Mesane Çatlayınca !

Mesane Çatlayınca[1]
Hikmet-palaYolsuzluklarla ilgili düşünce gezintisi gibi bir egzersiz!
Yolsuzluk krizi, rüşvet dalgası, Bakan oğulları, kara para aklama, ver gazını, petrolünü al altınımı…
Daha ne pislikler çıkacak ve biz daha işin alfabesini bile duymadık. Görünüşe bakılırsa bunlar daha meze bile değil, çerez!… Ama zaten hep böyledir. Toplumun ne kadar aydınlatılacağına başkaları karar verir. İstenenden fazla aydınlatıldığında ise karartmalar başlar!
Kulağı delik gazeteci ve köşe yazarlarının hemen hepsi AKP – Cemaat kapışmasında henüz ısınma hareketlerinin yapıldığı, asıl pisliğin henüz saçılmak bir yana kokusunun bile kamufle edildiği görüşünde. Dolayısı ile kim ne yazarsa yazsın sonuç içeren yazılar havada kalmaya mahkum.
Kim kazanacak sorusu ise akla gelebilecek en yersiz, anlamsız soru! Bu konuda da hemen her kanaat sahibi bundan kazanan kimse olmıyacağı, asıl sorunun  en çok kimin kaybedeceği olması yönünde!
Ya da öyle zannediliyor! Şimdi bir bakalım neler oluyor: Ortaya saçılan rezalet şimdiye kadar apay iyi delillendirilmiş, titz bir çalışma… ve müthiş bir gizlilikle yürütülmüş! En az 14 aydır süren bir operasyon. Vurduğu nokta da en hassas! Hakkında ayyuka çıkan yolsuzluk şayialarına nihayet kanıt bulundu. Hem de epey sağlam görünüyor. Akıl almaz miktarlarda paralar yatak odalarından yanında para sayma makineleri ile dahi çıkıyor. Operasyonu yürütenler müthiş bir pervasızlıkla delilleri görüntilari ile basına besliyor. Tabii bunu yapmaları hukuksuz ama geçmişte hükümet te aynı hukuksuzluğu arsızca yapmadı mı?
Hükümet buna karşılık tamamen hukuka, anayasaya aykırı olarak soruşturmaya müdahale ediyor ve kuvvetler ayrılığı ilkesini ayaklar altınas alıyor. Şüphenin odağindaki bakanları pervasız bir şekilde görevde tutarken polisleri savcıları sürüyor.
Bir söylentiye göre ise bu, asıl bundan sonra gelecek olan dalgayı önlemeye çalışmak için… Hükümet yandaşı köşe yazarkları hemen hükümen kaynaklı balonlara sarıldı: İsrail-ABD, faiz lobisi vb… Tabii bunların bu rezaletten haz duymamalarına imkan yok ama zannedersem en hayalperest biri bile bir MOSSAD ajanının bile bakanın oğlunun yatak odasına milyonlarca dolar koymasını pek aklına getiremez.
Öte yandan Dershaneler darbesi ile Cemaati yıkmaya çalışan hükümete de en güçlü olduğunu zannettiği noktadan Cemaatin vurması, hükümetin istikrar söylemini lekelemesi anlaşılır bir şey. Bakanlarının yolsuz, ekonominin aslında kırılgan olduğunu bir fırça darbesinde sergilemeleri başlı başına zekice ve cesur bir kontratak.
Denebilir ki hükümetin elindeki güç, devlet gücü ile boy ölçüşmek mümkün değildir. Evet tamam ama o hükümet etme gücü de kamuoyuna ve oya dayalı! Mahalli, Cumhurbaşkanlığı ve Genel seçimlerin ard arda bir buçuk yılda olacağı akılda tutulursa ve hükümet bir iki darbe daha alırsa hangi yüzle seçmenin karşısına çıkacak!
Böyle bakınca olay bir yandan karmaşıklaşırken öte yandan da yalınlaşmıyor mu? AKP’nin askeri ve yargı vesayetine meydan savaşı açtığı yıllarda dayandiği şey: Haklar, dürüstlük, demokrasi idi… Cemaat şimdi bu role soyunmuş, hükümete yöneltilen yolsuzlukları pislikleri orta yere saçıyor ve Hükümet ise tam da yapmaması gerekeni; yargıda akıl almaz hukuksuzluklar yapıyor.
Muhalefet, farlara yakalanmış tavşan gibi donup kalmış durumda. Ne yapacağını bilmiyor ve çıkan gürültülerden sağırlaşmış halde! Bu çatışmanın enkazından ne ganimet sağlayabileceğinin dahi hesabını yapmaktan aciz. En azından ana muhalefet! Diğer partiler nasıl olsa her durumda karlı çıkmaya mahkum! BDP demokrasi şampiyonluğu yapar ve az da olsa kazanır, en çok “Müslüman Milliyetçi” MHP kazanır….
Belki…… ama bana kalırsa bu çirkin, rezil çatışmadan toplum kazanacak! Her ne kadar ucu pisli değnekle dokunulmayacak kadar rüsva olsalar dahi tarafların birbirlerini rezilce incitmeleri, ipliklerini pazara çıkarmalarını, kirli çamaşırlarını orta yerde yıkamalarını halk ibretle seyretmekte.
Şimdi, bu iyimserliğe neden olan sebeplerimi sıralamak şart oldu: Öncelikle akılda tutulması gereken şey şu: Artık Türkiye’de bir vesayet rejimi yok! Sinik ve korkak partilerin kukla iktidarlarının miadı dolmak üzere. Her an olabileceğinden çekindikleri bir darbe tehlikesi kalmadı! Bu da er ya da geç çok daha çözümcü, sağlıklı politikalar ile karşımıza çıkabilecek daha çağdaş, cesur ve bilimsel düşünen, davranan partilere, yapılaşmalara yolu açıyor! Ha, bu CHP’nin parçalanması ile mi olur, YSGP ve DHK politik konsorsiyumlarının konsolidasyonu ile mi olur, göreceğiz!
Bir diğer neden, Türkiye’nin ekonomik açıdan potansiyeline hala yaklaşmadığı ama üstündeki ölü toprağını yellerin, sellerin götürdüğü gerçeği. Artık insanlar uyandı. Türkiye’nin ekonomik geri kalmışlığının da kader olmadığının farkında! Daha 10 yıl önce Kişi Başına Geliri 3,000$’ın altında olan bu ülkede artık gelir üçü geçti nerede ise dördüne katlandı. Bu da sadece AKP’nin ekonomi önündeki bazı aptallıklar bir kenara süpürmesi, bazı bürokratik engelleri, ekonomik vesayeti dağıtması ile oldu. Çok daha demokratik ve akılcı hükümetlerle Türkiye ekonomisi gerçek potansiyeline rahatlıkla erişebilir, ancak bu noktada artık AKP destek değil köstek olmaya başladı… Bu da başka bir yazının konusu olsun!
Bence en önemli nedenlerden biri de Dinci, mütedeyyin, mücmain, ne isimle anarsanız anın, bu güruhun da en az diğerleri kadar aç gözlü olduklarını, ihtikara, yolsuzluğa eğilimli olabileceklerini gözler önüne seriyor. Ama şu ana kadar açabildikleri yoldan ise hesap sorulabilirlik, kuvvetler ayrılığı, çözüm, çokseslilik girdi… ve artık çıkıp gidecek gibi de değil. Dolayısı ile halk, artık mutaassıp, namuslu, ahlaklı masallarını dinlemeyecek, onun yerine iktidarları daha da yakından gözlemlemek, güvenmeden teftiş etmek gerektiğini iyice anladı, anlayacak!
Bu arada akılda tutulması gereken bir diğer nokta da bu gelişmelerin medyayı inanılmaz boyutlarda sarsacağı ve AKP’nin imaj ve kanaat yaratma makinesinin işlevsiz hale geleçeğidir. AKP yandaşı basında çok kişi iş aramaya başladı, başlayacak. RTE imparatorluğu medyada büyük sarsıntıya giriyor. Buna bir de yargının daha da bağımsızlaşması eklenirse o zaman yandi gülüm keten helva!
Neticeten: Bu tepişme, rezalet, it dalaşı hayırlıdır. Dalaşanların kazananı olsa dahi Pirrhus’vari bir zafer[2]olacak ama tamamen dermansız kalacaktır. Ama ülke çok daha fazla kazançlı çıkacaktır. En azından AKP’nin mucize olmadığı, iddia ettikleri kadar namuslu, ahlaklı olmadıkları ortaya çıkacak, bundan sonrakiler daha da dikkatli olamk zorunda kalacağını bilecektir. Sistem de zaten önlemini alacaktır. Cemaat’in hesap sorulamayan, gizemli ve girdap bir yapı oluşu da ayrı bir yazının konusu!
Özetle, demokrasi hala tamı tamamına yerleşmiş değil ama bu tepişmeler sadece demokrasi taşlarının yerine oturmasını sağlıyor. Bu da güven verici emareler sayılmalıdır. Diğer bir deyişle; bırakın yesinler birbirlerini… Onların tepişmesi zaten şunun şurasında daha çok Ambargolu İran’ın gaz, petrol parası üzerinde. Ama onlar birbirlerini yorar, yıpratırken artık ülkenin insanları da nelere daha fazla dikkat ederek seçimini yapacağını öğreniyor. Doğum gibi ağrılı sancılı bir süreç ama ortaya çıkacak olan şey ümit, heyecan veriyor!
Bırakın da mesane çatlasın ki bünye kendi kendisini temizlesin!
Hikmet Pala
Pomaknews Agency / Londra-20.12.13

[1] Al Pacino’nun başrolünü oynadığı “Kadının Kokusu” filminden ünlü bir sahne. Kolejdeki savunma sırasında Em.Albay Slade, askerlerinden bahseder ve şöyle der: Mesane çatlayınca bazıları korkar, silahını yere atıp kaçar, bazıları mevziini korur! İşte size Charlie, Yerini koruyor. Babasının cebine sığınmıyor. Onun ruhu el değmemiş!
[2] Pirus zaferi, yıkıcı büyüklükte kayıplar pahasına kazanılan bir zafer. Kazanan tarafın başka bir zafer kazanamayacak kadar fazla yıprandığı imasını taşır.
MÖ 280 ve MÖ 279 yıllarında Grek kolonisi Tarentum Kralı Pirus Roma’ya saldırır ve ne pahasına olursa olsun savaşı kazanmak için her şeyini feda eder. Sonunda Pirus, savaşı kazanır; ancak 50 filin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır, ama yanında koskoca ordudan arta kalan üç-beş çapulcudan fazlası kalmamıştır. Pirus’un bu zaferin ardından “Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme” dediği söylenir. Pirus Zaferi aslında yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için kullanılır. Bu olaya atfen, benzer şekilde kazanılan savaşlara Pirus zaferi denir.