklınıza ilk o geliyor.Yüzüne toprak attığınız hali ile size gülümsüyor.Korkuyorsunuz. Red ediyorsunuz. Çocuğun ondan olmadığını düşünen aciz bir baba gibi. Kaçamıyorsunuz. Dev bir çınarın kökleri gibi her yanınızı sarmıştır
artık. Dev bir çınarın kökleri gibi sarmıştır sizi.

Başka benler ile yaşamak zorunda değiliz. Başka benlerin bize ait olmayan köklerine sarılmak orada sevgiyi ve aşkı bulmaya çalışmak
zorunda değiliz. Zorla onların evladı olmaya çalışmamız gerekmiyor. Ben bir Pomağım. Bunu sık sık tekrarlamalı Ben bir Pomağım. Bunu dedikçe hatta ana dilimizde tekrarladıkça “Us şam Pomak” toprağın altında kalmış hatta üstünde tepişip durduğumuz tüm parçalar bir bütüne bürünüp görkemli kimliğimizi.Yani Pomaklığımızı bulacağız.

Bizler Pomağız. Bizlerde bu gezegenin tüm diğer halkları gibi kendi benliğimizde yaşamayı ve var olmayı hak ediyoruz. Bizlerde diğer tüm halklar gibi kendi benliğimizin içinde bireysel var oluşumuzu inşa etmeyi istiyoruz.

Bizler Pomağız…

A.Murat Yılmam