ERGİN ASLAN ile SÖYLEŞTİK; FUTBOLDA, ERKEK GÖZÜYLE KADIN TARAFTARLIĞI
Pomakların sporla olan ilişkileri de yine coğrafyaya bağlı olarak şekillendiği için bu söyleşimiz Pomaknews Agency için ilk olma niteliği taşıyor. Hem futbol, hem kadınların futbola bakış açısı hem de erkek bir futbol düşünürünün “Kadın ve Futbol” bağlamındaki fikirlerini paylaşıyor olacağız.
Gönül isterdi ki bu söyleşi 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü ya da en azından Mart 2025 tarihi içinde yayımlansın, ama sanırım jet hızıyla değişen ülke gündemi, hayat telaşı ve yoğunluk buna izin vermedi.
Söyleşiye başlamadan evvel, Sayın Ergin Aslan’a erkek egemen bir toplum haline gelen ülkemizin, belki de en eril alanı olan “futbol” konusunu, kadınlar üzerinden söyleşmek istediğimde, teklifimi kabul ettiği için teşekkür ederim.
Birçok kadın, beni sizden daha fazla eleştirecek, neden bu söyleşiyi bir erkekle yaptın, diye linç edileceğime eminim. Ama #feda…
Konuşulamayanı bugün belki çok primitif bir yerden konuşmuş olacağız ama gelecekte bu söyleşi, birçok alanda yapılacak olan çalışmaya altlık oluşturacaktır.
Ben yazarken çok keyif aldım, umarım siz de yanıtlarken keyif alırsınız.
Umuyorum, bu söyleşilerin devamı gelecek ve “Futbol” sadece bir erkek uğraşısı olmaktan çıkacaktır.DUYGU DOĞAN / Pomaknews İstanbul
—————————————————————
Sorularımın benim için en can alıcı kısmına başlamadan evvel, spor deyince aklına futbol gelmeyen Pomaklar için ufak bir girizgâh yapalım isterim.
[E.Aslan]-İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Mezunu (2005), İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisi, 44 yaşında, 2 kız çocuğu babası, spor gazeteciliği yapan biriyim. Beşiktaşlılığım ekseriyetle bilinir ancak mesleğimde ölçülü ve objektif olmaya özen gösteririm. Gazete köşe yazarlığının yanı sıra, TV ve Dijital platformlarda da futbol yorumculuğu yapmaktayım.
[E.Aslan]-Pomakları duydum. Zaman içerisinde muhabbetlerde “Biz Pomağız” cümlesini duymuşluğum var. Coğrafi olarak Balkan kökenli olduklarını da biliyorum.
[E.Aslan]-Tabi, çocuklukta, büyüdüğüm ortamda bir takım tutma mecburiyeti vardı 😊 Beşiktaşlı oldum. Futbol oynamayı da çok severim. Lise takımında, ardından Üniversite turnuvalarında aktif olarak oynadım. Profesyonel olmadım ama amatör olarak oynamayı hep çok sevdim. Beşiktaş maçları başta olma üzere stadyumlarda izlemeye başladım. Sonra da gazetecilik mesleğine başlayınca, spor gazeteciliğini tercih ettim. Öyle de devam ediyor.
• Yolu Beşiktaş’la nasıl kesişmiştir?
[E.Aslan]-Beşiktaşlı oluş hikayem, mahallede topu olan çocuğun, şampiyon kim oluyorsa onu tutuyor olması ve diğer çocukların da o takımı tutmasını istemesi. Aksi halde topuyla oynatmaması. 7 yaşındaydım. Herkesin Galatasaraylı olmasını aksi halde oynatmayacağını söyledi. İşte orada “Beşiktaşlıyım ulan” diyerek arkamı dönüp gittim. O gün bugündür bu yolda yürüyorum 😊
• Futbol izlemeye başladığınız alan/mekân nedir?
[E.Aslan]-Televizyonda izlemeye başladım. Sonra 9-10 yaş civarı amcamla gittiğim maçlar var. Ama tek başıma gittim ilk Beşiktaş maçı 1994’teki Beşiktaş – Kocaeli maçıdır. O yıllardan beri maça gitmediğim sezonyoktur. Yıllarca açık tribünde, sonra yaklaşık 10 yıl kapalı tribünde, sonra da basın tribününde devam ediyorum 😊
[E.Aslan]-Tek başıma gittiğim ilk maç 14 yaşında… Evveli yanımda büyüklerle gitmiştim. O yaşta hissettiğim şey, yeşil zemini görünce, sonsuz bir okyanusun ortasında gibi hissettim. Saha adeta dalgalanıyordu. Heyecandan kendimden geçmişim.
• Tek başınıza gittiğiniz ilk maç Beşiktaş maçı mıydı?
[E.Aslan]-Evet Beşiktaş – Kocaeli maçı 21 Ağustos 1994… 7-1 Beşiktaş kazandı.
[E.Aslan]-Benim kızım 14 yaşına girmek üzere. Şimdi düşünüyorum ne o günün şartlarında ne bugün kendisinin tek başına maça gitmesine razı olmam. Güvenlik, ulaşım, saat vs. konusu beni tedirgin eder.
[E.Aslan]-Yanında büyükleri ile gelen kadın taraftarlar da tanıyorum ama sayıları az. Genelde kendi arkadaşları ile, kendi ortamları ile tribüne gelen kadın taraftar tanıdığım daha fazla.
[E.Aslan]-1990’lı yıllarda tribünlerde kadın taraftar sayısı azdı. 2000’li yılarda da bu böyleydi. Ancak son 10-15 yıldır bu sayı pozitif yönde değişti. Şimdi her tribünde her blokta, maç öncesi mekanlarda, stat çevresinde, kongrelerde vs. eskiye göre hatırı sayılır sayıda kadın taraftar görüyorum.
[E.Aslan]-Tabi, daha ergenlik dönemlerimde tribünde kadın ya da erkek taraftar ayırt etmeden argo ya da küfür kullandığımı hatırlıyorum. Hatta bunun burası tribün burada küfür olur, duymak istemeyen gelmesin diye düşünürdüm. Ama o zaman zihnim ya da hayat görüşüm tam oturmamıştı. Sonra kendimi bulmaya başladığım gençlik yıllarımdan itibaren, kadınların tribüne daha nezih bir hava kattığını düşündüm.
[E.Aslan]-Bence azalır. Çünkü ister istemez bir otokontrol oluşuyor. Bir de bizim kültürümüzde, ‘kadının yanında kavga edilmez, ‘kadın var küfretme’ gibi kalıplar meşhurdur. Pratikte bunun delindiği anlar olsa da teorik olarak erkelerin büyük kısmı bu kalıbı bilir. Uygulamada sıkıntılar var tabi
• Bir süredir, erkekleşmiş kadın taraftar, vurgusu yapılıyor, sizin kendi gözleminiz nedir?
[E.Aslan]-Bu sadece tribünde değil hayatın birçok alanında rollerin değiştiği konusu önemli bir tartışma konusu. Zamanın, dönemin ruhu diye bir şey var. Bu doğal seyri içinde ilerleyen bir süreç muhtemelen. Bunu değiştirmeye ya da engellemeye kalksanız da çok başarılı olacağınızı sanmam. Su yolunu bulur… Ben tribünde “erkekleşmiş kadın taraftar” diye tanımlanan profile çok rastlamadım. Tek tüktür... Ama bu yıllar önce de böyleydi. Yani yaşamdaki kadın erkek rollerinin birbirine girmesi, tribünde çok belirgin değil…
• Erkek taraftarın, benim gözümde birkaç çeşidi var (benim saydıklarım tamamen 22 yıllık, kendi gözlemlerim; çeşitler artırılabilir, azaltılabilir) ; siz stada (meslek olarak icra etmeye başlamadan evvel), neden gidiyorsunuz, giderdiniz?
Yukarıda da bahsettiğim gibi, ilk yaşlarımda bir süre böyle düşündüm ama daha sonra fikrim netleşti bu konuda. Beşiktaş’ı izlemek için geliyordum. Gelme amaçlarım içerisinde küfrün k’si bile yoktu.
[E.Aslan]-Futbol, doğası gereği acımasız bir rekabeti, sertliği, hatta fiziki gücü bünyesinde barındırıyor. Bu saydıklarım fiziki olarak erkek fizyolojisine hatta zihnine daha uygun kavramlar. Bunun yanında erkeklerin futboldaki kalabalıklığı onları ev sahibi gibi gösteriyor olabilir. Futbolu yönetenlerin, erkeklerin ceza aldığı maçları kadınlara açarak sözüm ona iyi bir şey yapıyormuş düşüncesi de,bahsettiğiniz durumu perçinledi. Ancak bir erkeğin statta bulunma hakkı ne kadarsa kadının da o kadardır. Bu konu tartışmaya dahi kapalıdır. Zaten böyle bir kontenjan da yok.
[E.Aslan]-Hayır asla çekip gitmeyin tabi ki. Bazı durumların doğal seyri içinde değişmesi beklenmeli. Bu bahsettiğiniz değişim bugünden yarına olacak bir şey değil. Sadece tribüne ait bir durum da değil. Hayat fena halde futbola benzer cümlesinin altı doludur. Yaşadığımız toplumun, kültürün, öğretilerin, sokağın bir yansıması tribün aslında. Otokontrol dediğin şey çocukluktan, aile, okul, çevre ekseninde öğretilmesi, kazandırılması gereken bir şey. Bu da çok uzun bir süreç. Aksi takdirde bu farkındalık ve bilinçte olmayan bir adam, yapma dedikçe yapıyor. Tribün cezası da bu işi çözmüyor. Hatta küfür sırasında küfretmeyin anonsu gelince küfür daha çok alevleniyor, artıyor. Bunları meşru göstermek için değil, tespit yapmak için söylüyorum. O yüzden siz uyarmaya devam edin, “Beğenmiyorsan gelme” cevabı gelmeye devam edecek muhtemelen. Ama ekrandaki, sosyal medyadaki, kulüp yönetimlerindeki dil değişmediği sürece, bunun tribündeki ortalama bir taraftara yansıması kolay değil. Bu düşünce yapısı ile sadece ve sadece eğitimle, toplum bilinciyle, farkındalık sahibi jenerasyonla mücadele edilir. O da çok uzun zaman alacak…
[E.Aslan]-Bu soru Ergin Bey tarafından yanıtsız bırakılmıştır.
[E.Aslan]-Maçın yaklaşık yarım saat öncesinde başlayıp, maç anında tezahürat ve tepkileriyle (ıslık vs) direkt sahaya etki eden taraftar görmek isterim. Top kendi takımında iken onunla birliktecoşkulu tezahüratla atağa kalkan, top rakipteyken ıslık ve uğultu ile savunma yapan tribün iyidir. Tabi bir de kendi içinde organize olabilmesi çok önemli. Tribünlerden birisi merkez kabul edilip, diğerlerini de orkestra şefi gibi yönetebildiğinde çok güzel bir görsel şölen çıkıyor ortaya.
[E.Aslan]-Yani kadınların erkeklere göre daha duygusal ve naif yapısı, stadyumda ortadan kalkabilir 😊Tribün kendi ritmini tutarken, kadın taraftarları da bir bütün olarak düşünmeli, kadın taraftarlar da bu ritme uyum sağlamalı. Tribündeki taraftarın kadını erkeği yoktur, üst kimlik taraftarlık vardır ve madem tribüne gelinmiştir, bunun hakkı verilmelidir 😊 Tabi gelip, bu işlere girmeden sadece maçını izleyip çıkmak isteyen kadın ya da erkek taraftarın hakkı her daim bakidir. Onu da omzundan tutup zorla orkestraya katmak dayatmaya girer. Ben bunu kabul etmem.
[E.Aslan]-Sanmıyorum. Siyaset, sosyal medya, medya ve ardından futbol ortamı gelir. Stadyumlar; toplumun ana unsurlarının, ana temalarının izdüşümüdür.
[E.Aslan]-Buna hazır değilim. Kabul edelim ki, ne bizim için ne dünya için çok normal bir konu değil bu. Tecrübe etmediğimiz bir şey. Ama kolay alışacağımızı, kolay adapte olacağımı zannetmiyorum. Sırf kadın olduğu için bu göreve getirmek doğru değil zaten. Başardıkları ile bu göreve layık olduğu için getirilmeli. Şu an kadın teknik direktörleri görüyoruz. Başara başara gelip, yönetimleri, kitleleri ikna ederek görev alırlarsa ne ala. Bu çok zor bir şey. Erkelerin hepsi liyakatle mi büyük takım teknik direktörü oluyor sorusu gelebilir akla. Elbette hepsi liyakatle olmuyor. Ancak kulüp yönetimleri ya futbolculuk geçmişleri ya taraftarın onlara teveccühü olması nedeniyle bu kararları kolay alabiliyorlar. Kadın teknik direktör kararını alabilecek bir büyük takım yönetimi şu anda yok. Uzun yıllar da olacağını sanmıyorum.
[E.Aslan]-Erkek futbol takımını çalıştıran bir kadın teknik direktör başarısız olursa, genel olarak duyulacak cümleler; elinin hamuru ile başlar, futbol erkek işidir ile devam eder… Sonra yönetimler bu konudan nasibini alır; kadından teknik direktör mü olur diye… Bunlar kulağa hoş gelmiyor ama söylenmesi en muhtemel cümleler bunlar.
[E.Aslan]-Ben bunu kabul edemem. Yukarıda da bahsettim. Kadını ve çocuğu suç karşısında verilen bir ceza gibi de göstermek anlamını taşıyordu bu uygulama. Ki, sadece kadın taraftarların olduğu bir maçta ceza almıştı Beşiktaş. Tribündeki taraftarı cinsiyetine göre kategorize etmek doğru değil. Tribündeki davranış, cinsiyetle değil, karakter, kişilik ve sorumluluk bilinciyle ilgili bir durum.
[E.Aslan]-Kadınlar son yıllarda bu konuda kendilerini iyi ifade ediyorlar ve birey kavramını öne çıkartıyorlar. Başarılılar da… Mutlak eşitlik çoğu alanda mümkün değil zaten. Kadınların baskın ya da önde olması gereken alanlar olduğu gibi erkeklerin de var. Yoksa her yerde her şartta her sektörde her sportif faaliyette vs. ille de eşitlik zorlaması yapılırsa, adı üstünde zorlama olur. Yani ben kadın erkek meselesini yüzde 50 yüzde 50 diye net şekilde eşit paylaştırmıyorum. İkisinin de öne çıktığı ya da arkada kaldığı alanlar durumlar vardır.
[E.Aslan]-Son yıllarda bu kültür birbirine epey yaklaştı. Yurt dışında maç izlediğim statlardaki kadın sayısına yaklaştık. Bazen geçtiğimiz maçlar da oluyordur. Yukarıda bahsettim, bu bakışın benzer hale gelmesi için önce hayatın içindeki diğer unsurların da birbirine yaklaşması lazım. Eğitim, ekonomi, sosyoloji, adil uygulamalar vs… Futbolu, yaşanılan toplumun diğer gerçeklerinden ayrı düşünmek doğru değil.
[E.Aslan]-Bu soru Ergin Bey tarafından yanıtsız bırakılmıştır.
DUYGU DOĞAN / Pomaknews İstanbul/2025 Mart



