Tiplemeler, İplemeler!

Hikmet-palaKişilerin hal ve tavırları, Sosyal medya ve Moderatörlük üzerine bir sesli düşünce denemesi!

Uzun yıllar Hem Türkiye gazete, Dergi, Radyo vb yayınları adına yurtdışında muhabirlik yapmam, artık 25 yılı aşkındır İngiltere’de  Britanya Adalet sisteminde önemli bir işlevi olan yasal çevirmen olmam ve muhtelif Pomak sitelerinin zaman zaman moderatörlüğünü yapmış olmamdan dolayı çeşitli çevrelerden insanlarla muhatap oldum, oluyorum!

Eski siyasi ilgilerimin tersine bu iştigal farklı… Öncelikle insanı çok daha demokratik olmaya, dikey olduğu kadar yatay da düşünmeye zorluyor. Siyasi, ya da ideolojik yaşamda sekter olabilirsiniz. Bildiğinizi okur ve yargılayıcı, dışlayıcı, haşin/yıkıcı eleştirel olabilirsiniz!

Gelgelelim yukarıda bahsi geçen konularda kişi adeta bir kişilik parçalanmasına uğramak zorunda, yoksa işinin altından kalkamaz. Önünde sonunda muhtemelen ya işini kaybeder, ya da aşırı yıpranıp tırsar, gider!

Bu düşünce egzersizini yazmamın iki nedeni var! İlki İnsanlararası  ilişkilerin de bir çeşit sanat olması hasebi ile Pomak Kültür ve Sanat sayfalarına kendimce bir katkı yapma çabası, diğeri de dün yüzleştiğim ve ağzımda kötü lezzet bırakan iki ayrı kişi ile tercih etmediğim mükalemede1 bulunmak zorunda kalmam!

Çoğunlukla önem sırası ile gitmem ve bazen sondan başlarım. Hani en son sözü başta söylemek gibi bir şey. Ama bu defa konvansiyonel olalım ve ilkinden başlayalım!

1980 öncesinde bir öğrenci temsilcisi, sendika örgütleyicisi ve Sosyalist olarak faal iken dahi yargılayıcı olmaktansa ikna edici olmayı yeğledim… Birçok yoldaşımın tersine “-Sen şunu okudun mu?, -sen bunu biliyor musun? türünden kapalı sorular sormaktansa – senin se/sizinde bildiğin(iz) gibi şu kişi şurada şöyle bir önermede bulunmuş… türünden davet edici, kapsayıcı, cesaret verici ifadeler kullandım… Karşımdakinin tamamen kapalı, anlamak, kavramak, kabul etmekten kesinkes imtina ettiğini sezinceye kadar! O durumda da daha fazla enerji tüketmenin anlamsızlığını kabullenip yoluma devam ettim.

Saydığım ve daha bir dizi iş ve meslekte insan sarrafı olmasanız dahi epey bir toleranslı olmanız gerekir. Yedek subay olarak askeri okula duhulüm ile birlikte ise belki de kendimi ilk defa –aile üyeleri dışında2– çok, ama çook farklı çevrelerden insanlar ile hem de askeri darbe sonrası bir koğuşa ve dersaneye, tıkılmış buldum. Sabrı sınayan  bir tecrübe… 12 Eylül öncesinde temiz bir sopa atıp geri gelmemek üzere yollayacağımız adamlar -ve sadece adamlar- orada en az benim kadar varolma hakkına ve zorunluluğuna tabi idi.

Daha sonra da Londra’da başladığım dil okulunda kendi parası  ile okuyan insanların, ne kadar aptal olursa olsun, an azından benim kadar saçmalama ya da eşit konuşma hakkına sahip olduğunu görmek ve susturamamak da öğretici oldu.

Aradaki ufak tefek işlerden sonra başladığım Londra muhabirliği sırasında ise, başımda bir mihmandarım, duayenim, mentor3um olmamasına rağmen biraz şehir efsaneleri ile, biraz karanlıkta yolumu yoklayarak şunu öğrendim: -Yargılayıcı olamam, küçümseyemem, abartamam… Benim işim haber! Ben haberime bakarım ve ne kadar aşırıya kaçarsa o kadar iyi, ama katalizör de olamam! Hatta İngilizce’deki enteresan bir deyiş bunu mizahi bir şekilde açıklar! ‘No news is bad news!4

En son da en az 20 yıl ama toplamda 25 yıla yakındır yaptığım  çevirmenlik! Bu da aslen gazeteciliğe benzeyen ama tam tersine işlev gören bir meslek. Hem de Britanya yetkili makamları nezdinde çok saygın bir uzmanlık alanı… Şöyle açıklıyayım: Öncelikle Profesörler, Adli Tıp uzmanları, balistik/kinematik mühendislerle birlikte Profesyonel Şahit kategorisisindesiniz! Akabinde koskoca bir davanın gidişatında bazen tamamında kesişme noktasındasınız. İki ayrı kültürü ve düşünce, yaşam tarzının birbirlerini anlamasında kilit rol oynuyorsunuz! Konularla iştigaldeki yargı/önyargınız bir davanın gidişatını, bir hastanın yaşamını etkileyebilir. Bir soruşturmanın geleceğini etkileyebilirsiniz!

Gazeteciliğe zıt yönü ise gazetecilikte herşeyi afişe eder, daha çok kişiye duyururken, çevirmenlikte ketum davranmak, konuşulanları sır olarak saklamak, hatta kendinizi bunları unutmaya zorlamak gibi bir işleviniz var, ya da olmalı! Biraz espritüel bir örnekle: Diyelim ki adamın cinsel işlevsizliği var! Salak bir tabir ile: “Kocalık görevini yerine getiremiyor!”. Doktor muayenesine gittiniz ve adamın derdini anlattınız. Bir hafta sonra sokakta rastlayıp: “Eee Mehmet Emmi, tabanca hala tutukluk yapıyor mu?” diye sormanız hem abes hem de çirkin kaçar, değil mi! Tabii aynı şey yasal davalarda çok daha önemli, vahim ve tehlikeli… Çok ağır suçlardan yargılanan ve örgütlü yapılar olan kişilerin en özel durumlarına ilişkin bilgileri ortaya saçtığınızda o adam dışarı çıktığında ilk önce kimi vurur sanıyor sunuz?

Moderatölüğünü  yaptığım birkaç sitede de epey genel, anlaşılır ve demokratik bazı kuralları esas alıp hangi düşünceden olursa olsun kişilere anlayışla, teskin edici, sadede getirici, medeni bir dil kullanmaya teşvik edici, zaman zaman dilinin keskinliği dolayısı  ile uyarıcı olmakla birlikte, sitenin amacına uygun olduktan sonra ‘hayatın her sokağından’ kişileri teşvik edici, zaman zaman da yön verici  olmaya çalışmak… Olay bu kadar basit! Bu bağlamda birçok defa görüşleri bana tamamen zıt olan kişileri üyeliğe kabul ettim ve yazışmada bulundum.

Üye kabul ederken de Facebook sağolsun; kişinin hakkındaki bilgilere bakarım. Bilgilerin içeriği beni fazla ilgilendirmez, ama önce kişi hakkında kişisel bilgi var mı? yaşadığı yer, eğitimine arkadaşlarına ait bilgi var mı? Timeline’ı var mı?.. Aralarında sitenin ya da benim tanıdığım var mı? Fotoğraf var mı? Hesabındaki resimler ideolojik, propagandist, müstehcen, ya da reklamcı mı? diye bakarım. Kendi resmi yoksa, hakkında bilgi, arkadaşları yoksa, timeline’ı yeni, reklam dolu ya da açık saçık ise uzak durmayı yeğlerim… Açıktan açığa saldırgan, küfürlü, slogancı, ayrımcı, ideolojik yayılımlar yapıyorsa zaten anında reddederim! Ama sözgelimi Pomakların hepsinin A, B, ya da C görüşüne dahil olmasının mümkün olmayacağına göre anlaşılır ve toplumda yaygın görüşleri bana uymasa dahi, bazen hoşgörü ile istemeye istemeye ve bazen de ‘E hadi o da olsun!’ diye bir tebessümle onaylarım!

Bana kalırsa sosyal yaşamda ‘ideoloji’ denilebilecek ve ideoloji olmalarından dolayı da demokratik anlayış ile önünde sonunda çatışmak zorunda kalan 3 kavram vardır: Dincilik, Milliyetçilik, Sosyal Sınıf İdeolojisi…. Bunun dışındaki tüm sosyal olgular bu üçünün muhtelif kombinasyonları, kokteylleridir. Örneğin Radikal dinci rejimler dini ideolojinin zuhuru olurkan, Nazizm, Faşizm, Falanjizm pür milliyetçiliğin manifestasyonu5 Atina demokrasisi, Bonapartizm ve Sosyalizm de Sosyal sınıf ideolojisinin egemenlik biçimleridir.

Kişiler de demokratik düşünceyi, yargılayıcı olmayan, insanlara varolma haklarını yadsımayan hoşgörülü bir itidale sahip değilse önünde sonunda bu üçünden biri sırıtıverir, bazen ikisi ve bazen hepsi! Örneğin Türkiye’de son yıllarda giderek artan ulusalcılık ve milliyetçilik saf ideolojiye bir örnek iken, Ortadoğu’daki Baas6 partileri de ortaya karışık, hepsinden biraz olsun türünden ideolojik varoluş için somut bir örnek!

İdeolojiler tahammülsüzdür! Bu konu üzerinde bu kadar durmamın sebebi budur. Er ya da geç, gerçek yüzlerini gösterirler! Bazıları, özellikle radikal sol ve milliyetçi/ulusalcı ideolojilerin büyük bir kesimi tavrını en başından açıkça ortaya koyar, uzlaşmasızdır ve söylemi de tartışma, fikir alma verme şeklinde değil, dayatma şeklindedir.

Bazıları  ise yumuşak başlar ve kazandıkları zemine bağlı olarak despotlaşır. Özellikle şu sıralarda hükümetin kürtaj, üniversitelerde içki yasağı, Gezi, karma öğrenci evleri konularında ne kadar azgınlaştığını, saldırgan, yasa ve kişilerin yaşam tercihlerini tanımaz, dayatmacı olduklarına şahit oluyoruz! On yıl önce, 5 yıl önce böyle mi idiler? O zaman mazlum, mağdur olarak demokrasiye, varolma haklarına sığınanlar onlar iken şimdi mobbing7yapmakla meşguller. Bu konuda 9 Kasım 2013 günkü Taraf’ta Murat Belge’nin yazısını okumanızı hararetle öneririm8. Gördünüz mü, şiddetle değil, hararetle öneriyorum!

Bunları  anlatmaktan muradım bu son noktaya gelmek değil, tersine; yüzleştiğim olaydan dolayı yukarıdakileri yazmak dürtüsü idi. Dolayısı ile bundan sonrasını okumasanız da olur! Hani tipik Fransız atasözü der ya; küçük insanlar kişileri, daha saygın insanlar olayları, gerçekten saygın insanlar kavramları konuşur. Ben o sıralamayı tersten takip ettim ve şimdi kişilere kadar indik… ama hala öğreneceklerimiz var.

Yukarıda bahsettiğim yaklaşım, açılma biçimleri arasında bir riyakar bir biçim vardır. Sinsi sinsi önce sizin ağzınızı yoklarlar. Laf almaya, bilgi toplamaya çalışırlar! Tavrınız ne kadar aşikar ve net ise araya yavaş yavaş mızmızlanmalar, ‘ama bir de böyle de düşünebiliriz’ler serpiştirirler. Ondan sonra akılları sıra daha açık ve saldırgan tavra girişirler ve laflarının arasına ‘bütün kaynaklar’, ‘bilimsel araştırmalar’ gibi referanssız dayanaklar ileri sürerler.

Bunu da en çok örneğin Pomakların kesinkes Türk olduğ konusunda TDK, TTK, CHP ve MHP irtibatlı, tüm ‘bilimsel’ teorilerin 1923 sonrasına dayandığı, devlet eli ile teşvik edildiği, Irk tabanlı, aşırı milliyetçi ve artık bu ideolojinin öldüğünden bihaber olanların ağzından ‘kanıtlarlar’. Dinci kesimde de yaklaşım buna benzer ve her ikisinde de kalabalığın desteğini kanıt olarak ileri sürerler.

Vurgulamak istediğim önemli nokta ise şu: Sinsi ve yumuşak dille başlayan bu etrafı koklama, en sonunda akıl havsala almaz bir saldırganlığa ve çirkefliğe dönüşür.  ‘bilmemne’ darbecilikse ben darbeciyim!, ya da ‘Şunu demek’ faşizm ise ben seve seve faşist’im!!! demeyi evla görürler. Bu söylediğim şaka değil; Sinir bozmak için anırma ve uluma sesleri çıkaran, ünlemleri yazanlara çok rastladım! Ölüm tehditlerini saymıyorum. Türkiye ve Güney Afrika’dan, Batı Trakya’dan, Almanya’dan buraya gelip öldüreceğini, döveceğini, Londra’daki adamlarına beni hallettireceğini söyleyenler oldu!

İşin güzel yanı, böyleleri çok kibirli, aşırı terbiyesiz oldukları için hemen tuzağa düşerler ve küfür, hakaret ederek hadlerini aştıkları, çirkin yüzlerini gösterdikleri, diğer üyeleri rahatsız ettikleri için gönül huzuru içinde siler ve yasaklarsınız. İşte böyle biri de Pomaklıktan başladı, Türklükle devam etti ve sonunda ırkçılığın en katıksızı ile noktaladı. Tabii hakaret ve küfürün bini bir para…

Bir de başka bir tür var. Başkalarının görüşlerine tahammülsüz, aklı sıra başkalarının ifadelerinde ‘çelişki’ bulduğunu zanneden, bunu da hoyrat bir dille, ahbap-çavuş söylemi ile ifade eden, hatta üzerinizde hak iddia eden, talepkar ‘karakterler’.

Tekil olmayan örnek9ten yola çıkarsak; Geçende Kurban bayramında ben diğer Pomak kardeşlerime ‘Kansız, Kurbansız, Etsiz bir bayram’ diledim! Vay efendim, İsmi Kurban bayramı imiş de, Kurbansız bayram mı olurmuş da!…. Aman efendiim, nasıl olurmuş ta, çelişki imiş te, bir de senli benli, bence terbiyesiz ve küçümseyici bir eda ile hitap etmeler… Üstelik te yaşını başını almış, kendi çevresinde tanınan bilinen, mutaassıp muhafazakar sayılacak bir ‘gazeteci’ karakter!

Bu tiplerin aslında güneşin altında görülmemiş, daha önce duyulmamış bir özgün görüş belirtmesi, inci yumurtlaması (patata yumurtlama ne demekse) zaten beklenemez de bir de utanıp sıkılmadan hem aramızda bir hukuk olduğu konusunda ısrarcı, hem de yaşının yarısı  kadar yıl hukuk işleri ile uğraştığım halde, ve kastettiğim hukukun o hukukla ilgisi olmadığı halde benim hukuk bilgimi sorgulaması da cabası. Üstelik te dini nosyonlardan bahseden zat, aynı zamanda kendi hesabında aile bireylerinin arasına mayolu, yarıçıplak ve şeffaf giysili resimler koymakte beis görmeyen bir ‘çeşit’! Ondan sonra da birileri benim yazdığımı  beğendiğinde o kişinin beğenisini sorgulamaya yeltenecek kadar da görgüsüz!

Benim tanrıya, kutsal kitaba, öldükten sonra başka bir dünyaya erişmek gibi zaten olmayan şeylere ihtiyacım yok. Kendimi de canlılar dünyasında başkalaşmış, farklı yönlere doğru evrilmiş ama esasen diğer canlılar gibi yaşayan, ölecek olan, öldükten sonra çürüyerek doğaya farklı bir biçimde geri dönecek olan bir tür kabul ederim. Kabul etmesem ne yazar… olacak olan bu!

Dolayısı  ile inanç uğruna bir canlının hayatına son vermeyi ahlaksızlık, terbiyesizlik, daha da ötesinde barbarlık olarak görürüm. Ahlakı da elinde 5 bin, 2 bin ya da 1,500 yıl önce yazılmış kitabı olanlara teslim etmem. Ahlak üzerine Plato, Aristo, Hegel,Hume, Marks, Russel, ve daha birçok dahi düzeyde felsefeci ateist Ahlak üzerine çok değerli düşünceler üretti. Nitekim birçok din de bunları kopya ederek sadece kendi tasarladıkları bir tanrıya atfettiler. Daha da kötüsü ahlak anlayışları tümü ile erkeği aptallaştıran, kadını köleleştiren ve çocuğu eşyalaştıran bir ideolojik amaç için kullandılar.

Bu kısımla ilgili girizgahi fazla uzatmıyayım: Neticeten ben bir yanda Pomakların muhtelif ülkelerde yaşayan ve aralarındaki önde gelen özellik olarak çok büyük bir kısmının şu veya bu aşamada İslamiyeti kabul etmiş olmalarını tanıyan bir kişi olarak; a- Bayramlarını kutlamak, b- Kansız, kesimsiz, etsiz geçmesini dilemek istedim. Her yıl boğaz’ın kana bulanması, kurban keseyim derken katliama yol açmak midemi bulandırıyor.

Sözün  özü: size yumuşak yumuşak yaklaşan sinsi artniyetlilere de, pattadanak lafa dalan hoyrat saldırganlara da sabırla, itina ile, hırlaşma tuzağına düşmeden, kendi tavrınızı net olarak açıklayıp, ama en çok arzu ettikleri ilgi görme, tepki çekme iştihalarına cevap vermeye tenezzül etmeden, geri adım atmadan tavrınızı  belirleyin ve orada bırakın derim! Bundan sonrası zaten çirkinleşecektir ve değmez! Böyle tiplerin aklını başına toparlayacağını, -Ya ben ne yaptım, buna nasıl tevessül ederim, eşim değil, dostum değil! Benim bu kişiye bu tarzda değil, efendice, sosyal etiket ve kibarlık çerçevesinde yaklaşmalıydım! diyeceğini bekliyorsanız daha çok beklersiniz. Böyleleri beynin gri hücreleri ile değil, adrenalin ve testosterone ile düşünür ve davranırlar!

Ya da benim yaptığım gibi konuyu depersonalize10 edin, genelleştirin ve paylaşın derim! Ama unutmayın, kişileri davet, teşvik ve teskin etmek ile düşüncenizi tavizsiz, dobra dobra söylemek birbirinden tamamen bağımsızdır!

Hikmet Pala / Londra

1 Laf atışması, sözlü değiş-tokuş, kelimeleşme

2 İnsan arkadaşını seçebilir ama ailesini, kardeşlerini seçemez denilen yarı şaka sözden mülhem.

3 Akıl veren, yol gösteren, koruyup göz-kulak olan kişi

4 Bu deyiş iki şekilde okunabilir ama aynı kapıya çıkar: Hiç haber olmaması kötü haberdir! -ya da- Hiç bir haber kötü haber değildir!

5 Kendini gösterme, vahdet-i vücut etme biçimi

6 Doğrusu Ba’ath: Arap milliyetçiliği, İslamizm ve Sosyalizm’in ucube bir karmaşası

7 Linç kültürü, Mahalle baskısı, yasa ile yapamadığını manevi baskı ile yapma!

8 http://taraf.com.tr/murat-belge/makale-nostaljik-bir-sahne.htm

9 Bunun gibi daha çokları var.. anlamında

10 Kişisel özelliklerden soyutlamak, ortamalı yapmak, kamuya mal etmek.