Rembetik Hayatlar…

 

*Duygu Doğan

f1

Yan yana gelemeyenlerin hikayesini yazacağız kelimelerimiz izin verdiğince… Özlemlerin, tutuklanmaların, buhranların, dışlanmanın, köklerine dönememenin hikayesini… Rembetikleri…

Bilimsel olan veya olmayan tüm kaynaklar Rembetiko ve Rembetik kelimelerini eklerine köklerine ayırmış. Kimisi sadece Yunanistan’a ait bir kültürün ürünüdür demiş, kimisi de Yunanistan’dan gelen göçmenlerin trajik hikayelerine indirgemiş. Oysa Rembetik’ler hiçbir kıyıda kalamayanların acılarnı, bunalımlarını, hayallerini ve hüzünlerini müziklerine yansıttıkları için Rembetik’ler…”Alkolik – eroinman” gibi sığ kelimelere sıkıştırılan insanların hayat tarzı bütünsel bir kültür aslında… Bilinen, bilinmeyen, yaşanmış, anlatılanlardan öğrenilmiş tüm bu acıları dile getirmek için müziğin kollarına bırakıvermiş bu iki yakanın insanları kendilerini… Karşı karşıya durup da yan yana gelemeyenlerin ezgileri birleşmiş aynı gökyüzünün altında…

Konu Rembetiko olunca bilimsel veriler ne der bilinmez ama; benim de yaşayanlardan duyduklarım var… Yaşadıklarım var… Benim de yazacaklarım var bu konuda diyerek, kağıda kaleme sarılıyorum… Köklerimin olduğu topraklara olan vefa borcum için…

1900’lü yılların kargaşasında göç etmek zorunda kalan insanlar; gittikleri yerlerde benimsenmemişler; Yunanistan’da “ Türk Tohumu”, Türkiye” Yunan Gavuru” olmuşlar. Bu gerçekle hala yüzleşemediğimiz de aşikâr aslında… Neyse geriye dönelim; bir gün evvel aynı masada içen dostlar, bir gün sonra atılan nifak tohumlarının canlanmasıyla birbirlerine düşman gibi bakmaya başlamışlar. Bu durum göçü doğurmuş, göç edenlerimizin de gittikleri yerlerde dışlanmaları, birbirlerine daha da sıkı bağlanmalarını sağlamış. Tabir yerindeyse birbirlerinden başka sığınacak limanları kalmamış… Rahmetli dedemin anlattığına göre çoğu dostu, göç edilen topraklardaki alışılması güç sefaletten, kimi geride bıraktığı aşkının acısından, kimisi de memleket özleminden kısa sürede çeşitli hastalıklardan (o zamanın değimiyle “ince hastalık”tan) hayata veda etmişler.

Hikayenin göç kısmından ben de etkilenmiş oluyorum haliyle… Kırklareli’ne göç eden Büyükbabamlar, arada kalan ilk nesil olur, onlardan sonra gelen jenerasyon Yunanistan kültürüyle Türkiye şartlarında zorluk çeken kayıp nesildir. Ve beklenen son, Türkiye gerçeklerine ayak uydurabilmek için hızlı şekilde büyük kentlere taşınma kararı alınır….

Ve 1970’lerde İstanbul serüveni başlar, bu kez iş için aş için göç edilir. Sonra doğun yeri İstanbul olan Rembetikler dünyaya gelir. Genlerimize işlemiş olduğundan şüphe duymadığım bir Rembetik terbiyeyle, bugün hala o müzikleri işittiğim yerde en yakın duvara sırtımı yaslayarak, gözlerim dolu dolu “babannemi” yâd ederek, ruhumu beslerim… Yazının son kısmını özelleştirdiğimi hissettim fakat bu yaşanmışlık paylaşmadan hafifleyecek bir acı değildir, hoşgörünüze sığınmak niyetindeyim…

Hikayemizin şimdi yazacağım kısmı ise duyulan geçmiş  zaman değil, yaşanan geçmiş zamandır… Ve gün gelir üçüncü kuşak Rembetiklerin yolları kesişir…

Bir akşam, büyük kent jenerasyonu olmanın olumlu ve olumsuz yanlarını  yüklenmiş, müdavimi olduğumuz kafede asılı olan bir afişi okurken buldum kendimi… O afişe dek Rembetiklere ve Rembetiko’ya uzaktan bağlıydım. Afişte “Rembetiko Gecesi” yazıyordu. Fakat kafenin iç dizaynı ile canlı müziği bağdaştıramıyordu zavallı hayal gücüm. Nasıl olacağını bu kadar merak edince gitmek farz olmuştu.

Ve o gece Rembetik Ruhuna ilk kez dokundum…

Rembetiko Geceleri, İstanbul’da yıllardır yapılan ve çok rağbet gören aktivitelerdir. Kimi sadece müziği dinlemeye gelir, kimi sadece o ortamı görmeye…

Oysa burada farklı olan bir şeyler vardı. Müzik amatör ruhlu ve dostane, ses derinlerden gelen bir gramofon asilliğinde, mekân ise babannemin evinden farksız sıcaklıktaydı… Müziği icra edenler önce kendileri için yapıyorlardı; birçok ney, kanun, lavta üstadını inceledikleri belli tekniklerinden. Karşı kıyının insanlarıyla bu kez yan yana gelmeyi başarabilmişlerdi… 3. Kuşak Rembetikler, geçmişe inat, aynı ezgilerin altında buluşmayı başarmışlardı.

Music is a magical discovery that never ends**

Çok geç kalındığını düşündüğüm bir buluşma esnasında ediliyor olan sohbet anında Rembetik arkadaşlarımızın birine aitti yukarıdaki cümle. Müzik keşfi asla bitmeyecek olan büyülü bir dünyadır… Dili, dini, ırkı, estetik yargıları, tarzı ne olursa olsun o an, o cümle belki de bu yazımızda paylaşacaklarımın ana fikriydi. Tasos ve arkadaşaları bu büyülü dünyayı keşfe çıkmışlardı ve birçok kültüre ev sahipliği yapmış olan İstanbul’a savurmuştu onları müzik…

Tanıştık, sohbet ettik, ufak de bir söyleşi ricasında bulunduk, kırmadılar, kabul ettiler. Söyleşinin tamamını okurken sizlerle paylaşamayacağım için üzüldüğüm tek şey müzikleri olacak… Umarım birgün tekrar yollarımız kesişir, tekrar bu güzel ruhların müziğini dinleyebiliriz. Müzikleriyle ruhlarımızı arındıran arkadaşlarımızın isimleri; Theodora Athanassiou, Achilleas Tigas ve Tasos Poulios. Sesi ve sevimliliğiyle hafızama kazınan Fotini’yi ve Georgia Taoussi de eklemeden geçmek istemem. Çeviri konusunda bizlere çok yardımcı oldu.

Achilleas ve Fotini’yle Türkçe, Tasos ve Theodora’yla İngilizce ve Yunanca konuşmaya çalıştık. Bu da sohbetimizin keyfini arttırdı. Umarım keyifle okursunuz… Yıllar önce yan yana getirilmeyen hüzünlü neslin torunları olarak, biz büyükanne ve büyükbabalarımızın yapamadıklarını yaptık… RUHLARI ŞAD OLSUN!!!

*Her zamanki gibi klasik soruyla başlayalım. Müzikle nasıl tanıştınız? Ailenizde müzikle ilgilenen var mıydı? Yoksa her şey tesadüf mü?

Theodora: Ailemde profesyonel anlamda müzikle uğraşan yok. Geleneksel olarak belli ritüellerde müzik icra ediliyor. Kiliselerde ilahi söyleniyor. Kilisedeki ilahi tarzıyla Rembetiko da paralel olduğu için ailemde dolaylı olarak müzikle ilgilenen var diyebilirim. Özellikle “amane” dediğimiz ezgileri icra ederken kullanılan müzik aletleri evde çalınırdı ama dediğim gibi profesyonel olarak bu işle ilgilenen kimse olmadı benden başka.

Tasos:  Müziğe çocukken başladım. Kilise müziğiyle… Ardından Geleneksel Yunan Müziğiyle tanıştım. Kilise müziği ile Rembetiko arasında çok güçlü bir bağ olduğu için Rembetiko’yla da tanışmam zor olmadı. Kilise müziği icra eden sanatçıları keşfettim. Andonis Dalgas, Kostas Naros ve Zaharyas Kasimatis. Makamsal müziği Türk Sanat Müziği gibi, kilise müziği ile uğraşarak teknik öğreniliyor, sonra Rembetiko’ya geçiş yapılıyor. Kanunla tanışmam ise biraz şans ederi biraz da annemin desteğiyle oldu.

*Şanslısın, söz konusu müziği meslek edinmek olunca anne-babalarımız pek sıcak bakmazlar ama, seni annen teşvik etmiş. Achilleas sen nasıl başladın müziğe?

Achilleas: Benim ailemde müzikle ilgilenen insanlar çok olduğu için müzikle tanışmam doğduktan hemen sonra oldu diyebilirim. Küçük bir şehirde büyüdüm, küçük ama Rembetiko Müziğiyle ünlü bir şehirde, Volos’ta. Abim de müzikle ilgileniyor, çoğu zaman onunla birlikte çalışmalara, provalara katılırdım.

*Abin ne çalıyor?

Abim Devlet Konservatuarında, kontrbas çalıyor.

*Abinin etkisi büyük diyebilir miyiz müzikle uğraşmanda?

Ailemin etkisi olmuştur, abimin de etkisi olmuştur. Fakültede tarihle ilgilenirken Atina’ya gittim. Ney öğrenebilmek için. Sonra da Selanik’e gitmeye karar verdim, konservatuar için. Müziğe kiliseyle başladım ben de hala Rum Bartholomeos Kilisesinde ilahi söylüyorum.

f2

* Rembetiko ile yola devam etmenizde kilise müziğinin etkisi büyük diyorsunuz, peki çaldığınız müzik aletlerini seçmenizdeki en büyük etken ne oldu ?

Theodora: Ailemde Cabuna (tulum) ve Dube (tuba) ile ilgilenenler vardı kilise müziği icra edebilmek için. Fakat ben büyük şehirde büyüdüğüm için o kadar da yakın olamadım o aletlere. Babam bozuki çalardı. Ondan etkilenmiş olmam mümkün. Müzik buhranlı evrelerden geçmişti, İzmir – Selanik – İstanbul arasında etkileşim inanılmazdı ve ilgimi çekiyordu. Bu geleneksel müziği seçmeme neden oldu ve Lavta ile bu süreçte tanıştım. Rembetiko müziğin icrasında olmazsa olmazlar arasında ilk sırada Lavta yer alır. Şimdi ise durum değişti, Rembetiko’ya eklenen müzik aletleri çoğaldı.  Bu da müziğin icra tekniğinin değişmesine yol açtı.

*Bu durumdan pek memnun değilsin galiba?

Evet, değilim. Aslında diğer arkadaşlarıma da sorsanız onlar da benim gibi düşüneceklerdir. Bu evrilme Rembetiko’nun aslına, ruhuna aykırı. Modernize edilmesinin sakıncaları da var tabii ki.

f3

Achilleas Tigas, Theodora Athannassiou.

Achilleas: Daha önce de öylediğim gibi tarih öğrencisiyken ney’le tanıştım. Eğitimimi bırakıp Atina’ya gittim ney öğrenebilmek için. Nasıl tanıştığım konusunda ise vereceğim tek cevap “tesadüf” olabilir. Fakat bu öyle bir tutku ki bir kere kapıldığınızda bir daha bırakmak zor… Öyle güzel bir tesadüf ki beni İstanbul’a kadar savurdu. Bu açıdan da çok mutluyum.

Taso: Fakültede birçok müzik aletiyle tanışıyorsunuz. Senin de dediğin gibi ben şanslıyım, ailemde beni müzik konusunda destekleyenler vardı. Birçok müzik aletini çalıyorum diyebilirim fakat kanun daha spesifik geldi bana, daha ilgi çekiciydi. Sanırım bu sebeple kanuna yöneldim. Ve bu konuda eğitim alabilmek için İstanbul’a gelmeye karar verdim. Erasmus öğrenci olarak İstanbul Teknik Üniversitesi’ne geldim. Dört aydır burada dersler alıyorum. Ve İstanbul’u çok sevdim.

f4

*İstanbul’a ilk gelen kişi kim oldu aranızdan? İlk gelen kişinin diğerlerine öncülük ettiği, örnek olduğunu söyleyebilir miyiz?

Achilleas: İlk kez Türkiye’ye ve de İstanbul’a gelen ben oldum. Biz Selanik’te fakülteden zaten birbirimizi tanıyorduk, bu anlamda arkadaşlarımın aklına İstanbul’a gelme fikrini yerleştirmiş olabilir miyim bilmiyorum, fakat iyi bir örnek olduğumu düşünüyorum. İstanbul’a geldiğimde tek istediğim şey makam teorisini öğrenmek ve çaldığım müzik aletlerinin bu şehirde hangi tekniklerle çalındığını gözlemleyebilmekti.

Tasos: Achilleas geldikten sonra Erasmus’a başvurmak mantıklı gelmeye başladım. Selanik’te tanıdığım birçok iyi müzisyen İstanbul’da eğitim almıştı tekniklerini gerçekten geliştirmişti. Bu anlamda Achilleas’ın olduğu kadar diğer müzisyen arkadaşlarım da bu konuda örnek teşkil ettiler.

Theodora: Beni Achilleas ve Tasos davet etti. Daha önce de bir kez gelmiştim fakat kısa süre kalmıştım. Şimdi biraz daha uzun süre kaldım ve müzikle ilgili daha çok şey yaptım. Tekrar gelebilmek ve İstanbul’u daha uzun süre tanımak isterim tabi ki fakat şartlar neyi gösterir bilemiyorum. Ben değişik tekniklerle çalınan “folk gitar” kullanan bir grupta müzik yapıyorum. Ve vokalistlik yapıyorum. Bu anlamda profesyonel müzikle uğraşıyorum diyebilirim, kariyerimin bir noktasında Türkiye’de de müzik yapmak isterim. Ama zaman neyi gösterir bilemeyiz.

*Şimdiki soru benim için diğer sorulardan daha önemli belki de ortak hikayeler çıkarabileceğimiz bir soru olacak. Ailenizde benim ailemdeki gibi göç hikayesi yaşamış birileri var mı?

Achilleas: Benim sadece duyduklarım var. Ailemde bu anlamda göç yaşamış kimse yok. Ama duyduklarım bile yaşanılanları algılamama yetiyor. Bu müziğe bağlanmama neden oluyor.

Theodora: Benim ailemde var. Dedemin babası İzmir’den göç etmiş. Bizimkiler bu hikayeleri çok anlatmazlardı bizlere.

*Çok ilginç Theodora, bizimkiler de anlatmazlardı hiçbir zaman. Sorduğumuzda da geçiştirirlerdi. Bizim bilmediğimiz ortak bir karar mı aldılar acaba göç edenler kendi aralarında.

Theodora: Belki de bu hikayelerden etkilenerek birbirimiz için önyargı oluşturmayalım diyedir, kim bilir? Bizimkiler olaylardan biraz evvel göç etmişler sanırım biraz riskli buldular o dönemlerde o bölgede kalmayı. Bunun şöyle bir etkisi olmuş tabi Kuzey Yunanistan’da bugün hala Türkçe konuşuyorlar.

Tasos: Benim de dedemin babası İzmir’den göç etmiş. Bugün Katerini’de yaşayan babamın annesi hala Türkçe konuşuyor. Ve annemin teyzeleri de Türkçe konuşuyorlar kendi aralarında.

*Sen neden öğrenmedin? (gülüşmeler)

Tasos: Olur mu öyle şey, ben yerinde öğrenebilmek için Türkiye’ye geldim.

*Bana her zaman Yunanistan’dan Türkiye’ye gelenler daha çok acı çekmiş gibi geliyor ya da bizim ailede çok trajik olaylar yaşandığı için algılamam bu yönde gelişmiş. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Theodora-Achilleas-Tasos: Bu konuda üçümüz de şu fikirdeyiz, acının daha azı daha çoğu olmaz. Yunanistan’a gelenler de aynı şeyleri yaşamış. Bahsedilen dışlanma, istenilmeme, daha alt tabaka insanı gibi muamele görme… Hepsi Türkiye’ye gelenler için ne ise, Yunanistan’a gidenler için de aynıydı.

*Peki yine müziğe dönelim istiyorum, Türkiye’de dinlediğiniz ya da sevdiğiniz, beğendiğiniz isimler kimlerdir?

Theodora-Achilleas-Tasos: Erkan Oğur, Ömer Erdoğdular, Neyzen Niyazi, Derya Türkân, Murat Aydemir, Özlem Özdil, Bahadır Şenel, Kardeş Türküler, Hamiyet Yüceses, Hüsnü Şenlendirici, Serkan Çağrı, Bilal Karaman, Göksel Baktagir, Aytaç Togan, İsmail Tunçbilek (Taksim Trio). Bu isimleri dinliyoruz, tekniklerini araştırıyoruz.

 

f5

*Şimdi de muhtemelen bıktığınız bir soruyu, değiştirerek sorma niyetindeyim. Yunanistan’da durum pek iyi görünmüyor. İzlediğimiz kadarıyla hemen hemen her gün protestolar oluyor. Hükümet zor durumda. Yaşananların sebebi olarak Avrupa Birliği’ne girilmesi görülüyor. Ben sadece Avrupa Birliği’ne girildikten sonra kültürel ne gibi değişimler oldu diye sormak istiyorum? Tabi ki bu durum müziğe nasıl yansıdı?

Theodora: Bu soru işte mükemmel bir soru!! Bu soru hakkında üçümüzün de fikrinin aynı olduğunu düşünüyorum, arkadaşlarım adına ben cevaplamak istiyorum. Şimdi etkileşim ne yazık ki önlenemez bir süreç. Mühim olan doğru olandan etklenip, müziğin özünü bozmadan geliştirebilmek. Fakat bu konuda bizim müziğim etkileşimden olumsuz anlamda kendine pay çıkarmaya erken başlamış. 1840’ta başlıyor her şey. O zamanki kral, Alman asıllı ve ülkesinden orkestra getirtiyor. Ritimler etkileniyor, müzik aletleri etkileniyor bu durumdan. Tabi özüne sadık kalarak kendini geli

ştiren müzisyenler olduğunu gibi deformasyona uğrayanlar da oluyor. Bu sürecin üstüne bir de AB girilince tabiri yerindeyse “tuz biber oluyor”. 1980’den sonra ise Türkiye’de de gözlemlediğim bir şey oluyor. Rap müzik… Rap Müzik gençlerin hayatına giriyor. Hatta hayat tarzı olarak benimsiyorlar. Ciddi bir deformasyon var, üzücü ama gerçek…

*Söyleşimizin son kısmı biraz can sıkıcı konuları içerdi, o halde güzel bir konu açayım, Türkiye’de yemekler nasıl?

Theodora-Achilleas-Tasos: Hemen hemen aynı yemekleri yapıyoruz. Ama itiraf etmeliyiz ki buradaki yemeklerin lezzeti daha güzel. Sanırım biz fazla salça kullanmıyoruz, o yüzden lezzet olarak daha fazla beğendik diyebiliriz.

*Bu kadar erkek varken futboldan konu açmazsam olmayacak, hangi takımlısınız? Maçlara gider misiniz?

Tasos: PAOK diye bir takım var biliyor musun?

* İnanmıyorum, Beşiktaş’ın kardeş  takımı, PAOK’u mu tutuyorsun?

Tasos: Evet ama çok fazla ilgilenemiyorum. Vaktim olmuyor. 3 kere gitmişimdir maçına. Demek Türkiye’de Beşiktaş ile kardeş takımız.?

*Evet, o halde Türkiye’de Beşiktaşlısın?

Tasos: Anlaştık, o halde sen de Yunanistan’da PAOK’lu?

*Anlaştık. (iki taraf da yapılan anlaşmadan memnun kaldı). Achilleas ve Theodora siz neler söylemek istersiniz?

Achilleas: Ben ÇARŞI’yı biliyorum sadece. Arkadaşlarım var, fakültede onlardan öğrendim. Anarşist ruhları çok hoşuma gidiyor, Beşiktaş sempatizanıyım diyebilirim. Bu arada PAOK’un İst

anbul takımı olduğunu belirtmek isterim. PAOK’taki “K” harfi Konstantinopolis’den geliyor.

*Bunu bilmiyordum. Bildiğim tek bir şey var, Beyoğlu Spor Kulübünün şimdiki binasının bir zamanlar Yunanistan’ın köklü bir takımına iat olduğudur. Belki de bu takım PAOK’tur?

Achilleas: Ben de bunu bilmiyordum, araştıralım o halde. Bir sürü şey öğrettik birbirimize çok keyifli bir sohbet oldu.

*Benim için de inanılmaz güzel bir paylaşım oldu. Tekrar tekrar teşekkür ederim. Ama Theodora’yı unutmayalım lütfen?

Theodora: Ben de anarşist ruhlu olduğu için ÇARŞI’yı seviyorum.

Ama tabi ki futbolla çok ilgilendiğimi söyleyemem. Zaman olmuyor.

Theodora-Achilleas-Tasos: Bizlerle söyleşi yapmak istediğiniz biz çok mutluyuz. Çok teşekkür ediyoruz. Birkaç güne kadar gideceğiz ama dönmek istiyoruz, döndüğümüzde görüşmek sohbetlerimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Arkadaşlar benim için manevi değeri büyük olan bu söyleşiyi yapmayı kabul etmeniz çok değerli. Her şey için çok teşekkür ediyorum… Umarım yine görüşebiliriz… Umarım her şey istediğiniz gibi olur… Sizleri tanıdığım için çok mutluyum.

f6

Rembetiko Gecesi’nden bir fotoğraf karesi, perküsyonda Ali Doyran’ın katılımıyla.

Bu güzel sohbeti burada kestik, yani sizlere aktaracaklarım  şimdilik bu kadar. Ama bu İstanbul aşığı arkadaşlarımızı  daha çok göreceğiz gibi bir his var içimde. Umarım sizler de keyif almışsınızdır.

Rembetiko Gecelerinden hafızama kazınan bir ezgi var ki sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim… Güzel sesli Fotini’ye sevgilerimi ileterek bu ezginin Lizeta Kalimeri yorumunu dinlemenizi tavsiye ederim…

Lizeta Kalimeri – O Anthos Tis Limnis. / Λιζέτα Καλημέρη – Ο ΑΝΘΟΣ ΤΗΣ ΛΙΜΝΗΣ

Pomaknews Agency

————————————–

* İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi, Ormancılık Politikası ve Yönetimi Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi. ( İletişim :  duygu.d.g.n@hotmail.com )

**Tasos Poulios : Klemuri Kafe’de kanun çalan Rembetik arkadaşımız.