Tarihi perspektiften bakmak / Ya da: Niye benim Başkan adayım Demirtaş!

 

10494642_675058712574779_7385818045014571426_nSadece daha geçen gün “Demirtaş şöyle diyor: “Türkiye’de demokrasiye, özgürlüğe ihtiyacı olan sadece Kürtler değil. Dolayısı ile bizi ortak bir çatıda, potada buluşturan şey radikal demokrasidir. Güçlü bir demokrasidir. Buna Kürtlerin de, Pomakların da, Alevilerin de ihtiyacı var.”” dediği için değil!

Sadece mağdurları temsil ettiği halde mağduriyet sömürüsü yapmadığı için değil!

Sadece hem minareyi çalıp hem de kılıfını hazırlayanlara meydan okuduğu ve “Başkan seçilirsem Allah Erdoğan’ın yardımcısı olsun!” diyerek, yolsuzlukları hasıraltı ettirmiyeceği için değil! Roboski’yi takip edeceği, Berkin’in annesine hakkettiği saygıyı gösterdiği gösterdiği, gösterttiği için de değil sadece…

“İyi” ile “kötü”nün ötesinde olduğu için, ülkenin şiddetle ihtiyaç duyduğu açılıma en azından bir patika açabileceği için. Bu açılım ise o açılım değil!

Ama gelin önce “İyi” ile “kötü”den ne kastettim ona bakalım… Aslında burada bahsedilen “iyi” de iyi değiş, “kötü” de kötü değil! İktidar ve ana muhalefet; her biri ayrı ayrı adaylarını bize ehven-i şer olarak gösteriyor; Sözüm ona RTE istikrar ve kalkınma, çözüm, vizyon demekmiş! Önce bu hayalden sıyrılmak lazım! İktidar bir sarmalın içinde ve vratlek gibi dibe çekiyor…

Son 7-8 yıldır sanal bir refah, GSMH’da artış, kalkınma yanılsaması yaşandı… Dışarıdan gelen ucuz borçlanma ile yaratılan tüketim ve inşaat furyası, kalkınma hızını %10’un üstüne çıkarmış gibi göründü… O kaynak kuruyor, bu bir! Bir de bunun getirdiği akıl almaz dış borçlanmanın ödeme vadesi de yaklaşıyor, o da cabası!

Laf aramızda ABD Merkez Bankası sayılan Fed Konsorsiyumu parayı beklenenden daha da hızlı kurutuyor… Alarm zilleri zangır zangır ki o yüzden RTE kendi merkez bankasına sırtlan gibi şarlıyor! T. Cumhuriyetinin Dış politikası tamamen iflas etmiş durumda… Birakın dönyayı hükümetin Ortadoğu’da dahi hiç bir itibarı kalmadı!

Hükümet ve başı, mezhepçi, IŞİD destekçisi, eli kanlı müflisler olarak görülüyor ve artık kimse lafı ağzında gevelemiyor. ABD, AB, tüm komşu ülkeler, artık RTE’ye gülüyor ama ağzı ile değil! Daha dün, yeni ABD büyükelçisi, daha göreve tayin edilmesi için çıktığı Dışişleri Komisyonunda RTE’nin otoriterleştiğini itiraf etmek zorunda kaldı. Daha göreve başlamadan!

Yolsuzluklar ve hem onları gizleme ve hem de yargıyı işlemez hale getirme çabası RTE’yi hayatı boyunca takip edecek. Bu noktada yaptığı da çok bilinen bir şey: “Durmayalım, düşeriz!” anlayışı… O yüzdendir ki hem kadrolarını ‘yedirmemek’ hem de eskisinden daha da hızlı koşmak zorunda! Kadrodan tek bir fire verse herkes birbirini gammazlamaya başlayacak ve hepsi birlikte lağımın dibini boylayacak!

Daha dün, yolsuzluk fezlekeleri dosya belge dizini eklenmemiş diye gerisin geri İstanbula gönderildi… Onun yerine belge dizinini isteseler olmuyor mu? Düştükleri zavallılığın düzeyine baksanıza.

İyi de nefesi nereye kadar yetecek ve demokratik toplumun bağımsız olması gereken Yargı’sını ne kadar dizginleyebilecek? Ya da ekonomik kriz çarptığında şimdilik bindiği tek dal olan “istikrar” berhava olduğunda o zaman hangi yalana sığınacak?

Demokrasiyi hazımsızlığı, toplum mühendisliği çabaları, toplumu karpuz gibi bölen kutuplaştırması, mezhepçiliği, hülasa tüm yaptıkları, bundan sonra yapacakları hakkında derin endişelere neden oluyor. RTE’den ülkeye hayır yok, ama şer çok!

Öte yandan Alternatif gibi gösterilen Ekmeleddin İhsanoğlu, ne kadar cicili bicili sunulursa sunulsun, alternative değil, çünkü hiç bir şey değil! Bu aday, ana ve yavru muhalefetin devletçi, milliyetçi statükoyu temsil ve devam ettirmek için öne sürdüğü bir dama taşı!

C(M)HP adayı, artık tıkanmakta olan çok partili parlamenter yapıyı biraz daha ayakta tutmak için ayak sürümekten başka bir şey değil! Aydın adam, hoş adam, cici adam, toleranslı, Müslüman, tanıdıkça seveceğiniz filan bir adam ama… Başkanlık malzemesi değil! İhsanoğlu’nun misyonu, artık devri kapanmış statüko, darbeciliğin devamı misyonudur. Sorumsuz ve sembolik Cumhurbaşkanı olsun, etliye sütlüye karışmasın! Biz ona göstermelik saygımızı sunalım ve işimize bakalım adayıdır!

RTE enayi mi… Başkanlığını garanti etmeden yetkileri devreder mi? Hadi diyelim ki RTE seçilmedi… İhsanoğlu’nu daha bir ay geçmeden tirit suya doğramaz mi? Ekmel bey kazara seçilse daha aradan iki ay geçmeden yandımallah köşkten geceyarısı ateş alırcasına kaçmaz mı? Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday olarak hem işlevi yanlış hem de ülkenin içinde bulunduğu duruma uygun değil!

Bu ülkeye öncelikle dişli, kaptığını bırakmayan, perspektifi olan, demokrasiden vazgeçemeyecek, vazgeçmeyi eford edemeyecek bir Başkan lazım!

Unutmayalım ki 2007-2011 arasında AKP ve RTE, hele de kapatılma davaları, elektronik muhtıralar, Balyoz’larla mücadele ederken, kerhen, mecburen demokrat idi. Ne zaman ki Türkiye’de darbe yapmak tarih oldu, o zaman ki RTE önce ipe un sermeye, ve daha sonra da açıkça demokrasi düşmanı, otoriter olma özelliklerini bir bir kustu.

Başlığa gelince… konusu başka bir yazı olmakla birlikte; Türkiye’nin içinde bulunduğu durum daha önce hiç bir ülkenin yaşamadığı bir şey değil! Tek parti diktasından vesayete ve oradan otoriterliğe yuvarlanan ülke sayısı zannettiğinizden fazla!

Türkiye vesayet belasını, darbeler dönemini artık aştı! Darbe artık hayal oldu, ama bu arada 60 yılımızı aldı götürdü! Şimdi sırada otoriterleşme tehlikesi var. Bu da bir 40-50 yıl almadan bununla mücadele etmek gerekiyor.

Dünya tarihi akıl almaz karacahillikleri, insan kurban etmeleri, ortaçağ karanlığını, engizisyonları, cadı avlarını, kara vebaları, din savaşlarını, diktatörlükleri yaşadı ama yok olmadı. Nasıl ki su yerçekimine tabi olarak akacağı yatağını bulur, insanlık da çar naçar yolunu buldu. Yok olmadı, topluca intihar etmedi ama bugüne geldi.

İşte bunun gibi Türkiye insanı da o akıl almaz sağduyusu ile er ya da geç yolunu bulacak, bulmak zorunda… Toplumlar her zaman düz bir çizgi gibi ileri gitmez. Zaman gelir mehter takımı gibi iki ileri bir geri yapar! Ama genel çizgi ilerlemedir. Şu anda da ülkenin önünde artık demokratik, olumlu vasıflarını yitirmiş bir yağmacı sürüsü var! Tarihin diyalektiğine çok uyan bir gelişme bu! Eski hedefleri unutalım, yeni hedeflere yönelelim.

O halde “Adayım niye Demirtaş?” kısmı zorunlu olarak haftaya kalıyor!

Hikmet Pala / Londra-İngiltere

İbrahim Kenar / Stockholm-İsveç