Anadilimize özgürlük

Coşkulu pesnalar söyleyeceğiz Çanakkaleli Pomak bir kadın olan Betül Karataş da, kendisi için anadilin çok yakın bir zamana kadar farkına varmadığı silik ve uzak bir kavram olduğunu ifade ederek, bunun en önemli nedenin de Pomak halkına dayatılan ağır asimilasyon politikası olduğunu söyledi. 

Okulların açılmasıyla birlikte anadilde eğitim talebi bir kez daha gündemde. Kürt, Ermeni, Rum, Laz, Çerkes, Pomak ve Süryani kadınları “Anadilimiz var oluş sebebimizdir. Yok etme politikası güdülmeden anadilde eğitim hakkı  istiyoruz” dedi

281026_10151102586804143_1450417122_oAnadil sağlıklı toplum demek

Laz yazar Paluri Arzu Kal: “Lazca’yı benim jenerasyonumda bilen son kişiyim. Devlet anadilleri yok etme politikası gütmeden anadilde eğitim hakkı tanımalı.” Süryani Kadın Merkezi Sözcüsü Aynur Özgün: “Kadının kendi anadiliyle eğitim görmesi sağlıklı bir toplumun yaratılması demektir.”

Hala tartışmamız vahim

Pomak bir kadın olan Betül Karataş: “Biz Pomaklar artık acı çeken bir halk değil coşkulu pesnalar söyleyip dilimizi özgürce konuşmak istiyoruz.”  Çerkes bir yazar olan İnci Hekimoğlu: “Pek çok ülkede anadilde eğitim mümkün olabiliyorken, bizde hala tartışılıyor olması vahimdir.”

 


Kadınlar anadilde eğitim istiyor

2014-2015 eğitim yılının başlamasına az bir süre kala, okula yeni başlayan çocukları yine zor bir süreç bekliyor. Eğitimde onlarca sorunun olduğu Türkiye’de AKP hükümeti tarafından seçmeli ders veya özel okul cevabı verilerek geçiştirilen anadilde eğitim hakkının tanınmaması bu yıl okula yeni başlayan ve Türkçe bilmeyen çocukların önünde yine engel. Kürt, Ermeni, Rum, Laz, Çerkez, Pomak, Süryani kadınları neden anadilde eğitimin önemli olduğunu BİNEVŞ’e anlattı.

Can çekişen anadiller

Anadili olan Lazca’nın da yok olma tehlikesi altında olduğunu söyleyen yazar Paluri Arzu Kal, “Lazca’yı benim jenerasyonumda bilen son kişiyim. Hiçbir yeğenim, kuzen çocukları vs. anadilini bilmiyor. Ben özellikle oğlumun anadilini öğrenmesini çok istedim. Ne kadar mutluyum ki başardım” diyerek iki dili aynı anda öğrenmenin güçlüğü olmadığını söyledi. Türkiye’de diller üzerinde asimilasyon politikalarının etkilerinden bahseden Kal, “Artık anadili öğretme ya da yaşatma çabası tamamen gereksiz bir unsur bu topraklarda. Devlet politikasıyla usulen konulmuş seçmeli Lazca dil dersi ise sembolik olarak varlığını sürdürmekte. Yıllar önce yapılması gereken, bu şekilde anadilleri yok etme politikası gütmeden anadilde eğitim hakkı tanımak ve aynı anda resmi dili de öğretmek olabilirdi. Yasaklamalar, baskılar ve sindirmelerle geldiğimiz nokta can çekişen anadillerdir” diye konuştu. Büyük babaannesinin birkaç kelime dışında Türkçeyi hiç anlamadan 103 yaşında yaşamını yitirdiğini ifade eden Kal, “Şimdilerde bu coğrafyada Türkçe bilmeyen kalmadı sanıyorum. Ama anadillerinde eğitim alamayan çocuklara Türkçe bilmediğinden onlara hiçbir şekilde destek olamayan ebeveynler var. Zaten sistemin kendisi baştan sona sorunluyken bu durum, eğitim öğretim yılında da koca bir sorun olarak karşımızda duruyor” dedi.

Anadil doğal haktır

Erken yaşlarda çocukların kendi anadilleriyle değil de zorla başka bir dili öğrenmeleriyle anadillerini unuttuklarını ve bu durumda dilin sonraki nesillere aktarılamayarak kültürün yok olmayla karşı karşıya kalındığına dikkat çeken Süryani Kadın Merkezi (SURKADİM) Sözcüsü Aynur Özgün ise, “BM sözleşmesinde ve AHİM kararlarında anadilde öğretim herkes için doğal bir haktır. Ama bugün maalesef Türkiye’de her halk, topluluk ve kesim anadiliyle okullar açıp, eğitim yapma imkanına sahip değildir. Bir dilin özgürlüğünü bölünme, parçalanma değil; tersine tarihi, kültürel bir zenginliği yeniden yeşertmek, yaşatmak olarak algılayalım. Bu dillerin yaşaması ve gelişmesi için her kesim, halk ve sivil toplum kurum kuruluş kendi nezdinde büyük bir mücadele vermelidir” diye konuştu. Türkiye’de kadınların kendi dertlerini, düşüncelerini anadilleriyle rahat bir şekilde ifade edemediğinden yakınan Özgün, “Kadının kendi anadiliyle eğitim görmesi ve gelişmesi çocukların ve gelecek nesillerin de bu temelde gelişmesi ve sağlıklı bir toplumun yaratılması demektir. Bunun içinde biz kadınlar cins olarak nasıl iki kat fazla eziliyorsak iki kat daha fazla mücadele etmeliyiz” dedi.

 


Coşkulu pesnalar söyleyeceğiz Çanakkaleli Pomak bir kadın olan Betül Karataş da, kendisi için anadilin çok yakın bir zamana kadar farkına varmadığı silik ve uzak bir kavram olduğunu ifade ederek, bunun en önemli nedenin de Pomak halkına dayatılan ağır asimilasyon politikası olduğunu söyledi. Karataş, “Biz topraklarından sürülmüş göçmenleriz; yanımızda sadece kimliğimizi getirmişiz. Ancak yeni yurtlarımızda da bırakmamışlar ki kimliğimiz ile yaşayalım, dilimizi konuşalım. Bundandır ki Pomakça, köylerde bizden iki, üç kuşak gerideki halkımızın konuştuğu bir dil olarak kalmış ve bizlere Bulgaristan’da Bulgar, Türkiye’de Türk denilmiş” dedi. “Pomak”ın kelime olarak “acı çeken halk” anlamına geldiğini belirten Karataş, “Dilimiz de acı çekmektedir bugün. Ancak Pomaklar tam bu noktada bu ağır asimilasyona cevap olmaya başlamışlardır ve kuşkusuz bu mücadele sistemin en çok ezdiği kadınlar aracılığı ile gerçekleşebilir. Biz Pomaklar artık acı çeken bir halk değil coşkulu pesnalar (şarkı) söyleyip, özgürce Pomakça konuşan bir halk olacağız” dedi.

Hala tartışılması ayıptır

Çocuğun okul çağına gelene kadar konuştuğu, ailesi ve yakın çevresiyle iletişim kurduğu dil ve bu dil aracılığıyla edindiği tüm kültürün okula başladığında sıfırlandığına dikkat çeken yazar İnci Hekimoğlu da “Çerkes dillerinin pek çoğu bugün yitip gitme tehdidi altında. Yalnız dil değil beraberinde kültürleri aynı tehdit altında. Çerkesler çocuklarını bir yandan dil kurslarına göndererek, dillerini ve kültürlerini korumaya çalışıyor. Ama bilindiği gibi, bir dilin yaşaması için hayatın her alanında, özellikle de akademik dünyada kullanılabilir olması gerek” dedi. Oysa Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin her çocuğun anadilinde eğitim görme hakkının altını çizdiğini hatırlatan Hekimoğlu, “Pek çok ülkede iki hatta üç dilli eğitim mümkün olabiliyorken, bizde hala tartışılıyor olması en hafif deyimiyle ayıptır; ama bunun da ötesinde vahim bir durumdur. Çünkü bu, ‘tek’çi zihniyetin bir adım mesafe kat etmemiş olduğunun göstergesidir” diyerek AKP’nin “Yeni Türkiyesi”nde “Yeni Elit” sınıfının çocuklarına gelecekte çıraklık yapacak nesiller yetiştirmeye çalıştığını ifade etti.

Fesat yuvaları olarak gördüler

Günümüzde yaklaşık 12 yıl Ermeni okulunda eğitim görüp Ermeniceye hakim olan çok az öğrenci olduğunu söyleyen HDP PM üyesi Nıvart Bakırcıoğlu da şu sözlerle düşüncelerini ifade etti: “Cumhuriyet  kurulduktan sonra yeni ülkeyi şekillendiren tek dil, tek ulus yaratma idelojisi, dini azınlıkları ideal topluma tehdit olarak gördü. Her fırsatta azınlıklara ve kurumlarına karşı önyargılı, ayrımcı uygulamaları besledi ve meşrulaştırdı. Cumhuriyet tarihi boyunca da azınlık okulları da bu yaklaşımdan olumsuz etkilendi. Azınlık okullarını ayrılıkçı emellerin aşılandığı, şer odaklarının fesat yuvaları olarak görüldüler, gösterildiler. Ermeni ve Rumlara karşı ayırımcı ifadeler içeren bazı tarih dersi kitapları halen tüm okullarda ders kitabı olarak kullanılmaktadır.”

Zuhal ATLAN