EKONOMİK AHVALİMİZ HAKKINDA GÖRMEKTE OLDUĞUMUZ RÜYANIN TABİRLERi

hpalaBu yazıya esas aldığım makale dünyanın en saygın ekonomik yayınlarından Forbes’e ait. Borçlanma bazlı aniden parlayan ekonomiler konusunda uzman raportör Jesse Colombo, Türkiye ekonomisinin balonun patlatıyor. Ekonomistler her zaman iddia edildiği gibi donuk, kuru, esprisiz insanlar değildir… Hayatımde gerek Türkiye ve gerekse dışarıda epey ekonomist tanıdım. Ama başkalarının gözünde onları ruhsuz, kuru, donuk yapan şey klinik gerçekçi analizleridir.

Ben de burada bu ürkütücü olmaktan çok daha kötü bulduğum makaleyi “engin” ekonomik bilgimden çok çevirmenliğime ve siyasi tecrübeme göre- mümkün olduğunca sade bir dille yorumlamaya çalışacağım…

RÜYANIN BAŞLANGICI
Diyor ki:

2002’den bu yana tüketim ve inşaat sektörlerindeki patlama ile yaklaşık 4 katına büyüyen Batı ekonomileri duraksamaya girmişken Türkiye ekonomisi küresel krizden hiç etkilenmemiş görünmekteydi. Ne yazık ki Gelişmekte Olan Ekonomilerin [GOE] çoğunda olduğu gibi bu ekonomik patlama 6 yıl önce Batı ekonomisinin çöküşüne neden olan tehlikeli bir sabun köpüğüdür. Geçen yıl finans ve sermaye piyasalarındaki düşüş ile dikkati ceken bu durumun ne yazık ki hala ne derece ciddi ve sonuçlarının ne kadar ürkütücü olabileceği hakkında çok az bir farkındalık var.

[Özetle] Bu gelişmekte olan ekonomilerin sabun köpüğü 2009’da Çin’in agresif bir kredi destekli altyapı yatırımı hedefli kalkınma stratejisinin inşaat sektöründe neden olduğu çıkış, bunun sonucu Avustralya ve gelişmekte olan ekonomilerin hammadde ihracatında başlarına talih kuşunun konması ile başladı. gelişmekte olan ekonomilerin bu ani yükselişi küresel yatırımcıların iştihasını kabarttı. Hatta mal ihracatı o kadar büyük olmayan Türkiye de bundan nasibini aldı, ilgi toplamaya başladı. ABD, AB ve Japonyanın dibe vurmuş faizleri ve ABD Federak Bank’ın multi trilyon dolarlık niceliksel rahatlatma program sonucu 4 trilyon doları aşan “sıcak para” seli akmaya başlayınca sermaye piyasalarında düşük faizle ödünç alıp GOE kaynaklarına yönelik yatırımlarla kısa vadede yüksek kazanç sağlama ve aradaki farkı cebe atma arzusu semirdi. GOE kaynaklarına, hükümet bonolarına ve çok düşük faizli borçlanmaya ilgi ise hükümetlerin iştihasını kabarttı. GOE hükümetlerinde altyapı yatırımı, kredi büyümesi ve emlak spekülasyonu alarm verici hızla tırmandı. Diğer bütün GOEler gibi Türkiyenin de ekonomik SK yabancı sermaye akışı, karlılık eğrisinde aşırı düşük faiz maliyeti, kredi puanındaki hızlı yükseliş ve arsa fiatlarındaki tırmanış oldu.

Türkiyenin kendine özgü ekonomisinde de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan [RTE], düşük faize hatta şeriat’tan ilhamlanan reel sıfır faize inanmakta, düşük faize dayalı para politikası gütmekte. Uzun vadede amaç enflasyon ile faizi eşitleştirmekte idi…

RÜYANIN TABİRİ: Borç alarak mucize yaratmaya çalışan adam, borcu verene dilini çıkarıyor, yatırımını yap ama benden faiz alma diyor. Diğer bir deyişle kızdan seks isteyip nikah vermemek gibi bir şey! Bunun saçmalığı zaten RTE’ın şu ifadesinde: Amacımız reel faizi düşürmek ve insanların gelirlerini çalışarak artırmalarını sağlamak, faizden değil! İyi de adama sormazlar mı: Ya geçmişte çalışıp biriktirmiş kişinin yatırım yapması ya da helal kazanılmış miras hakları ne olacak o zaman?

ŞÖLEN NASIL BAŞLADI: 2008’de Gayrısafi Milli Hasıla [GSMH] henüz 1/3 arttığı ve bunun büyük kısmı krediye dayandığı halde bu tarihten itibaren devletin özel sektöre verdiği krediler dörde katlandı. Piyasadaki para ve kredi miktarı da benzer artış izledi. GOE borçlanma tahvili pazarı da Türkiyenin dış borçlanmasını 372.6 milyar dolara, yani ülkenin yıllık GSMH’sının %47’sine çıkardı. Bu %90’lara varan dış kurumsal borçlanma ise borçlanan kurumları zayıf olan TL’nın dalgalanmaları karşısında savunmasız durumda bırakmakta. Daha da ürkütücü olarak bu dış borcun 1/3’ünden fazlası kısa vadeli! 2008’de 52 milyar, 2012’de 100 milyar $’dan cari 129 milyar $’a, yani %260’ varan çok büyük artış! İç ve dış borcun artış hızı kalkınma hızından da büyük! Kısa vadeli dış borç, ülkenin döviz rezervlerinden daha fazla!

ŞÖLENİN TABİRİ: Kalkınma sağlamak için alınan borç oranı kalkınma hızından daha yüksek, alınan borç eldeki para ve ödeme gücünden yüksek… Borç ödemek için borç alıyoruz ve daldığımız denizin dibi görünmüyor, ama biz hala dalmaya devam ediyoruz. Çıkışına nefesimiz yeter mi diye düşünmeden!!!

KREDİ BALONU

Tüketim harcamaları kalkınma hızının %70’ini sağlıyor…. ama tüketimin büyük kısmı krediyle, borçlanarak yapılmakta. Yani kalkınma hızı yüksek görünsün diye borçlanıyoruz. Kişisel krediler akıl almaz derecede yüksek iken, tasarruflar yok denecek kadar düşük. Vatandaş bankadan kredi alabileceğini artık SMS mesajı ve ATM’den öğreniyor. 74 milyon nüfusun 57 milyon kredi kartı var… ama 45 milyar $ kredi borcunun 1/3’ü felç, ödenemiyor. 2002’de %5’in altında olan aile başına borç, 2012’de %50’nin üzerinde! GOE’lerde ortalama %33 olan banka tasarruflarında Türkiye %12 ile en son sırada. Borçlanma o kadar başıboş ki araba, beyaz eşya, tüketim elektronik eşyaları, akla gelebilecek herşeyi borçlanarak alıyoruz.

KREDİ BALONUNUN TABİRİ

Kazanmadığımız paraları harcıyoruz. Tasarruf vücut yağlarımız ve çalışmak ta kaslarımız ise yağları tamamen eritmişiz, şimdi de çalışmayan kaslarımızı katık ediyoruz. Teknenin aldığı su, bizim boşalttığımızdan daha fazla … batıyoruz! Faize karşı olan ve elinden gelse yasaklatacak olan hükümet, faiz ile beslenen kredi kartı borçlarının ödenmesindeki yasal yaptırımları hafifletmekle sürece çanak tutuyor…

EMLAK BALONU

Ev fiyatları 2009’dan bu yana %53 arttı. Ev kredisi [2002’de] %50’den [2013’te] %10’a düşünce verilen kredi tutarı [2005’ten bu yana] 6 kat arttı. Yalnız bir yılda %28 artan ev kredileri ev satışlarında %79’a yakın patlamaya yol açtı.

EMLAK BALONU TABİRİ

Ev/emlak kredisi ile yuva sahibi olduğunu zannedenler aslında yarın el konacak evleri için kira bile değil, bankalara haraç ödüyorlar. Ev fiyatları bu kadar hızlı artarsa aynı ya da daha fazla bir hızla düşebilir. Bu biraz da ucuz benzinle pahalı araba süreyim derken artık yürümeyen bir arabaya habire yakıt pompalamaya benzer. Ya gün gelir tek kuruş etmeyen evinize ödemekte olduğunuz icar evin değerinden fazla olursa? Haa bu arada müteahhit evi yapmış satmış… Siz ödeyememiş evsiz kalmışsınız, elinde icarı ödenmeyen, değersiz evler olan banka batmış, kimin umrunda. Müteahhit Karaiblerdeki adasında, Alplerdeki malikanesinde keyif sürüyor!

İNŞAAT SEKTÖRÜ BALONU

Yaklaşık 800 milyar $ değerinde ekonominin %20’sine yakını inşaat sektörü. Her tarafta AVM, gökdelen, otel, havaalanı, proje, proje, proje…Ülke koskoca bir şantiyeye döndü. Türkiye’nin kredi balonunun %43’- inşaat sektörüne gidiyor. En çok sayıdaki en yüksek binalar bizde. 2008’den beri 39 gökdelen tamamlandı ve 42’si yolda. 1997 Asya krizini ve Büyük Krizi öncelleyen yüksek bina çılgınlığı yarışını bile geçmiş durumda. Gökdelen patlamaları neredeyse her zaman ekonomik çöküşün müjdecisidir [!] ve bunun nedeni aşırı iyimser beklentiler ve ucuz döviz bazlı borçlarla inşa edilmeleridir. Türkiyenin emlak-inşaat sektörü $ bazında borçlanmalarla finanse edilmektedir.

AVM inşaatı çılgınlığı da benzer durumda. 2000 yılında 46 AVM varken bugün 300’e ulaştı ve 300’ü de yolda. Gökdelenler gibi AVM’ler de kısa vadeli dış borçlanma ile yapılmakta ve şirketler $ bazında kredi almakta. Bu da yalpalayan TL karşısında şirketleri riskle yüzyüze bırakmakta. Otelcilik sektöründe de akılalmaz furya sürmekte, 65 adet 5 yıldızlı otelin inşaatı sürerken önümüzdeki 3 yılda 39.000’e yakın sayıda yatak kapasitesi hazırlanmakta. Ancak otel inşaatları %95 yerli yatırım ve borçlanma ile yapılmakta.

Başbakan RTE geleceğe yönelik tamamı inşaat olan 200 milyar $ tutarında havaalanı, kanal, finans merkezi, apartman blokları, köprü, AVM, oteller, marinalar ve tünel projelerinin fikir babalığını yapmakta. Kamusal inşaat projeleri on yıl içinde eskisinin 2/3 katı arttı. Bu sırada patlayan yolsuzluk skandalı aralarında bakanların oğulları da olmak üzere 100’e yakın kişinin tutuklanması ile sonuçlandı. Başbakan RTE bunu Türkiyenin ekonomik gelişmesini kıskanan ve engellemeye çalışan yabancıların ve onların işbirlikçilerinin bir oyunu olduğunu iddia etti.

İNŞAAT SEKTÖRÜ BALONUNUN TABİRİ

Ağzından köpükler saçan bir inşaat tutkusu kol geziyor. Sanki Libya çöllerini bölünmüş yollarla kaplarsanız çöl mümbit tarlalara dönüşecek. Adeta her tarafı AVM doldurursanız ülkede üretilen mallar on kat artıp beş kat daha kaliteli olacak. Sonuçta olan şu: petrolü ve otomobili dışarıdan gelen vatandaş, AVM’ye gidip ithal edilmiş malları dışarıdan gelen kredilere borçlanarak tüketecek. Ülke tepeden tırnağa şantiyeye döndü ama büyüme hızı birazdan göreceğimiz gibi nerede ise tamamen tüketim ve inşaata daynıyor. Üretmediğimiz malları satmak için AVMler inşa ediyoruz!!! Yakında tamtakır kalacak devasa Centre’ler, mezartaşı gibi işhanları inşa ediyoruz ama içinde ne iş yapacağımızı bilmiyoruz. Saldım çayıra mevlam kayıra misalı bir inşaat doyumsuzluğu artık mekan, araç olmaktan çıkıp amaçlaşıyor.

TÜRKİYE’NİN SABUN KÖPÜĞÜ BİR REFAH YANILSAMASI YARATTI

Dünyadaki krize rağmen Türkiyede Borsa 10 yılda 6 kat büyüdü. Ülkede serveti 30 milyon $’ın üstünde olan ultra zenginler %10’dan fazla arttı ve Forbes’e göre Türkiye dünyanın 7.nci en çok sayıda milyarderinin olan ülke oldu. Bu milyarderlerin çoğu finans ve inşaat sektöründen olup kredi bazında sabun köpüğü ekonomilerine tipik örneğidir. Geleneksel olarak GOE sınıfında olmakla birlikte Türkiye şimdi sanayileşmiş ülke sınıfına girdi. Türkiye bugün GOE ve Yeni sanayileşmiş ülkeler gurupları olan MINT, CIVET ve N11 guruplarına dahildir. Ancak 2102-2013 Japonya ekonomik canlanma programının kaynakları içe döndüren Adenomics uygulaması ve ABD Federal Reserve’in QE3 [niceliksel Rahatlatma] politikası ile piyasadan bono alımlarını ayda 85 milyar $ kısarak gardını yükselteceği iddiaları yayılmaya başlayınca, aralarında Türkiye’nin de olduğu GOE’ler tedirginliğe düştü ve Türkiye borsaları tedirginlik sıtmasına tutuldu…. nihayet 2013 Mayıs sonlarında fırtına aniden patladı..
Eşzamanlı olarak çoğunlukla çevrenin tahribatına yol açan bu projeler büyük tepkiye sebep oldu ve Türkiye ile birlikte tüm GOE’lerde ayaklanma ve protestolar patlak verdi. Ülkedeki inşaat patlamasının yarattığı tahribat, polis gücünün aşırı kullanımı, ifade, gösteri ve toplantı özgürlüklerinin yetersizliği, laikliğe yönelen saldırılar ve başbakanın artan otoriterliği yaygın protestolara yol açtı 3,5 milyon protestolara katılırken 11 can kaybı, 6,000 yaralanma ve 3,000’den fazla tutuklama oldu.

QE3 söylentileri, Cari hesap açığı. Protestoların toplam etkisi sonucu borsa bir ayda %25 değer kaybetti, TL tasfiyesine ve bunun sonucunda Türkiye hazine bonolarının %6’dan %10’a sıçramasına neden oldu. Aralık ayında tam Türkiye borsaları istikrara kavuşmak üzere iken patlayan yolsuzluk skandalı ve ABD’in eli kulağında olan QE3 kesintilerinin toplam etkisi TL’in dolar karşısında %12 ve toplamda %22 değer kaybına yol açtı.

Sonuçta Türkiye, Güney Afrika, Brezilya, Endonezya ve Hindistan ile birlikte “Kırılgan [Ekonomili] Beşler” kulübünde istemediği yerini aldı. Başbakan RTE’in tüm direnişlerine rağmen MB günlük ve haftalık borçlanma faizlerini aniden ve dramatik ölçeklerde artırmak zorunda kaldı. RTE Faiz Lobisi dediği iş dünyası liderlerine teslim oldu.

REFAH YANILSAMASI TABİRİ

Dışarıdan gelen düşük faizli krediler inşaat ve bankacılık sektöründe parababaları yarattı ve semirdi. İspanyanın Latin amerikayı işgal edip yüzlerce ton altın yağmaladığı 16.ncı yy’da olduğu gibi diğer her şey yerinde sayarken piyasaya akan altınların sadece fiyatları artırması gibi sanal bir refah hissedilmekte idi. Borçlanarak aldığı evden çıkıp kredi ile aldığı otomobiline binerek dış kredi ile yapılmış bölünmüş yollardan yola koyulup ucuz kredi ile inşa edilen AVMye giderken sübvayse edilmiş Irak, İran petrolü tüketen vatandaş ithal mallarına kazanmadığı parayı kredi kartı ile öderken kendi kuyusunu kazdığının farkında bile değil, tatlı tatlı tebessüm etmekte.

Banker Kastelli hesaplarına ‘kaya gibi sağlam plan’ dedirtecek bu kırılgan, açgözlü, düşüncesiz ve sorumsuz denklemin ne kadar dayanıksız olduğu sadece bir QE3 söylentisi ve bir protesto ile iskambilden çatılmış köşk gibi sallanması ibret olmalı. Kuyunun dibinde iken “Bundan daha kötüsü olamaz, bundan sonra herşey ancak daha iyiye gider” iyimserliğine kapılabilirsiniz ama kendinizi zirvede zannettiğinizde herşey elinizde unufak olunca geriye kalan sadece derin bir ye’se kapanmakla kalınmaz.

DÜNYA HALA TÜRKİYE’NİN EKONOMİK BALONUNUN FARKINDA DEĞİL.

Ocak ayındaki sürpriz faiz artışı ülke ve uluslararası finans piyasalarını neşelendirirken yazar hala dünyanın Türkiye’nin ekonomik patlamasının borç lokomotifli, yerel ve uluslararası düşük faiz güdümlü bir sabun köpüğü olduğunun yeterince farkında olmadıklarını düşünmektedir. Düşen faizler balonu şişirirken artan faizler patlatmaya meyyal. 2008’de olanlardan sonra insanların bunu anlamamaları çok şaşırtıcı. Uzmanların miyopça cari hesap açığına ve paranın zayıflığına odaklanırken ülkenin kredi notunun çökmesi halinde içine düşeceği krizi göremiyor olmalarına dair daha da çok kanıt orta yere çıkmaktadır. Tarih tererrür etmez ama kafiye tınısındadır. GOE’lerin balonu patlarsa küresel ekonomi çok ağır bir krize girer ama bunu 1997 uzak doğu para krizine benzetmek yanlış olur kar tanelerinin hiç biri diğerine benzemez. TL’nin zayıflığı yeni bir olgu değil, 6 yıldır düzenle devam etmekte olan bir trend’dir. Şimdiki hali ile başağrısı olan ve giderek artan TL’nin zayıflığı kendi başına bir sorundur ama sadece gelmekte olan krizin habercisidir.

Türkiye’nin borçlanma güdümlü ekonomik balonu konusundaki görüş yetersizliği genel kabul gören ekonomist ve yorumcularını ülkenin uzun vadeli beklentileri konusunda kalkınma hızında azalma olsa dahi iyimserliğe sevk etmektedir. Ne yazık ki bu devasa boyutlardaki bir borçlanma balonunun patlaması genellikle ekonomik yavaşlama değil derin krizle sonuçlanır.

TÜRKİYE’NİN EKONOMİK BALONUNUN TABİRİ

Hayal dünyasındayız. Kendi kendimizi aldatıyor, elin damatlık elbisesi ile gerdeğe giriyoruz. Vatandaşa “faiz ile değil, emeği ile kazansın” diyen hükümet ise baştan sona sanal bir ortamda, borç alınan para ile tüketimi teşvik ederek, inşaat ve akıldışı altyapı yatırımları ile cennet yaratmaya çalışırken bu hassas denge dağıldığında aslında ülkeyi nasıl bir felakete sürüklediğinin farkında değil. Dışarıdan para akışı her an durabilir, ya da ülke yabancı yatırımcı için cazibesini kaybedebilir ve hızla o noktaya doğru kaymaktayız. Sabun köpüğünün dışı rengarenktir ama içi boş, ağırlığı, cürmü de yoktur. Türkiye’de olanlar, ağır ama emin adımlarla, sağlıklı, dengeli ve sanayileşen bir ekonominin değil, mal bulmuş Mağrıbi’nin açgözlülüğü gibidir. Bu uykudan uyandığımızda bize ninni söyleyenler çook uzaklarda olacak ama fatura kapımıza dayanacak.

TÜRKİYE’NİN EKONOMİK BALONU NASIL PATLAYACAK

Türkiyenin ekonomik balonu kısa ve uzun vadeli faizlerin artması ile patlama olasılığına yakındır ve tüm GOE’lerle eşzamanlı olabilir. ABD Federal Reserve’in QE3 kısıntılarının önümüzdeki yıl devreye girmesi beklenirken para akışının ters yönde değişmesi, buna eşzamanlı olarak Türkiyenin 130 milyar $ dış borcunun vadesinin gelmesi, para değer kaybederken hazine bonolarının mukabil gelirlerinin artması balonun patlamasına katkıda bulunacaktır.

Balon patladığında

* Ülkenin kontrolsüz borçlanmaya dayalı patlaması çöküşe dönüşecektir;

* Sayısız proje sürdürülemez hale gelecektir;

* Sayısız banka ve İnşaat şirketi topu atacaktır;

* Döviz borçu olan birçok holding, kuruluş iflasa sürüklenecektir;

* Yüksek borçlandırılmış tüketiciler borçlarını ödeyemez hale gelecektir;

* Ekonomik büyüme trendi tersine dönecektir;

* İşsizlik tırmanacaktır;

* Hükümet ve Kurumsal kredi puanları Kredi değerleme kurumlarınca düşürülecektir;

* Emlak, para, hisse senedi ve bonoların değeri düşecek, daha yüksek faizlere neden olacaktır;

* Cari siyasi liderlere tepki yaygın protestolara neden olacaktır.

Borçlanma bazında patlayan inşaat ve tüketim, Türkiye’nin son on yıldaki ekonomik kalkınmasının iki ana motoru iken bunların engellenemez çöküşü sürdürülemez kalkınmanın da sonu olacak ve ülkeyi büyümeye devam etmesi için ihtiyaç duyduğu kaynaklardan mahrum bırakacaktır. Genelde GOE’lerin balonlarının patlaması ise şimdilerde 1990’larda olduğundan daha zayıf olan küresel ekonomiyi 1997 Asya Finans krizinden çok daha derin bir krize sürükleyecektir.

Yazar raporunu gözde bir alıntısı ile bitiriyor:

Kredi genişlemesine dayalı ekonomik patlamalarda mali çöküşü önlemenin yolu yoktur. Seçenekler, ya daha fazla borçlanmaktan gönüllü olarak vazgeçmek ve krizin daha erken gelmesi ya da daha sonra devrede olan para birimlerinin nihai ve bütünsel felaketi arasındadır.” (Ekonomist Ludwig Von Mises)

EKONOMİK BALONUN NASIL PATLAYACAĞININ TABİRİ

Ya herro ya merro, papazı bulduk, bulacağız.

AKP hükümeti, inşaat ve tüketim dışında yatırımları gelir getiren üretici sektörlere yapsaydı, sabun köpüğü patladığında dahi üretiyor, satıyor olacak ve borçları da ödeyecek, alem yüzüne bakabilir olacaktır.

Ülke çapında akıl almaz projeler üreten RTE, meğer hakikaten de akıl almaz projeler kurmuşmuş. O projeler akim kaldığında toplayamadıkları humuslara, alamadıkları bağışlara hayıflanacaklarmış.

Ortada bir ekonomik mucize değil, borç alınan parayı hovardaca harcayan bir bonkör varmış!

Bu değirmenin suyu nereden geliyor diye sorgulamayanlar yakın zamanda kan kusacakmış.

Yakın zaman önce IMF ile Stand By anlaşmasına ihtiyaç duymamakla böbürlenen kibirliler şimdi koca ülkeyi önceden kestirilmesi mümkün olmayacak kadar uzun bir gelecekte IMF’e altın tepside sunmakta imiş.

Yeni evlilerden 3 çocuk isteyenler, bırakın tek çocuğu, kendilerini bile besleyemeyen çiftlerin yüzüne nasıl bakacakmış.

Toplumu sürüklediği kutuplaştırmanın ardından açlık ve sefalet içinde yüzen ülkede patlayacak ahlaksızlıklar, cinnetler, intiharlar, cinayetlerden ne kadar huzur bulacaklarmış.

Büyük felaket patlak verdiğinde Avrupanın en büyük gökdelenlerini dikenler, krizden sonra o binaların boş pencerelerinde uçuşan yarasalara bakıp eski heyheyli günlerini yad edecekmiş.

Ekonomilerde boşluklar olmazmış, kestirme yollar hemen her zaman en uzun yollarmış.

Ülkeyi yönetenler aslında ekonomik mucize dahileri, siyaset ustaları değil, kasaba tüccarları, arsa spekülatörleri imiş.

Yakın zamana kadar RTE’nin Cumhurbaşkanı olmasını istemezdim, ama şimdi buna bile katlanabilirim.

Şimdi biraz daha stratejik düşünüyorum ve seçilene kadar yolsuzluktan yüce divana çıkmasa dahi seçildikten sonra sebep olduğu enkaza baka baka ruhu kurur. Yılan görmüş fare gibi donup kalarak yarattığı enkazın manzarasıyla büyülenir.

İnsanları gark ettiği ızdırabı her gün gözleri ile görsün, günahlarına girdiği insanların giderek artacak protestoları karşısında korkudan gözüne uyku giremez olsun!

 

Hikmet Pala

Pomaknews Agency / Londra, Mart 2014

[superbutton link=”http://www.forbes.com/sites/jessecolombo/2014/03/05/why-the-worst-is-still-ahead-for-turkeys-bubble-economy/” title=”” image=”” class=”sprbtn_green” target=”_blank” rel=””]F O R B E S[/superbutton]