4. Çanakkale Yemek Kültürü Festivalinin Ardından

54. Çanakkale Yemek Kültürü Festivali

“Özel Bölüm: Pomak Yemek Kültürü” ve Pomaklar Sempozyumu

 

Çanakkale Tarih ve Kültür Vakfı, Çanakkale Kent Konseyi, Çanakkale Profesyonel Ahçılar Derneği ve Human 17 Derneği’ nin birlikte organize ettiği ve bu sene dördüncüsü düzenlenen Çanakkale Yemek Festivali’ nin özel bölümü, geçen seneki yemek yarışmasında “Pomak Akıtması” yla birinci olan Pomaklara aitti. Festival 22-23 Haziran tarihlerinde düzenlendi ve yoğun ilgi gördü.

 

3Çanakkale Halk Bahçesinde organize edilen festivalin ilk gününde, Gökçeada Cittaslow temsilcisinin de katıldığı “Yerel Yemekler ve Akdeniz Gastronomisi” paneli düzenlendi. Festivalin ikinci gününe ise Pomaklar damgasını vurdu diyebiliriz. Öncesinde Biga Pomak Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği’ nin hazırlamış olduğu “kaçamak”, “akıtma” ve bol köpüklü ayranlar ikram olarak dağıtıldı. Diğer yandan yarışma katılımcıları da hazırladıklarını sundular. Zeytinyağlılar, et yemekleri ve tatlılar olmak üzere 3 dalda sınırlı tutulan yemek yarışmasında 37 maharetli el yarıştı. Zeytinyağlılar dalında birincilik ödülünü bir Pomak köyü olan İlyasağaçiftliği’ nden Birsen Akçay “sebzeli enginar” la, et yemekleri dalında birincilik ödülünü Süreyya Ordulu “içli köfte” ile tatlılar dalında birincilik ödülünü ise Ayten Eren “ev baklavası” ile kazandı.

Yarışmada belli kategorilerde yemekler hazırlanması öngörülmüştü ve bu kategoriler arasında bu sene hamur işi başlığı yoktu. Geçen sene Pomaklar hamur işlerinde birinciliği kaptırmayınca, bu sene bu kategori ortadan kaldırılmış diye düşünmekten kendimizi alamadık. Olsun, yerine çok daha çarpıcı şekilde, “Pomak Yemek Kültürü”ne Özel Bölüm kategorisinde yer verilerek önemi teslim edilmiş edildi diyebiliriz. Bununla birlikte zeytinyağlılar kategorisinde birinciliği yine bir Pomak kadınımız kazanmıştır, kendisini tebrik ediyoruz.

Yemek yarışmasının birincileri açıklandıktan sonra sıra asıl ziyafete gelmişti; Breznitsa! Festivalin asıl harikası onlardı! Bulgaristan’ ın Pomak Breznitsa yöresinden gelen kadınlı erkekli, genç yaşlı Breznitsalı Pomak müzik topluluğu, müzik aletleriyle ve müzik aletlerine ihtiyaç duymayacak güzel sesleriyle bizleri eskilere götürdü.

 

7Babaanne kokulu, Pomak bakışlı, dipdiri; tüm yaşananlara rağmen kararlı ses tonlarıyla insanı hayran bırakan, “ya sam Pomak” dediğimde öz çocuğuna sarılır gibi bana sarılan, direncin simgesi Pomak Kadınları…

Bulgaristan’dan kalkıp gelmişler, haziranın sıcağına rağmen, yöresel kıyafetleriyle, bize evrenin ortak dili olan müziği sunmaya, erkekli-kadınlı şahane bir grup; Breznitsa!! Onlar o an bizim çocukluğumuzdu; Evrencik’ teki babaanne evinin üst katındaki ışıksız odadan dünyaya açılan bir çift mavi gözdü. Çok fazla konuşmaya da gerek yoktu; dertler hep aynıydı; azınlık olmak, kabul görmemek, ötekileştirilmek…

Pomak pesnaları ve müzikler… Dünyadaki tüm acıları hatırlatır gibi başlıyordu; çocukluğumuza götürüyordu bizleri ve Rodoplara doğru yayılıyordu. Mikrofona gerek yoktu; babaanne gözlü teyzeler, iman eder gibi müziklerini icra ediyorlardı; ağlamamak çocukluğumuza ihanet olurdu… Önce ufak Breznitsalıların horolarına katıldık, sonra gözyaşlarımızı çocukluğumuz kadar özgür bıraktık…

Göç edilen diyarları bir kez de onlardan dinlemek için Çanakkale’ deki Pomaklar olarak, Breznitsalılarla Pomakça konuşmayı da ihmal etmedik, yörelerini sorduk, sulak ve verimli alanlar mıydı? yemyeşil miydi? tarımla mı geçiniliyordu? yiyecek ve yemeklerimiz benzer miydi? Kısacası insana dair her şey… Daha evvel belirttiğimiz gibi çok söze gerek yoktu; gayet güzel anlaştık, bizlerin Türkçeleşmiş Pomakçası onların arî Pomakçası’ na yakaladı ve kaynaştık. Bir yandan fotoğraf çektiriyorduk diğer yandan sadece gülümsüyorduk… Yaklaşık iki saate yakın süren bu ziyafet zamanın göreceliğinde çabucak geçmişti; Breznitsalıları uğurladık…

 

11Halk bahçesindeki festivalin ardından Pomaklarla ilgili bir panel düzenleneceği haberini aldık ve hep birlikte katıldık. Panelin konusu: Balkan Tarihinde Pomaklar. Yedi birbirine benzemez konuşmacının yer aldığı panelde, Doç. Dr. Muhammed Erat ile Doç. Dr. Aşkın Koyuncu genel olarak Pomak kimliği ve kültürüne, Rodoplardan kopuşa, Pomakların zorunlu göçlerde gördükleri zulme, Hıristiyanlaştırılma süreçlerine dair tamamıyla İslami referanslarla, dinler arası kavgaları çağrıştıran bir edayla, barışçıl yaklaşımlara ters ve ötekileştirici bir tutumla, halklar arasında dayanışmayı ötekileyen bir söylemle sunumları yaptılar. Arkeoloji profesörü Ercan Çokbankir ise Pomakların kimliğini, eski Türk kavimlerinden olduğu kabul edilen İskitlerin M.Ö. 2000 li yıllarda göç yolları ile Balkanlara geldikleri ve oralarda Pomak ve Slav halklarını oluşturdukları benzeri bir iddia ile zorlayıcı bir açıklamaya girişerek tanımlamaya çalıştı. Kendine özgü ilginç teoremleri ile varmaya çalıştığı nokta gerçekten hayretler vericiydi. Ne kadar gizlemeye çalışsa da Pomakları milliyetçi bir bakış açısı ile Türklük üzerinden çalışma hatasına yenik düşenler arasındaki yerini almaya devam etti. Dolayısıyla açıklamalarını, bilimsellikten uzak ve sübjektif yorumlarını sıraladığı alelade bir sunum olarak değerlendirdik. Nazan Nezire Öztürk isimli konuşmacı Pomaklarda mitler ve mitoslar üzerine yaşlılarından dinlediği hikâyeler üzerinden yola çıkarak bu alanda derlemeye çalıştığı bir takım bilgileri aktardı. Tek tanrılı dinler öncesi insanlık tarihinde önemli bir yer tutan eski şaman ve Pomakları da etkileyen bogomil inançları aktarmaya çalıştı. Çabalarının daha derli toplu bir anlatıya ve akıllarda iz bırakan bir neticeye erişebilmesini diledik. Sempozyumun en etkileyici ve bilimsel sunuşu, bizce Bulgar tarihçi, araştırmacı ve gazeteci yazar Georgi Zelengora tarafından gerçekleştirildi. Pomakların demografik gelişimini, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi), 1911-12 Balkan Savaşları öncesi sonrası ve daha sonraki yıllar itibarıyla yaşadıkları tüm köyler, beldeler, ilçeler ve yöreler itibarıyla derli toplu değerlendiren, daha ziyade Bulgaristan arşiv ve kaynakları üzerinden yaptığı araştırmalar neticesinde gerçeğe en yakın analitik sonuçları aktarabilen çalışması ve sunuşu nedeniyle kendisini kutluyoruz. Bir Bulgar olarak Pomaklara dair özel ilgisi, Bulgaristan ve Türkiye’ deki Pomakların hayatlarına değen çalışma ve çabalarını takdir ve saygıyla izliyoruz. Diğer bir konuşmacı olan Uludağ Üniversite’ sinde araştırma görevlisi Dr. Asan Ristemov’ un da, Müslümanlık ve ümmetçi bir anlayış temelinde, Pomak kimliğini İslamiyet havuzunda eritme çabasıyla salonun sabrını biraz zorladığını söyleyebiliriz. Başlangıçta makul gibi görünen ya da öyle bir izlenim veren ve fakat neticede bir nevi hülle yaparak, “aslında halklar, kimlikler ve kültürler yoktur ya da pek önemli değildir, mühim olan İslamiyet çatısı altında birleşmektir gibi” bir noktaya vardırdığı sunuşu ne yazık ki fecaatten öteye gidememiştir. Son konuşmacı Efrem Mollov ise Bulgaristan’ daki son seçimlerde aday olmuş bir Pomak. Ne yazık ki seçilememiştir. Yine de anlamlı bir girişimdir. Pomakları meydanlarda görünür kılmak, Pomaklar adına korkusuzca bir şeyler dillendirebilmek, Türkiye’ deki halkların yok sayılma, inkâr edilme ve asimilasyon süreçlerinin benzerini Bulgaristan’ da yaşayan ve adlarının anılması dahi yasaklanan Pomakları, çeşitli platformlarda temsil etme sevdasına kapılmış görünen Efrem Mollov’ u da kutluyoruz. Kendisi eğlenceli ve tam bir politikacı edasıyla bir sunuş gerçekleştirmiş, özetle Pomakların Bulgaristan’ daki durumunu ve seçimlerde Pomaklar adına yaşananları dillendirmiştir.

6Özetle sempozyumdan sunuşlar bu şekildeydi. Bir de sunumlara salondan yapılan yorumlar ve söz alışlar vardı. Pomaklara yeniden kimlik kazandırma çabasına soyunmuş biliminsanlarının(!) festivale Pomak köylerinden ve çeşitli ülkelerden gelen katılımcılarda yol açtığı kafa karışıklığına ilk itiraz, Tarih ve Kültür Vakfı başkanı Muzaffer Bayraktar’ dan geldi. Bayraktar’ın, “rica edeceğim, sakın ola ki Pomakların tarihini, kültürünü, Pomaklık algısını İslamiyet üzerinden açıklamaya, çeşitlendirmeye ve yeniden yaratmaya çalışmayın, çabalamayın; bu en basitinden Pomaklara zarar verir…” yönündeki anlamlı müdahalesini bir kenara yazmak gerektiğini biliyoruz. İnegöl Pomak Türkleri Derneği” pankartının panel boyunca sahnede bırakılması da bir diğer önemli ayrıntı idi. Salondaki katılımcılardan birinin, “büyük Turancı/Türk ülkücüsü Hüseyin Nihal Atsız” ın, 2. Dünya Savaşı yıllarının yükselen korku politikaları, milliyetçi ve ırkçı havasında sarfettiği “Türkiye’ deki Gayrimüslümleri, Çingeneleri ve Pomakları, içimizde yaşayan hainler” olarak tanımlayan sözü hatırlatması ve akıllarda soru işareti bırakması da anlamlıydı. Pomaklığı, Türklük ve İslamiyet ikileminde boğmak isteyen girişimlere paye verilmemesi gerektiği en azından bir kez daha anlaşılmış oldu diyebiliriz.

Panel çıkışında, ulusalcısı da Türk milliyetçisi de Pomak’ ı da Boşnak’ı da itiraz dolu ve biraz da öfkeli idi. Pomakları, Pomaklığı, dili ve kültürü tanıma-tanımlama ve onları merak eden diğer halklara tanıtma çabasından ziyade, ısrarla yeni bir Pomaklık türü yaratma ve Türkçü-İslamiyetçi referanslarla dolu vurgular yoluyla Pomaklığı hiçleştirme çabasına ve yanılgısına dönüşen sempozyumun havası ne yazık ki hayal kırıklığı yarattı. Bu nedenle de sanal âlemde ve reklamı seven çevrelerde, Çanakkale’ deki “Balkan Tarihinde Pomaklar” konulu sempozyumdan pek de bahsedilmediğini, süksesinin çok da yapılmadığını gözlemledik.

İsterseniz veciz bir değerlendirmeyle kapatalım. Festivalin ve Pomaklar sempozyumunun üzerinden epey zaman geçmiş olmasına rağmen, haberini ve izlenimlerimizi yeni aktarmamızın basit bir nedeni var: Tarih sahnesine çıkışı net olarak tespit edilemeyecek kadar kadim bir halk olan Balkanların yerleşikleri Pomakların tarihini, iki sempozyum düzenleyerek yazdıklarını iddia edenlerde heves kırılmasına yol açmak istemeyiz ama sempozyumun, Türkiye kamuoyunda yarattığı herhangi bir kayda değer etki bulunmamaktadır. Bunu biraz gözlemlemek ve bu tespiti yapabilmek için ve heyecanlar biraz geçince gündeme nasıl bakmalıyız diye biraz bekledik. Gerçekten tarih yazmanın hakkı nasıl verilir sorusunun cevabını aslında biliyoruz. Ama çok uzun ve zahmetli süreçlerden geçtiğini, daha çok mücadeleler gerektirdiğini ve epey uzun zaman aldığını da hatırlatmak isteriz.

 

Duygu DOĞAN DİRİK-Barış DİRİK

Pomaknews Agency Muhabirleri