
ERDAL HOŞ ile SÖYLEŞTİK; FUTBOLDA, ERKEK GÖZÜYLE KADIN TARAFTARLIĞI
Her söyleşi öncesi ufak bir açıklama yapmak âdettendir. Bu haftaki söyleşinin benim için şöyle bir anlamı var; bu hafta sonu oynanacak olan Beşiktaş – Gençlerbirliği maçında, “cinsiyetçi küfür” (ben asla etmesem de) edilmesi sebebiyle ceza aldım. Yani tribünde “Cinsiyetçi Küfüre” karşı olup, buna rağmen buna maruz kalıp, bir de cezasını da cinsiyetçi küfredenlerle beraber çekiyor olduğumuz bir düzendeyiz.
Daha önce ilkini Sayın Ergin Aslan ile gerçekleştirmiş olduğumuz, “Futbolda Kadın Taraftarlık” erkek futbol düşünürlerinin gözünden, bir söyleşi dizisi olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. Söyleşilerimizden ikincisini Sayın Erdal Hoş ile gerçekleştireceğiz.
Bu noktada Pomak News Agency’nin yolunu değerli futbol düşünürleri ile kesiştirdiği için Sayın Ergin Aslan’a tekrar teşekkür etmek isterim. Hem futbol hem kadınların futbola bakış açısı hem de erkek bir futbol düşünürlerinin “Kadın ve Futbol” bağlamındaki fikirlerini paylaşmaya devam edeceğiz.
Söyleşiye başlamadan evvel, Sayın Erdal Hoş’a erkek egemen bir toplum haline gelen ülkemizin, belki de en eril alanı olan “futbol” konusunu, kadınlar üzerinden söyleşmek istediğimde, teklifimi kabul ettiği için teşekkür ederim.
Daha önce yazdığım gibi birçok kadın, beni sizden daha fazla eleştirecek, neden bu söyleşiyi bir erkekle yaptın, diye linç edileceğime eminim. Ama #feda…
Konuşulamayanı bugün belki çok primitif bir yerden konuşmuş olacağız ama gelecekte bu söyleşi, birçok alanda yapılacak olan çalışmaya altlık oluşturacaktır.
Umuyorum, bu söyleşilerin devamı gelecek ve “Futbol” sadece bir erkek uğraşısı olmaktan çıkacaktır.
Keyifli okumalar dilerim.
Duygu Doğan / Pomaknews İstanbul / 15-10-2025
______________________________________________________
Sorularımın benim için en can alıcı kısmına başlamadan evvel, yüzyıllardır “Pehlivan” olarak anılan ve spor deyince aklına futbol gelmeyen Pomaklar için ufak bir girizgâh yapalım isterim.
Erdal Hoş, Trabzon’da doğmuş Sakarya’da büyümüş bilahare üniversite eğitimi için İstanbul’a gelmiş okuldan sonra ticarete atılmış sonra iflas etmiş ve 38 yaşından sonra tekrar okumaya yazmaya ve akademiye dönmüş, yarı akademik, yarı gazeteci – yorumcu, yarı belgeselci her şeyden biraz hiçbir şeyden tam olamamış bir öğretmen çocuğudur. Tek avantajı memleket insanını iyi tanımasıdır vesselam…
Google’a bakmadan cevaplıyorum yani aklımda kaldığı kadarıyla Kafkas topluluğu… Ya da şöyle diyeyim Kafkas Türklerinin bir bölümü… Doğru veya yanlış, soruyu okuduğumda aklıma gelen bu. Yazıyı gönderdikten sonra tekrar bakacağım 😊
(Erdal Bey’e söyleşi sonrası Pomaklarla ilgili bilgi verilmiştir).
Aslında spor demeyelim futbol… Ki bana göre bir spor vardır bir de futbol. Futbol başka bir şey nev-i şahsına münhasır. Futbolla ilişkisinin yoğunluğu öncelikle Trabzonlu olmasıyla akabinde de erken kaybettiği babası ve kardeşi ile hatıralarının, hatta güçlü ilişkisinin futbol merkezli olmasıyla alakası vardır. Yani aslında hepimiz kendimizi arıyoruz, ben futbolda arıyorum…
Babası sayesinde… Babasını memleket hasretini Trabzonspor’la tedavi etme çalışmalarına dahil olmuş oradan kendisine bir rol kapmış; babasını ve kardeşini erken kaybedince sanki hem kendi hem ikisi için de bağını o oranda güçlendirmiştir. Bir bakıma borcun miras alınması gibi diyelim….
Okul bahçesi, memlekette de yayla… Sonra elbette televizyon ama siyah beyaz… Ve cızırtılı 😊
Tribünde izlediğim ilk maç sanıyorum rahmetli babam, ben ve kardeşim Sakaryaspor – Galatasaray maçı idi. Sakaryaspor taraftarının içindeydik ama üçümüz de Trabzonsporluyduk… 3-1 Galatasaray kazanmıştı, yağmurlu bir gündü Şenol Çorlu’nun bir topu direkten dönmüştü ve ben o günden sonra top oynarken golden çok direğe çarptırmayı hayal ettim. Top öyle bir ses çıkarmıştı ki o an ana âşıkolmuştum….
Orta okul ve liseyi Arifiye Öğretmen Lisesi’nde yatılı okuduğum için galiba, orta 3’ten sonra her 15 günde bir Sakaryaspor maçlarına giderdim evci izni dönüşü. Her seferinde Arifiye minibüslerininoraya yürürken stada akan insanları görür onlarla yürür yürürken maça girmeyeceğimi düşünür tam stadyum çevresine gelince kontrolü kaybeder ve kendimi stadyumda bulurdum. Hatta bir seferinde flütümü kaybetmiş ve o hafta para kalmadığı için flüt alamamış, iki müzik dersine flütsüz girdiğim için hocadan azar işitmiştim. Çoğu zaman da birilerinin önünde maça girmek yerine, utanır bilet alır tüm harçlığı oraya verir ve yemekhanede ne çıkarsa onu yemek zorunda kalırdım…
3 kız bir erkek çocuk babasıyım. Benim tek başıma maça gittiğim yaşta değil kızlarım oğlum da gidemez sanırım.
Aynı ülkede aynı sosyolojide yaşıyoruz. Kızımın voleybol antrenmanına bile yalnız gitmesine izin vermiyoruz bırakın maçı…
Sakarya’da hatırlamıyorum ama Trabzon’da gittiğim maçlarda az da olsa kadın taraftar hatırlıyorum. Sakarya’da çocukluğumda çocuk yaşta bile hatırlamıyorum.
Değişti evet… Eskiye göre çok daha net ve her yerde kadın taraftar görüyoruz. Dünyada da böyle…Şöyle bir sıralama var sanırım. 1920’li yıllardan 70’lere kadar hem yurtta hem dünyada kadın taraftarlar stadyumda var 70’ler sonrası tamamen bir dil, söylem ve varlık olarak erkek egemen dönem ve 2000 sonrası kadınların tekrar yer alması… Sanırım süreci bu şekilde özetlemek mümkün…
Kesinlikle azalır diyemiyorum zira kadınlarımız da pekâlâ erkekler gibi dahil oluyor görebildiğimkadarıyla hatta bunu eğlenceli bulmak gibi bir ergen hali var… Küfür aslında bir ergenlik hali yani bir çeşit “zararsız yaramazlık” gibi algılanıyor ve böylece çocuklaşmış görüyor insanlar kendilerini…İddialı bir söylem biliyorum ama fena bir gözlemci değilim 😊
Korkarım sorunuzu erken yanıtlamış oldum… Erkekler kadar yaygın olduğunu söyleyemem ama o özentiyi sadece tribünde değil sokakta, sosyal medyada ve üniversitede görüyorum duyuyorum. Neden olarak da yukarıda bahsettiğim durum geçerli; küfür bir çeşit zararsız yaramazlık olarak görülüyor toplumda. Bir oyun gibi yaramaz bir oyun ve bu durum bizim topluma has değil. Ama öyle olmayan toplumlar da var mesela Azerbaycan’da öyle değil dikkatimi çekti… Hem tribünde hem günlük hayatta orda küfür hala bir şiddet belirtisi olarak düşünülüyor. Korkarım bizde bu durum aşıldı ne yazık ki!
Ben stadyuma giriş anını çok severim. Mesela İstanbul’da yaşarken atıyorum, Galatasaray – Sivasspormaçı var aniden karar verip gittiğim çok olmuştur; pasolig falan olmadığı zamanlar… Futbolu tribünden seyretmek değil, tribünü tribünden görmek veya saha ile birlikte tribünü gözlemlemek…Buna aşığım diyebilirim.
Bu soruyu siz yanıtlamalısınız bence… Öte yandan ben en azından değişiyorum. Üç kız babasıyım ve mütemadiyen kızlarımdan “babaaa bu yaklaşım cinsiyetçi” uyarısı alıyorum… En azından dikkat ettiğimi söyleyebilirim ama hala “abartmayın ya ne cinsiyetçiliği” dediğim oluyor. Yerleşik algıların kanaatlerin ve davranış biçimlerinin değişmesi kolay değil sanki yani işiniz hala zor….
Sayınız artmalı ve mücadele etmelisiniz. Ama öte yandan dediğim gibi buna dahil olmak isteyen ve cinsiyetçi küfrü öyle kabul etmeyen geniş bir kadın kitlesi de var. Belki küfür nedir niye edilir buna dair biraz sosyolog ve psikologlarla konuşmak lazım. Öten yandan hani gerçekçi olursak ben küçükken de çok fazla küfür vardı. Çok bireysel ve hatta içimden “yuh yani bunu nasıl düşündün be adam” dediğim küfürler duymuşumdur.
Pek deneyimim yok bir tane var pardon, bir kadın taraftarın içeri girme sırasında beklememesi gerektiğini söyleyip onun öne geçmesi için girişiminde bulunmuştum. Gençler yardımcı olmuş ama kadın “ne münasebet” demişti… Bayağı utanmıştım. Sorun tam burada başlıyor aslında… Sıra beklemesi mi normal benim kendime göre nezaket sandığım ona göre kabalık olan mı??? Hangisi cinsiyetçilik ?
-Ben mütemadiyen tezahürat sevmem. Bireysel izleyiciyim. Maçı izleyen değil oynayan sağ açıkla, rakip kaleye doğru gözleri ile akılları ile giden ve bedenlerinin zor tutan taraftarı seviyorum.
-En azından hayır demiyorum…. Kolayca evet demedim ama hayır da demedim.
-Futbol sivildir…Coğrafya ile dolayısıyla toprakla şehirle kentle ülke ile ideoloji ile bağları hiçbir sporda olmadığı kadar güçlüdür ve aynadır futbol. Hastalık üretmez sorun üretmez var olanı gösterir büyüteç tutar
-Öyle bir kuzey Avrupa dizisi vardı bence sorun yok başbakan oluyorsa ki oluyor pekâlâ olabilir.
-Çok endişeli gördüm sizi… Bu konuda katılmıyorum yani başarılı olursa övülür başarısız olursa yerilir 😊
-Berbat bir çözümdü o zaman da karşıydım şimdi de karşıyım…
-Bunu kızlarım da hatırlatıyor sık sık bana… Ben bildiğiniz Karadenizli ataerkil aile çocuğuyum. Ama alışmaya öğrenmeye çalışıyorum. Sadece bu istek ve şikayetlerin bir ideolojik tutum gibi olmasının faydadan çok zarar vereceğini düşünüyorum. İkna… Anlamamızı sağlayacak bir dile ihtiyaç var ki bunun için de en yakınlarımız en güçlü silahı kadınların bence.
-Bizden daha fazla kadın olduğu kesin ama konu cinsiyetçi küfür ise üzgünüm bizden daha aktif katıldıklarını gözlemledim
-Zaten çok konuşmadım mı sizce de? 😊 Yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Politik olmadım her soruyu filtresiz yanıtlamaya çalıştım ki ayna olsun…
Budur hali pürmelalimiz, arz ederim.



