Neden Pomak Dilini Geliştirmeliyiz?

Neden Pomak Dilini Geliştirmeliyiz?

İnsanın gelişiminde belirleyici olan iki temel etken vardır: Dil ve emek. İlkel çağdan bu güne yaşamın akışını sağlayan bu iki etkendir. Özelikle dil, iletişimde kullanılmasıyla birlikte daha etkili ve aktif olmaya başlar ki insanlar arasında yaşamsal önem taşıyan tek araç dildir dersek yanlış olmaz.
Dil sevgiyi, acıyı, açlığı, umudu, umutsuzluğu anlatır. Ortak olan insani tüm duyguları söze döker ona anlamlı sesler katarak sıcak tanımlamalar getirir. Konuşma diliyle birlikte yazımsal alanda da gelişmeye başlar. Dil, yazılı hale gelmeye başlamasıyla birlikte kendini geliştirir. Çünkü o güne kadar kullanılan dile yeni sözcükler eklenmeye başlar ve kalıcılaşır. Yazılı hale gelmeyen birçok dil bugün kaybolmuş yada Pomakça gibi kayboluyor .Diğer önemli etken de dilin ne kadar etkili kullanıldığıdır. Ne kadar sık ve etkili kullanılırsa o kadar gelişir.
Dil sadece düşünceyi yazıya ya da söze dökmek de değildir, ona biçim verir ve tat da katar.

İnsanın dilinin oluşması ve gelişmesinde yaşadığı yerin, ailenin etkisi oldukça fazladır. Daha doğrusu temeldir. Bir çocuk konuşmaya ilk başladığında annesinin söylediklerini tekrarlar. Yani ilk annesinin diliyle kelimeleri öğrenir. Bu dil çocuğun dünyasındaki en sıcak duygudur. O güne kadar annesine karşı duyduğu sıcaklığı sözcüklerle ifade etmeye başlar. Bu dil oldukça da özgürdür. Özgür olmasının nedeni kimsenin etkisi altında kalmadan istediği sözcükle konuşması ve istediği rahatlıkta telaffuz edebilir olmasıdır. Çünkü hiçbir şeyin etkisinde kalmaz…

Anadil bireyin doğuşunda karşı karşıya geldiği, ailesinin, sonra da kendisinin üyesi olduğu toplumun diline verilen isimdir. İnsanın bilinçaltına inen ve bireyin toplumla en güçlü ilişkilerini oluşturan sağlam bir bağdır. Anadil, kişinin bilincinde yer edindiği oranda önem kazanır. Yoksa diğer dilleri öğrenmeye başladığında o dil inceliğini kaybetmeye başlar. Yok, eğer bir öz bilinç oluşmuş ise onu ömür boyu korur.
Diğer bir yan da anadilin etkili kullanılmasıdır. Anlamadığımız bir dil bizi etkilemez. Ya da az çok çözebildiğimiz sözcüklerin etki gücü anadilinle söylediğindeki etkiyi yaratmaz. Anadil ruhi bir şekillenme yaratır. Onun özel bir yeri olur hep. Sıcacıktır, tüm bedenini sarar. Bir halkı halk yapan onun ana dilidir.
Toprak bütünlüğü ve dil bir halkın olmazsa olmaz koşullarıdır Bir hakın kültürüne şekil veren de dilidir. Bu nedenle bir halkı yada etnik gurubu yok etmenin, o halkın yada etnik gurubunun dilini yok etmekten geçtiği, bütün araştırmacıların hemfikir oldukları bir gerçektir.
Elbette dilin aniden yok edilebilecek bir şey olmadığı da bilinir. Bu iş o kadar kolay olmadığı için çok çeşitli politikalar uygulanır. En çok tercih edilen ise o dilin kirletilmesi, bozulması ve yozlaştırılmasıdır.
Emperyalizm, bir ulusu yok etmek için başta askeri güç kullanarak toptan ortadan kaldırmaya yönelmesinden sonra, bunun çok da başarılı bir yöntem olmadığı gerçeğiyle yüz yüze gelmesiyle taktik olarak değişikliklere gitmek zorunda kalmıştır. Tabi bu durum, bu politikadan vazgeçtikleri anlamına gelmiyor. Tam tersi fiziki saldırılarla birlikte, psikolojik ve kültürel saldırılar da öne çıkmaya başlar. Eğitime yönelik politikalar, teknolojinin kullanımında tek dilin (İngilizce) hâkim kılınması yukarıdaki politikalardan hiç de bağımsız değildir. Bugün her halkın dili yarı-İngilizceye dönüşmüş durumdadır. Ve yapılan araştırmalar da bunu doğruluyor, son yüzyıl içinde altı bin dilin yok olma aşamasına geldiği söyleniyor.
Kültürel zenginliğin hızla yok olmaya doğru gittiği görülüyor. İnsanların en temiz ve gerçek zenginliği dilidir. Sayısız dillerden üretilen şiirler, destanlar, türküler…
Dillerin bütün renkleri hızla solduruluyor ve öldürülüyor. Oysa dillerin kardeşliği, halklar açısından çok önemli bir değerdir. Kardeş halkların birbiriyle kültürel olarak alış verişte bulundukları süreçlerde çok zengin bir kültür mirası geriye bırakırlar. Ki bu güne kadar bütün bağımsızlık savaşlarında en önemli talep dillerin korunması ve kendi anadillerinin tüm inceliklerini öğrenip geliştirmesini sağlamak olduğunu kabul etmeleridir. Dilin özgür bırakılması en önemli talepleri olmuştur. Emperyalizmin politikaları ise tam tersi, yok etmenin üzerine şekillenir.
Konfiçyüs’un şu sözleri de oldukça önemlidir. Konfiçyüs’e soruluyor: “Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?”. Konfüçyüs şöyle cevaplıyor: “Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Dil kusurlu olursa sözcükler düşünceyi iyi anlatmaz. Düşünce iyi anlatamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz, ödevler gereği gibi yapılmazsa, kültür bozulur. Kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki; hiçbir şey dil kadar önemli değildir”.
Dilin yanlış ya da doğru kullanılması kültürü doğrudan etkiler. Kültürel sapmanın da, genel yaşam tarzını, adalet duygusunu doğrudan zedelediğini gösteriyor.
Bugün Pomakların yaşadığı bütün ülkelerde Pomakçaya karşı şu veya bu şekilde yapılan yasaklamalar,bozmalar, yozlaştırmalar gibi bir çemberle çevrilmiş durumdadır. Birçok anne ve baba çocuklarıyla hangi dili konuşacağını bilmez haldedir artık. Çocuklarının Pomakça konuştuğunda okulda nasıl bir sıkıntı yaşayacağını kendi pratik deneyimleriyle biliyorlar. Bu da çocuğun iki dünya arasında sıkıştırılmasına yol açıyor.
Pomakça belirli sınırlar içinde geliştiğinden dolayı oldukça sınırlı bir kelime hazinesi olması, gerilemenin temelini oluşturuyor. Pomakça, köyde ya da mahalledeki konuşmalarla sınırlı bir dil halini almış yada oralarda bile terkedilme durumundadır..
Pomakça üzerinde oynanan oyunlar bozma ve yok etme (açık yada gizli) çalışmaları insanların sahip olduğu kültüre konulan yasak anlamına gelir ki görülen de budur. Bu, bir anlamıyla değerlerin de koparılması demektir.
Bir halkın dili, o halkın sevinçlerini, kederlerini, neyi sevdiğini, neyi sevmediğini, psikolojik durumunu, davranışlarını, üslubunu, içinde birikenleri dışa vurmasını vb. vb. her şeyini anlatır. Bir insan konuşamaz ya da söylemek istediğini söyleyemezse, neler hissettiğini anlamak mümkün değildir. Bu nedenle anadilde devletlerin buna önayak olması bir lütuf değil, o halkın yaşam damarı ve hakkıdır.
Pomakça konuşan insanların kendi dillerinde kitap okuyabilme ,yazabilme vb. şekilde hertürlü hakkı vardır(Her 5 parçada).
Yoksa kendi kültüründen uzaklaşacak ve iki dünya arasında sıkışıp kalarak, kendisini hiçbir kültüre ait hissetmemeye devam edecektir(Hangi ülkedeyse o ülkenin aidiyetine katılacıktırki buda katliamdır).

2007-03-02 
ibrahim kenar

Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail