ANADİLİMİZ ZENGİNLİĞİMİZ! ANADİLİMİZ BELLEĞİMİZ!

“Bana kendi dilinden bir şarkı söyle. Kimin adına olursa olsun. Yeter ki çığlığın senin olsun. Bana bir şeyler söyle ama kendi dilinden olsun. Belki anlamam dediğini ama senin dilinden olsun.” *

Takvimlerden yine bir Uluslararası Anadil Günü’ ndeyiz ve kaygılarımızla, hatırlatmalarımızla, temennilerimizle, bişeyler yapmalı, bişeyler yapılmalı vurgularıyla karşınızdayız… Bu anlamlı güne hepimiz hoş geldik!

Dünyada her özel ve önemli gün, daha ziyade bir soruna, bir tehlikeye işaret etme, unutulması istenmeyen mühim olayların belleklerdeki yerini sıcak tutma gayesini taşımakta. İsterdik ki, mutlu mesud zamanların anılacağı ve ölümsüzleştirileceği günler var olsun her daim hayatlarımızda… Ve fakat yaşlı planetimizin ve toplumsal yaşamlarımızın buna izin vermesi bir süre daha mümkün görünmüyor. Hala çözülecek çok fazla sorunumuz ve mücadele edilecek çok fazla mağduriyet alanımız var… Ve yine temel kuralımız hükmünü sürüyor: Çözümü başka yerlerde arama, başkalarından bekleme, ki yanılırsın, aldanırsın: Çare sensin, çare biziz!

Anadilin hayatlarımızdaki yeri nedir acaba? Soruyu biraz da burdan sormak ve bu noktadan başlamak gerekiyor galiba, ne dersiniz? Adı üstünde kelimelerimizden “anadil”. Ana gibi, ekmek gibi, su gibi. Bir ihtiyaç gibi, bizi biz yapan temel değerimiz gibi. Neslin ve zenginliğin devamının temel yapı taşı gibi. Yoksa yokuz, kırılırsa çatlarsa parçalanırız, yeni kuşaklara aktarılmazsa eksik kalır en önemli yanımız. Anamızın dilinden bakabilmek dünyaya hayata, öyle anlayabilmek, algılayabilmek ve duyumsayabilmek sevinçlerimizi, hüzünlerimizi, neşe ve kederimizi, en samimi en hissiyatlı duygularımızı… Yani en kısa yoldan, en kestirmeden, en dolayımsız, doğrudan. Kendimizi en çok biz hissettiğimiz halimizle.

İşte Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) de hiç üşenmemiş, bizler için ve bizler adına tüm dünyadaki anadillerin durumuna dair analizlere girişmiş, uluslararası uzlaşıyı, kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla 1999 yılından beri artık her yıl 21 Şubat’ ın Uluslararası Anadil Günü olarak belleklerimizde yer alması gerektiğini bağıtlamış. Bu yolla önemli bir tehlikeye dikkat çekmeyi misyon edinmiş.

UNESCO tarafından yayınlanan, “Tehlike Altındaki Diller Atlası”na göre, dünyada 6 bin 700 dil bulunuyor ve bunlardan 2 bin 478’ i yok olma tehdidi altında. Dünyadaki 6 bin 700 dilden sadece 300’ ü resmi dil statüsü ve devletlerin koruması altındayken, 1950’ li yıllardan bu yana yok olan dillerin sayısı ise 230. 100 yıl içerisinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacaksa o dil tehlikede kabul ediliyor.

Türkiye’ de kayıtlara geçirilebilmiş 30 civarında farklı dil bulunuyor. UNESCO’ nun yayınladığı dil atlasına göre, Türkiye’ de konuşulan 18 dil yok olmanın eşiğinde, 3 dilin ise kaybolduğu belirtiliyor.
Türkiye’ de kaybolan diller: Kapadokya Yunancası olarak bilinen Ürgüpçe, Türkiye’nin doğusunda ve Suriye’nin kuzeydoğusunda konuşulmuş olan Mlahso ve Kafkas dili Ibıhça. Kaybolmaya yakın olan diller: Hertevin dili (Siirt Pervari), Gagavuzca (Edirne), Ladino ya da diğer adıyla Yahudi İspanyolcası (İstanbul Balat, Hasköy), Turoyo (Mardin Midyat). Güvensiz durumda olan diller, Adigece, Suret, Ermenice. Kesinlikle tehlikede olan diller ise, Abazaca, Homşetsi (Hemşince) Lazca, Pontus lehçesi (Rumca), Romanca (Sinti) ve Çerkezce. UNESCO’ nun diller atlasına bu linkten ulaşabilir ve aklınıza gelen kayıt altına alınmış herhangi bir dille ilgili sorgulama yapabilirsiniz:
http://www.unesco.org/culture/languages-atlas/index.php?hl=en&page=atlasmap

UNESCO’ ya ve dilbilimcilerin çalışmalarına göre, dünyada İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Rusça ve Çince gibi baskın dillerin, azınlık dillerini ezdiğini ve Amerika ve Avustralya kıtalarındaki dillerin iz bırakmadan silindiğine dikkat çekiliyor. Dünyada 194 ülkeden, 113 ülkenin birden çok resmi dili var. Çin Halk Cumhuriyeti’ nde 51, Hindistan’ da 36, Rusya’ da 34, Güney Afrika Cumhuriyeti’ nde 11, Irak’ ta 4, İran’ da 8, İtalya’ da 11, İngiltere’ de 10, ABD’ de 8 ve Bolivya’ da 37 resmi dil bulunuyor.

Belki okuması bile sıkıcı ama bu bilimsel tespitler, dünyada anadillerin durumuna ışık tutmak ve tehlikenin durumuna dikkat çekmek için gerekli. Bazı dillerin baskın dil olduğu, diğer dilleri ezdiği, yok olmasını kolaylaştırdığı ve hangi ülkede kaç anadilin resmi dil kabul edildiği tespitleri; bir yandan anadillerin hem ulusal hem uluslararası ölçekte maruz kaldıkları tehlikenin boyutunu göstermesi, diğer yandan da aslında birçok ülkede birden çok resmi dilin kabul edildiği ve devletlerin güvencesi altında olduğu yönlerinden oldukça önemli.

Evet, UNESCO raporuna göre Türkiye’ de tespit edilebilmiş 30 civarı anadil var ve bunlardan 18’ i yok olmanın eşiğinde görünüyor. Anadilimiz Pomakça ise her iki kapsamda da zikredilmiş değil. Nedeni biraz Pomakça’ nın sözlü bir tarihe ve kültüre sahip olması ise, biraz da Pomakların gönüllü ve rızai asimilasyona yatkın oluşu, kendilerini, kültürlerini, zenginliklerini geç keşfetmiş olmaları, Pomaklığın bilincine geç ermiş olmalarıdır. Bu sebeple bugüne kadar ulusal ve uluslararası arenada herhangi bir girişimde bulunulmuş değildir. Eriyip giden bir dil, bir kültür, bir benlik için artık daha fazla iş yapmanın, söz söylemenin, eylemenin vaktidir.

Yüzyıllardır Rodop Dağlarının eteklerindeki yerleşim bölgelerinde yaşamış Pomak halkı, 1877-78 Osmanlı-Rus(93) Harbi ve sonrasındaki 1911-1912 Balkan Savaşları neticesinde imparatorluklar dönemi sona ererken köklü siyasal, toplumsal, ekonomik ve etnik değişimlerden ister istemez etkilenmiş ve yoğun göç dalgaları sonucunda ve sınır değişikliklerinin de etkisi ile Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk gibi yoğun olarak yaşadıkları yerler başta olmak üzere Avrupa’ nın ve Anadolu’ nun çeşitli yerlerine mecburi göçlerle yerleşmek durumunda kalmıştır. Yüzyıllardır barış içinde yaşanan topraklarda milliyetçilik akımının etkisi ile toplumsal barış yerini ne yazık ki hakim ulusun diğer halkları baskılama ve kendi dilini, kültürünü dayatarak kabul ettirme anlayışına bırakmıştır. BM UNESCO’ nun dikkat çektiği tehlike de biraz böyle başlamıştır. Ama henüz hiçbir şey için geç değil. Bu süreci tersine çevirebilmek ve yitirmek üzere olduğumuz değerlerimizi, anadilimizi canlandırmak vakit varken elimizde!

Çağımızın gelişen en yetkin algısı da anadillerin devletler ve hükümetler nezdinde özel programlar ile korunmaya alınması, anadilin mensuplarınca öğrenilmesinin ve yaşatılmasının sağlanmasıdır. Gelişmiş ülkeler kendi ulusal mevzuatlarını buna uygun tasarlamakta ve güncellemektedir. Anadilinde eğitim görmek, anadilini konuşup yaşatabilmek isteyen en ufak topluluklara, çok kitlesel olmayan halklara dahi bu hakkı, devletin tüm imkânlarını seferber ederek sağlamakta, gereken tedbirleri almaktadır. Yukarıda saydığımız ülkelerde resmi dil olarak kabul görmüş ve devletin her kademesinde geçerli kaç farklı anadilin bulunduğunu göz önüne aldığımızda bu gerçekliğin farkına rahatlıkla varabiliriz.

Anadilde eğitimin ülkeyi böleceği yönündeki kaygılar tamamen yersizdir. Her halkın kendi kimliğini ve kültürünü anadili ile sonraki kuşaklara ve geleceğe aktarması en doğal, doğuştan gelen insani haklardandır. Bir dili yok etmek, o dili konuşan halkı yok etmekle eşdeğerdir. Bir dilin kendini koruyarak, geleceğe aktarabilmesinin en temel yolu da anadilde eğitimden geçmektedir.

Türkiye’ de de anadillerin öğrenilmesine, yaşatılmasına ilişkin son dönemlerde yetersiz de olsa çeşitli tedbirler alınmaktadır. TRT televizyon kanalları aracılığıyla yapılan yayınlar, üniversitelerde, enstitülerde açılan yerel/yöresel anadil bölümleri/kürsüler, okul çağındaki çocukların talep etmesi halinde kısmen de olsa anadilinde eğitim görebilmesine yönelik çeşitli hukuki düzenlemeler bunlardan bazıları. Dileğimiz ve talebimiz, anadilin öğrenilmesi ve yaşatılması için bu ve bu gibi gerekli her türlü tedbirin alınması, sosyal ve demokratik, insan haklarına saygılı cumhuriyetin anayasal gereklerinin yerine getirilmesidir. Bizler Demokratik Pomak Hareketi olarak Pomakça’ nın yaşaması, gelecek kuşaklara aktarımı için elimizden geleni yapmaya ve mesai harcamaya devam edeceğiz. Farklılıklarımız zenginliğimiz olup, bu farklılıklara saygı duyduğumuz ölçüde var olabileceğimizi hiçbir zaman göz ardı etmiyoruz.

“Vritsime Pomak (Bizler Pomak’ız)”

“Prikazvime i Galchime Pomashki Ezik (Pomakça Söyleyelim ve Konuşalım)”

“Chestite 21 Şubat Maychinskiteni Ezik Den (21 Şubat Anadil Günü Kutlu Olsun)”  diyerek tüm dillerin ve farklılıkların kendini eşitçe ve özgürce ifade edebildiği, eşitçe yaşayabildiği bir Dünya ve Türkiye umudu ve dileklerimizle, tüm halkların 21 Şubat Uluslararası Anadili Günü’nü kutlarız.

 
Demokratik Pomak Hareketi