Prof. Oran: Milliyetçilik artık devam edemez, niçin doğduysa o yüzden ölüyor.

İki yol var dediniz, asimilasyon ya da etnik temizlik…  (Pomaknews : Etnik temizlikten kaçmış olan Pomaklar sizce hangisini seçti ? )

Asimilasyon gözünün kestiğine yapıldı. Yani Türk olmayıp da Müslüman olanlara. Hâlâ tutunum ideolojisi din olduğu için… Onları asimile etmeye girişti. Başta Rumeli göçmenlerine. Boşnak, Pomak bunların Türklükle ne ilgisi var. Ama ne fark eder, Ortaçağ’da etnik kavram yok. Dinsel bir tutunma ideolojisi var. Dolayısıyla bunlar asimile edilebildi. Mesela Boşnak federasyonu feci bir bildiri yayınladı, Boşnakça yayın yapılması üzerine. Biz istemiyoruz, biz Türküz dedi. İşte bu asimilasyon…

Prof. Dr. Baskın Oran, milliyetçiliğin devam etmesinin mümkün olmadığını söyleyerek, “Niçin doğuyorsa, onun için ölüyor milliyetçilik” dedi.

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır da “Türkiye’de yaşanan milliyetçilik eğitimden hukuka devlet eliyle beslenen ve tüm bireylerde olan bir ezberden ibaret” diye konuştu.

Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu, milliyetçiliğin her devirde var olmasının nedeni olarak, diğer tüm ideolojilerle yan yana gelebilmesini ve işbirliği yapabilmesini gösterdi.

Taraf gazetesinde “Milliyetçilik dönüşüyor mu, ölüyor mu” başlığı altında yayımlanmaya başlayan yazı dizisinin ilk bölümünde, Prof. Dr. Baskın Oran, Bekir Ağırdır ve Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu yer aldı. Taraf gazetesinde yer alan görüşler şöyle:

 

Milli burjuvazi yolun sonuna geldi

 

Günün dünyasında milliyetçilik çok değişik tartışmaların konusu. Kimine göre, milliyetçilik artık ulus devletlerin son haykırışı, kimine göre küreselleşen dünyada ayakta kalmanın tek ve geçerli yolu. Bu nedenle de yaşayacak. Türkiye’de ise “ulusalcılık-milliyetçilik”, “ulus-millet” kavramları etrafında dönen bir diğer tartışma ekseni daha açıldı.

Kavramlar havada uçuşurken, başlayan müzakere süreci tartışmayı daha da “yakıcı” bir hale getirdi. Bugün Prof. Dr. Baskın Oran bu hassas noktayı anlattı. Devam da edecek. Bekir Ağırdır, milliyetçiliğin dönüşen biçimini literatüre taşıdığı “lümpenleşme” kavramı ile tarif etti. Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu da milliyetçiliğin diğer ideolojilerle nasıl yan yana gelebildiğine değindi.

 

Prof. Dr. Baskın Oran: Artık milli burjuvazi yok

 

En başından başlayalım. Milliyetçilik nedir? Örneğin Hunları, eski Türkleri, onların ayrılmaz müttefiki Moğolları, bir milliyetçi olarak sahiplensek ve övünsek de onlara “milliyetçi” diyemeyiz değil mi?

Milliyetçilik de 18. yüzyılın sonunda doğmuş, 19. yüzyılda gelişmiş bir ideolojidir. İnsanlık doğduğundan bu yana, insan gruplarını bir arada tutmak için icat edilmiş olan ideolojilerden bir tanesidir. Ve 18. yüzyılın sonunda doğmuştur. Daha önce, avcılık ve toplayıcılık döneminde (klan toplumu) Ataların Ruhu kavramı bu birleştirmeyi üstlenmişti. Orta Çağ’ın tutunum ideolojisi de, yüce sadakat odağına Tanrı’yı yerleştirmiş olan dindi.

Daha geniş bir alanda ticaret yapmak isteyen burjuvazi ile daha geniş topraklar isteyen kralın koalisyonu sonucu feodalite tasfiye edilince, Mutlakiyetçi Monarşi kuruldu. Ulus bu siyasal yapı içinde 16. yy’ın sonundan itibaren doğdu ve gelişti. 1789’da burjuvazi, kralı tasfiye etti ve “ulusal devlet” denilen şeyi kurdu. Ulusal devlet, egemenliğin kaynağını ulus olarak belirleyen devlet türüdür. Bu kavram, Türkiye’de eğitim eksikliği yüzünden ulus-devlet’le karıştırılır ve bir sağırlar diyalogudur gider. Ulusal devlet, 1789’a tarihlenir. Oysa ulus devlet, 19. yy’ın son çeyreğine tarihlenir. Ulusal devlet, ulus devleti kurarak etrafına dikenli tel çekmiştir. Şöyle ki: 1) Burjuvazi tek başına değildir kıtada. Başka burjuvaziler de vardır. Onlarla emperyalist rekabet edebilmek lazımdır, bunun için de bütün ulus’u, sınıfsal (o sırada işçi hareketi doğmuş) ve etnik farklılıkları silerek, “birlik ve beraberlik içinde” arkaya almak gerekir; 2) Feodal dönemden kalma azınlıkları asimile etmek gerekmektedir.

Demek ki, ulus devletin tanımı şu: Milletini tek kimlikli sayan devlet türünün adı ulus devlettir. Tek bir etno-dinsel kimlik kabul ediyor. Ve onun altındakileri asimile ediyor.

Ama o kadar kolay olmuyor değil mi?

Tabii, çünkü gerçek böyle olmadığı için yani bu gerçek olmadığı için, tek kimlikli değil, çok kimlikli olduğu için onu tek kimlikli yapmak için iki yönteme başvurur ulus devlet: Asimilasyon ve etno dinsel temizlik… Yani asimilasyon yapmaya gözü kestiklerine asimilasyon, gözünün kesmediklerine ise etno dinsel temizlik…

Şimdi Türkiye’ye gelirsek; Batı Avrupa’da önce millet doğdu. 16. yy’dan itibaren, o da ulusal devleti doğurdu 1789’da… Ondan sonra ulusal devlet, hem içindeki azınlıkları eritebilmek, hem de dışardaki burjuvazilere karşı kendini koruyabilmek ve emperyalist mücadele yapabilmek için ulus devleti doğurdu. Bizde ise önce ulus devlet ortaya kondu ve kendi ulusunu icat etmeye girişti.

Yani Türkiye, ulusal devlet olmadan, ulus devlet oluşturmaya girişiyor, by pass diyebilir miyiz buna?

Evet by pass… Türkiye ulus devletini kurdu. Ulus devlet de ulusunu kurmaya girişti. Fakat ulusunu kurmaya girişirken, tek kimlikli bir ulus amacını güderken, azınlık milliyetçiliğini kaşıdı. Ve Kürt milliyetçiliği ortaya çıktı.

İki yol var dediniz, asimilasyon ya da etnik temizlik…

Asimilasyon gözünün kestiğine yapıldı. Yani Türk olmayıp da Müslüman olanlara. Hâlâ tutunum ideolojisi din olduğu için… Onları asimile etmeye girişti. Başta Rumeli göçmenlerine. Boşnak, Pomak bunların Türklükle ne ilgisi var. Ama ne fark eder, Ortaçağ’da etnik kavram yok. Dinsel bir tutunma ideolojisi var. Dolayısıyla bunlar asimile edilebildi. Mesela Boşnak federasyonu feci bir bildiri yayınladı, Boşnakça yayın yapılması üzerine. Biz istemiyoruz, biz Türküz dedi. İşte bu asimilasyon…

Benimsedi yani?

Tabii düşünsenize buraya gelince milleti hâkime oldu. Ama Kürtlerin bir kısmı asimile edilebildi, bir kısmı edilemedi.

Peki ama neden?

Bir kere sayıları çok fazla. Coğrafi olarak ulaşılması zor yerlerde oturuyorlar. Türkiye’nin geri kalan kısmına göre farklı bir üretim biçimi içindeler. Kapitalist versus feodalizm…

Üretim biçiminin içine giremiyorlar…

Almıyorlar, bilinçli olarak alınmıyorlar. Bir de en önemli olarak, Kürtler otokton… Yani göçmen değil. Otokton şudur: Bir devlet kurulmadan önce orada bulunan halka “otokton” denir. Bir devlet kurulduktan sonra oraya gelen halka “göçmen” denir. Yani 1923 değil, 1299’dan bahsediyoruz. Dolayısıyla burada otokton olanlar şunlardır: Gayrimüslimlerden Ermeniler ve Rumlar… Yahudiler değil, Yahudiler göçmen. Şimdi geçen gün bir profesör arkadaşımız da söylemiş: Milliyetçilik ölmez, diye. Türkiyelilik için “bidon kavram” diyor. Peki ama İzmirlilik, Erzurumluluk oluyor da, Türkiyelilik niye olmuyor. Türk’ün karşılığı English, Türkiyeliliğin karşılığı British. Şimdi gelelim milliyetçiliğe…

Milliyetçiliğin neden istikbali yok?

Çünkü milliyetçilik Avrupa’da 1789’da burjuvazinin iktidara gelmesiyle tutunum ideolojisi oldu. O burjuvazi milli burjuvaziydi. Türkiye’de cumhuriyeti kuranlar, o milli burjuvaziyi devletle inşa etmeye çalıştılar. Daha İttihat ve Terakki’den geliyor bu. Onlar da müslüman tüccarı inşa etmeye çalıştılar. Bedava arsa, gümrük muafiyetleri falan. Aynı şeyi Kemalistler yaptılar. Milli burjuva oluşturmaya çalıştılar. Bu arada işçi sınıfının güçlenmemesi için “halkçılık” politikası. “İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz” diyerek. Ama artık milli burjuvazi diye bir şey yok. Sermaye uluslararası. Kemalizmin kurmak istediği burjuvazi milli mi? Artık sermaye uluslararası, küreselleşme denilen de bu. Milliyetçiliğin devam etmesi artık mümkün değil. Niçin doğduysa, onun için ölüyor milliyetçilik.

Her fani gibi ölümü tadacak yani?

Evet… Doğduğu için ölüyor, ölecek. Ama sönen her ateş gibi bol duman salıyor…

Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu: Milliyetçilik, her şekle girer

 

Milliyetçilik ideolojisini diğer ideolojilerden ayırt eden bir özellik var. O da şu: Milliyetçilik diğer tüm ideolojiler ile yan yana gelebilir, işbirliği yapabilir. Böylesine her şekle girebilen bir ideolojidir. Her daim var olabilmesinin arkasında da bu özelliği vardır. O yüzden milliyetçiliğin muhafazakârlıkla olduğu gibi, liberal düşünce ile ve hatta sosyalist düşünce ile de yan yana gelebildiği durumlar var. Gerek tarihte gerekse bugün Avrupa’daki sosyalist akımların da milliyetçiliğin etkisinden uzak kalamadığı dönemler var.

 

 

0