Yaklaşan seçimler ve Pomakların seçenekleri [üzerine klavye gezintileri]

Şu anda Pomakların dini ve milli referansları olan bir partiye ihtiyacı yok. HDK’ın olduğu gibi sol, eşitlikçi, çevreci, çözümcü, demokrasiyi genişletmek ve derinleştirmek isteyen, hakları savunan, enternasyonalist, halkçı bir seçeneğe ihtiyaç var.

Bir yıl sonra bir yıl daha geçikmiş olacağız!

best

Seçimlerde Pomakların tavrı ne olmalı?

Belki önce ne olmamalı diye düşünmekte yarar var! Cumhuriyetle başlayan son derece yoğun asimilasyon sonucu Pomaklar köklerini unutmuş ve yoğun Türkleştirme politikası yüzünden kimliğini kaybetmiş durumdadır.

Tüm dünya ve Türkiye aydınları, bilimsel kaynakları, sosyalbilimci ve tarihçiler, aralarında Prof. İlber Ortaylı dahi olmak üzere Pomakların Slav kökenli Müslümanlaşmış bir toplum olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Buna rağmen Türkleştirme, asimile etme politikasının mimarı CHP ve gönüllü sürdürücüsü MHP, azgın bir ırkçılıkla bu politikanın devamından yana! O kadar ki cari hükümetin başbakanı bile ‘Pomaklar Slav kökenli, Balkanlı Müslüman kardeşlerimizdir!’ demekten çekinmedi…

Peki o halde Pomaklardaki bu Stockholm sendromunun(1)nedeni nedir? Alevilerin kendilerini katleden ve sürgüne gönderen CHP’ye çılgınca tutkun olmaları gibi Pomakları CHP ve MHP’ye bağlayan nedir? Devlet eli ile uygulanan asimilasyonun başarısından başka hiç bir şey değil! Artık Pomaklar kendilerini Türkten daha fazla Türk saymaktadırlar.

Bir zamanlar Hitit Türkleri gibi saçmalıklar vardı ya, şimdi de en halis muhlis Türk, Pomak Türkü filan gibi saçmalıklar insanların beynine kazınmış durumda! Ama bu sadece Pomaklara olmadı. Şu anda Türkiye’de yaşayan, etnik olarak Türklükle ilgisi olmayan çok büyük sayıda insan devlet eli ile, dil ve kültürlerinden mahrum bırakılarak Türkleştirilmiş ya da ülkeden kovulmuş durumda!

O halde Pomakların ayrı bir entiti [varlık, nesne, etnisite, gurup] olduklarını anlama ve kimliğine sahip çıkma süreci uzun soluklu, uzun vadeli bir iş! Seçimler ise kapıda!

Yukarıdaki aidiyet ile ilgili açıklama zaten biz Pomaklar ve kültürümüz açısından CHP ve MHP’nin seçenek olmaması gerektiğini gösteriyor. Siyasi açıdan ise durum daha vahim! İktidar olma ihtimali olmayan bu iki milliyetçi partinin ayrı ayrı ve bir koalisyon içinde dahi hiç bir ekonomi politikaları yok! Bu partiler, gece arabanın farlarına yakalanmış tavşan gibi kaskatı kesilmiş, kıpırdayamıyorlar!

AKP’nin ayyuka çıkan yolsuzluklarına bakıp diğerleri daha namuslu zannetmeyin! Bir kere onların koalisyonları zamanında bankalar hortumlandı, ekonomi üç haneli enflasyonlarla yürümemekte ve IMF anlaşmaları ard arda gelmekte idi. Aradaki fark, Vesayet yolsuzlukları idare ederken vesayetin pençesindeki koalisyonlar şamar oğlanı gibi idiler.

Daha çıplak bir tabir ile yolsuzluk yapmayı dahi beceremiyorlardı ve şu anda dahi becerebileceklerine dair bir emare de yok! Ünlü bir İngilizce deyiş ile: Bira fabrikasında sarhoş olmayı daha beceremezler!

MHP’nin politikası belli, tipik, sivil ırkçılığın bir çeşidi. Onların çözümü, politikası, ekonomik modeli vb. olmasına gerek yok. Anti-Komünizm devrini doldurdu ya, şimdi de anti-çözüm yapmak yetiyor. Şimdi bir de ulusal soruna çözümü de kapsayan demokratik bir anayasayı tıkadığı sürece MHP’nin tuzu kuru!

CHP ise hem çözüme, tabii ki kendilerinin yarattığı Kürt meselesini kastediyorum, karşı, hem hiç bir ekonomik-politik modeli yok, ‘Ulusalcı’larla Sosyal Demokratlar dahi ayrışamadı.. Onlar da iki elle iki “zıt” kanadı ayıramadı! Her türlü çözüm ve ilerlemeyi engellemek dışında yaptıkları ve yapabilecekleri hiç bir şey yok. O nedenle de sadece yolsuzluğun yaygarasını yapmakla vaziyeti idare ediyorlar.

1990’ların başında “İngiltere”(2)Muhafazakar hükümetinin başbakanı John Major da partisinin Avrupa Dostları ve Avrupa düşmanları arasındaki derin bölünme ve kutuplaşması sonucu felçleşmişti. CHP lideri K. Kılıçdaroğlu da şu anda John Major gibi çaresiz ve çözümsüz durumda.

AKP’nin kendi yolsuzlukları içinde boğulması sonucu CHP’nin o bulanık suda balık avlama, …. bir koalisyon payı almayı beklemekten başka bir ümidi yok…

CHP Türkiye solunun önündeki en büyük engel olmanın yanısıra mevcut en büyük sorunların kaynağıdır. Kürt meselesi, Devletçi kapitalizm, Dini kesimlerin toplum dışına itilip nihayetinde kendi başlarına siyasi bir entite haline gelmeleri, askeri ve hukuki vesayet, ülkeyi sınırdaş olduğu coğrafyadan koparma ve belki de en büyüğü:.. Kendini tamamen içi boş bir sol ilan edip ülkede solun bağımsız ve kendi dinamiği ile gelişmesini engellemesi.

CHP Türkiye’de bağımsız bir solun önündeki en büyük engeldir! Bilinçli olarak yerleştirilmiş bir tıkaçtır!

Sol; Eşitlikçi, Kardeşlikten yana, Hakları savunan, Enternasyonalist ve Halkçı olur!

Bunlar ise; Hiyerarşi, vesayet yanlısı, Halkların kardeş katili, görevleri ön plana çıkaran, Milliyetçi ve Seçkinci! Gerçek solun savunduğu değerlerin tam tersi!

Öyle bir noktadayız ki: Büyük Britanyada olduğu gibi sendikaların bir sol parti yaratmalarına benzer bir girişim için dahi ülkenin solu ve sendikal hareketi CHP eliyle börek gibi bölünmüş halde. Bu iki parti ülkeye sadece egemen ulus bazında baktığı için diğer iki toplumsal aidiyet biçimi olan Dini aidiyeti ve sosyal [sınıf- çalışanlar, dargelirliler, ezilenler] aidiyetine hiç bakmıyor.

Ancak terazinin öte yanında AKP; yakın zamana kadar din aidiyetini temel almakta idi. Etnik, ulusal aidiyete ancak seçmenleri kandıracak kadar dudak ucu ile gönderme yapmakta idi. Başka bir deyişle din kardeşliği esas olduğu için milliyetlerin önemi yoktu. Onların ki dini enternasyonalizm idi. “Tanrı önünde kul olduğun sürece, ırkına milliyetine sosyal sınıfına bakılmaksızın diğer kullarla eşitsin” gibi bir şey! Hatta bu nedenle diğer din kardeşlerini despot milliyetçilikten az da olsa kurtarmak onlar için öyle zararlı bir şey değildi.

İşte bu nedenledir ki AKP Kürt meselesinde bir şeyler yapıyormuş gibi görünmeye başladı. Ancak ardından iki şey oldu: İlki, 90 yıldır yıkanan beyinler ve onları hala milliyetçi saplantılarla kışkırtanlar, seçmenin anti-Kürt duygularını harekete geçirdi ve AKP bu konuda fazla bir şey yapmamanın gerektiğini sezdi…

Bunun yanına AKP’nin yolsuzluklarının afişe edilmesi, Yüce divandan korunmak amacı ile ittifaklar araması ve sonunda eski vesayete yanaşması zorunluluğu ortaya çıktı. İşte o zaman da Kürt ipine un sermek gerekti. Şu anda Kürtlerin dediği gibi AKP Kürt meselesi ve demokratikleşmede az bir şey değil, Hiç Bir Şey Yapmıyor!

Buna bir de AKP ekonomisinin sabun köpüğü ekonomisinin sonuna gelindiğini eklersek, artık manzara hiç te iç açıcı değil! İrlanda ve Portekiz’deki arsa ve inşaat spekülasyonlarının batırdığı ekonomilere doğru dörtnala projeleniyoruz.

AKP ne kadar çarpık, yolsuz ve soyguncu olursa olsun, CHP’den farklı olarak bazı çözümler üretiyor, ve bizim de bu “çözüm”lerin bazıları ile mücadele etmemiz şart, çünkü kararlı adımlarla derin bir kaosa gidiyoruz.

Başbakanın ağzında ciklet gibi çiğnediği bir laf var: Bu kadar bölünmüş yol, proje, havaalanı, Liman HES, demiryolu yapılan yerde yolsuzluk mu olurmuş! Evet, tam da bu nedenle olur, yağma böyle olur!

Yöntem basit; ortaya bir sürü ‘Çılgın Proje!’ atarsınız, bunları müteahhitlere kakalarsınız! Onlar da Hayrettin Karaman Hocanın fetvası ile %5’e kadar varan Humus’(3)u muhtelif kanallara ‘Bağışlar!’ Yalnız 3.ncü havaalanının maliyeti 46 Milyar dolar olacak dendi. Bunun %5’i de 2,6 milyar doları Humus!

Ha bir de havuzlar açarsınız, ihale alanlar medyayı da parseller ve satılık kalemler Goebbels’i kıskandıracak harikalar yaratır. Fatih telefon nöbetindedir.

Yani başbakan aslında o laflarla bizimle dalgasını geçiyor ve tam da nasıl yolsuzluk yaptıklarının formülünü açıklıyor. Bu arada yapılanlar arasında sadece bazıları lüzumsuz değil ama aynı zamanda bazıları son derece zararlı projeler de var. Nükleer santrallar, doğanın dengesini alt üst edecek Kanallar vb. Ülkenin doğasına yapılan tahribat akıllara sığmaz boyutlarda.

Kamer Genç’i hiç sevmem ama bazen en nahoş insanlar dahi çok doğru şeyler söyleyebilir: “Ne yani bu projeleri Emine Hanımın bileziklerini bozdurup mu ödüyorsun!” Sonuçta bu para halkın parası, bunların da namuşlu darphane bekçileri olması gerekirken dolarlar kutularla gibiyor.

İyi de vesayet ne idi: Halkın giydirdiği üniformaya halkın verdiği silahı takanlar, o silahı halka çevirip halkın silahı ile halkın iradesini hiçe sayıyordu! Bunlar da halkın parasını Yağma Hasanın böreği yapıyorlar!

Eee tamam da ne yapmalı? Bence Pomaklar öncelikle kendilerine çok benzeyen durumda olan diğer topluluklarla, ve en çok ta kendilerine en benzeyen Kürtlerle empati kurmalı: Pomaklar da Kürtler gibi 5 ülkeye dağalmış, kendi dilleri ve kültürleri, yaşam tarzları olan ama unutturulmaya konu olmuş bir toplum. Pomaklar da Balkanların dağlık, yaylalık alanlarının ‘Gorani’ bir toplumu.

Türkiye’nin diğer toplumlarına, etnisitelerine tepeden bakacak halleri yok! Ama dini ya da etnik aidiyetler bir yana halk olmaktan, emekçi, çalışan, ama emeğinin karşılığını alamayan, ortalığı kasıp kavuran yolsuzluklara şaşkınlıkla, uzaktan, iğrenerek bakan bir toplum. Pomaklar ne ulusalcılıktan gözü dönmüş ekonomi cahillerine, sosyal sorun cahili Oblomov(4)’larına ve ne de dini niyetlerle toplumu ortaçağın gerisine götürmeye niyetli çarpık ahlaklılara, mezar soyguncularına ihtiyacı var!

Henüz yolun başında olmakla birlikte sağlam bir filiz veren, Çevreci, çözümcü, çok güçlü bir ekonomistler kadrosu olan, demokrasiyi, batı tipi ileri demokrasiyi güçlü bir sosyal adalet duygusu ile savunan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi bir açılımdır. Eminim şu anda iktidar olsalar, ilk yapacakları işlerden biri, ihaleleri ulufe gibi dağıtan, sayıştayı kadük eden uygulamaları yasaklamak ve politikacıların yolsuzluğa bulaşmalarını teknik olarak imkansız hale getirmek olacaktır.

Muhtemelen milletvekili dokunulmazlığı denen aptallığı da derhal kaldırır, Yargıyı demokratik ve hakkani yapmanın en sağlıklı yolu olan Jüri sistemini uygulamaya sokar, AB perspektifini tekrar ve daha taze bir nefesle ele alır, Türkiye’nin en büyük baş ağrısı olan Kıbrıs meselesine artık bır nokta koyar ve komşularla eşitlik ve kardeşlik temelinde ilişkileri tazelerler.

Tabii bunları yapabilmek için de önce ülke içindeki tüm toplumları barıştıracak gerçekten demokratik bir anayasayı en büyük öncelik ilan ederler.

Ne yazık ki YSGP için şimdilik yeterli zaman yok, mahalli seçimler ve C. Başkanlığı seçimleri fazlası ile yakın ve Genel Seçimler için önündeki engel de AKP’nin sistemli bir şekilde yaydığı “Bizden sonra tufan! Biz gidersek ekonomi batar!” umacısı. Yine de bir kolektif gibi görünmektense, belirli ekonomi ve çözüm politikaları olan kadrosu güçlü bir parti imajlarını güçlendirmelerini görmek isterim.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisini de kucaklayan HDK’ın Gerek Kürt ve gerekse Kürt olmayan vasatta ve hep iki ana eğilime [AKP bir yanda ve CHP/MHP öte yanda] karşı tavır alması ümit verici. Bu alternatif şimdilik biraz fazla genç, biraz fazla küçük gibi görünüyor. Ama öncelikle hatırlıyalım ki AKP’de kurulduğundan daha 1 yıl geçmeden iktidara geldi ve artık Türkiye’nin tutarlı, iç dinamiği ile gelişen hakiki bir sola ihtiyacı var.

Şu anda Pomakların dini ve milli referansları olan bir partiye ihtiyacı yok. HDK’ın olduğu gibi sol,eşitlikçi, çevreci, çözümcü, demokrasiyi genişletmek ve derinleştirmek isteyen, hakları savunan, enternasyonalist, halkçı bir seçeneğe ihtiyaç var.

Bir yıl sonra bir yıl daha geçikmiş olacağız!

Hikmet Pala

24.02.2014 – Londra

————————————————–

1-Kendisini rehin alanlara bağlanmak ve onların en akıldışı propagandalarını bile gönülden desteklemek, kendisini kurtaran güvenlik güçlerine düşman olmak şeklinde ortaya çıkan bir psikolojil şartlanma hali.

2-Birleşik Krallık, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda’dan oluşur. Büyük Britanya ise; İngiltere, İskoçya ve Gallerden oluşur. Bizim ‘İngiltere’ dediğimiz aslında Britanya’dır.

3-Burada: gübreli toprak ya da nohuttan yapilan meze değil, AKP’nin verdiği ihalelerden toplanan komisyonun adı.

4-İvan Gonçarov’un ünlü roman kahramanı Oblomov. Tembelliği, dikkat sığlığı ve kültürel cehaleti ile tanınan bir Rus soylusuna ait eğlenceli bir hikaye.