Lozan Anlaşması Gereği Gerçekleştirilen Mübadele [Ahmet Yıldız]

Öte yandan, Türkçe bilmeyen, farklı etnik kökenlere sahip Boşnaklar ve Pomaklarının, Osmanlı Müslümanları oldukları ve Arnavutlardan farklı olarak imparatorluğa isyan etmedikleri ve mümeyyiz bir ulusal bilince sahip olmadıkları için Türkiye’ye serbestçe göç etmelerine izin verilmiştir. Bunların Türklük bilinci edinmeleri mümkün görülmüştür.

40089-ne-mutlu-turkum-diyebilene-ahmet-yildizTürkiye ve Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesi Ekim 1923 ile 1924′ün sonları arasında gerçekleşti. Bu dönemde, 130 bin Rum Ortodoks Türk vatandaşı Yunanistan’a göç ederken, 384 bin Yunan vatandaşı Türkiye’ye geldi. Sözleşmenin yedinci maddesi uyarınca unlar göç ettikleri ülkenin vatandaşı oldular.

Mübadeleye tabi tutulacak nüfusu belirlemede dinin temel kriter olarak kullanılması, yeni ulusal kimliğin inşasında, söz konusu dönemde hem pratik bir zorunluluğun, hem de Müslüman etnik azınlık oluşturmama isteğinin bir sonucudur. Amaçlanan ulusal kimliğin teşekkülüne kadar, dinin araçsallaştırılarak kullanılmasında, Kemalist Batıcılar bir sakınca görmemekteydi. Dini kriterlerin asıl alınmasından dolayı, Grek alfabesiyle Türkçe yazan, dualarını Türkçe yapan Karaman ve Pontus’taki Ortodoks nüfus, Ortodoks Yunan kategorisine dahil edilmiş ve protestolarına rağmen zorunlu mübadeleye tabi tutulmuşlardır. Aynı şekilde Girit adası ve Rumeli’de (Batı Trakya) yaşayan Müslüman halk, etnik kökenlerine bakılmaksızın Türkiye hükümeti tarafından “Türk” olarak görülmüş ve vatandaşlığa kabul edilmişlerdir.

Zorunlu nüfus mübadelesiyle Türk hükümeti, Milli Mücadele döneminde yaşandığı gibi, Yunan irredentizmi tehlikesini bertaraf etmeyi amaçlıyordu. Arada, emek/toprak oranlamasındaki büyük açıklıktan dolayı ihtiyaç duyulan işgücünün de, Müslüman ve yeni Türk kimliğini kabul etmeye hazır görülen göçmenlerle kapatılması öngörülüyordu. Mübadele neticesinde hem Türkiye hem de Yunanistan ulusal açıdan büyük ölçüde türdeş bir nüfus yapısına kavuşmuştur.
… Yapılan, Türklerle Yunanların mübadelesi değil, Rum Ortodoks Hıristiyanlar ile Osmanlı Müslümanlarının mübadelesiydi. Kültürel bir sistem olarak ulusçuluk bu bağlamda yerini almayı hedeflediği dini-hanedani sistemin referanslarından yardım istemek zorunda kalmıştı; çünkü sistemin referansları henüz hayaliydi; oysa eski sistemin referansları, esas olarak da din, hayatiyetini sürdürmekteydi.
… Hıristiyan Gagavuzlar, Türkçe konuşmalarına ve kendilerini Türk olarak nitelemelerine rağmen kitlesel ölçekte göçmen olarak kabul edilmişlerdir. .. Öte yandan, Türkçe bilmeyen, farklı etnik kökenlere sahip Boşnaklar ve Pomaklarının, Osmanlı Müslümanları oldukları ve Arnavutlardan farklı olarak imparatorluğa isyan etmedikleri ve mümeyyiz bir ulusal bilince sahip olmadıkları için Türkiye’ye serbestçe göç etmelerine izin verilmiştir. Bunların Türklük bilinci edinmeleri mümkün görülmüştür.

… Türkçe konuşan Anadolu Ermenileri, Ermeni azınlığa mensup kabul edilirken, Ermenice konuşan Müslüman Hemşinliler Türk kabul edilmiştir. Ancak, Türk vatandaşı olmak, kişiye Türk statüsünü doğrudan kazandırmamaktadır. Kemalist rejimin militan laik niteliğine rağmen, “Müslüman eşittir Türk” ve “gayrimüslim eşittir gayri Türk” önermeleri halk katında varlığını sürdürmüş, Kemalist ulusçuluk zımnen de olsa bunu kabul etmiş ve göç politikalarında rehber ilke olarak kullanmıştır. Türklük, Müslümanlara münhasır bir kategori olarak görülürken, nüfus cüzdanlarında ve diğer resmi belgelerde hem dini hem de mezhebi bağlanmalar kaydedilmiştir. Resmi söylemde ve Kemalist dönem basınında gayrimüslimler “hakiki Türkler” olarak değil “Kanun-u Esasi Türkleri” ya da “Kanun-u Medeni Türkleri” olarak adlandırılmıştır.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. “Ne Mutlu Türküm Diyebilene”: Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 132-138.